Twitterdakilere bakarak değerlendirmiyorum. Genel kanı bu. Çevrendeki herhangi gsli olmayan bir arkadaşına sor. Herhangi bir gsli ile normal futbol muhabbeti yapabiliyor mu diye. Halı sahaya çağırdığımız 30 kişilik bir arkadaş havuzu var. Bunların 20si gsli ve biri hariç hiçbiriyle asla tek cümle futbol konuşamıyoruz., sadece Avrupa futbolu o kadar. Neden konuşamadığımızı fenerli ya da jkli arkadaşlar anlayacaktır. Yani bu sayı sadece halı sahaya gelenler arasında 20'de 1. O kişi de Okan'ı sevmediği ve takımı bok gibi yönettiği için sevmiyor. Kendi hatasını, kendi eyyamını konuşmayan bir taraftar profili var karşımızda her zaman. Geçen sezon Syzmanski'nin penaltısında bile eyyam penaltısı diyen çok Fenerli gördüm. Çevremde ise herkes öyle dedi. 100 kişilik küme oluştursak 90'ı bunu söyleyecek ve 10'u dışarıda kalacak bir küme olur. Ama mevzubahis GS'ye geldiğinde bu küme tam tersine döner. Çevremle sınırlı değil tabi. Medyada da konuşan yok. GS'liler kendi içinde özeleştiriye kapalı olduğu için bunları görmeyecektir. Rakip takımdakiler okey olur ama bu görüşe.
Örneğin; Okan Frankfurt'a yenildi hakem dedi, YB'ye yenildi hakem dedi, USG'ye yenildi hakem dedi, Liv'e yenildi hakem dedi, City'e yenildi hakem dedi. Abi bir insan kendi hatasını konuşur artık. Sıfır. 8'de kapanır 18'de diyen GS mentalitesi, Ali Koç vari ağlak bir mentaliteye dönüştü. Bu toparlanmaz. Gs maç kaybettiğinde kendi dışında sallayacak birini arıyor her zaman. Kazandığı zaman iyiler kazanır diyor. Kaybettiğinde rakibe saldırıyor. İyilik meleği olarak lanse edilen faizci Muslera'nın kaybettiği maçta rakibinin ayağını kırmaya çalışmasını unutamadık mesela hala.
Bugün bile Liverpool maçında yaşanan sakatlıkları Allah'ın adaleti diye yorumlayan gsliler ve medyadaki main eventer yorumcular var. Liverpoollular sakatlanıyor çünkü ara tatil verilmiyor. Yoğun tempodan dolayı kas sakatlığı yaşıyorlar. Galatasaray'a gelince hiçbir ligde olmayan tatil veriliyor. Milli takım için verilen tatil, oyuncuların daha çok antrenman yapabilmesini sağlamak için olur genelde ama TFF'nin resmi sitesine baktığımızda antrenmana gelmeye bile tenezzül etmemişler. Bunun adı yüzsüzlüktür.
Osimhen'in ve diğer oyuncuların bile isteye faul alması konusuna gelirsek de Osimhen geldiği günden beri her derbide kendini yere atarak maç başı 5 kere kenara gelip oyuna geliyor. Bunda tartışılacak bir şey göremiyorum. Torreira yerde kıvranıp Djiku kırmızı gördüğü anda ayağa kalkıp aslan gibi kükrüyor. Bunda da tartışılacak bir şey göremiyorum. Takımların kenara gelmesi her takımdan örnek verilebilir ama sürekli aynı kişiler tarafından yapıldığında çok göze batıyor. Örnekler çoğaltılır ama gerek yok.
Ayrıca her Avrupa maçında hakem hatası olur. Bizim bu sene penaltımızın verilmediği çok Avrupa maçı oldu. Bu da UEFA bizi yemek istedi demek değildir ya da hakem maçı katletti. Diğer takımlar elendiğinde yoluna bakıyorlar. Ama GS medyası öyle bir şey oluşturdu ki hakem yüzünden elenmişsiniz gibi gösteriyorlar millete. Şu an UEFA postlarının altına hangi mecrada girersen ya hakemle ilgili yorum ya da oyunculara küfür içeren yorumlar var. Şu an ben socrates dahil hiçbir spor kuruluşunun GS'nin 30+ şut yemesi hakkında konuştuğunu göremedim. Hakem üzerinden değerlendiriliyor tüm maçlar. Bunu Fener ya da BJK yaptığında ağlak olarak itham ediliyor GS tarafından. Üstüne, medyanın şişirme haberleriyle Fenerbahçe'nin uçakta yaşadığı olaylar medyaya yansıtılıyor. Doğru veya yanlışlığı bile net olmayan şeyler. Konuşulması gereken ezilerek elenmiş ve tüm Avrupa'dan tepki toplayan GS olması gerekirken konular bambaşka oluyor. Toplar asla GS ve Okan Buruk'a dönmüyor. Asla onlar suçlu değil. Asla onlar hatalı değil.
Samimiyetime inanıp inanmamak senin tercihin ama durum komiktir ki bende etrafımdaki Fenerli arkadaşlarımla -Beşiktaş taraftarı sayabileceğim arkadaşım yok sanırım aklıma gelmedi.- ciddi ciddi oturup futbol konuşmakta zorlanıyorum. Bariz istisna bir yakın arkadaşım hariç konuyu hakeme çekmeden, futbol dışı konulardan algı yapmadan veya en kısa tabirle futbolu futbol olarak değerlendiremedikleri çok zaman oluyor. İronik ki Galatasaray taraftarı sayabileceğim arkadaşlarımla hatta birkaç abimle gayet güzel, uzun ve objektif futbol muhabbeti yapabiliyoruz. İşin içine katmak gerektiğinde üstte bahsettiğim siyasi meseleleri de yer yer katarak geniş bir perspektiften değerlendirebiliyoruz birçok konuyu. Yine üstte bahsettiğim gibi, en az 30'ar milyon taraftarı olan bu iki kulübü etrafımızdaki 30-50 kişiye indirgemek bilmiyorum bana hala mantıksız geliyor. Bir noktada yorum yapamayacağım, o da ben ne Galatasaraylı ne Fenerbahçeli twitter fenomenlerini ya da genel olarak muhabirlerini pek takip etmiyorum. Dolayısıyla Galatasaray kanadı özeleştiriye kapalıdır ya da değildir diye çok ayrıntılı yorumlayamam. Ancak yine durum aynı, elbette her iki tarafta da bu tipte yüzlerce hatta binlerce insan bulursun. Yine üstte belirttiğim gibi, biraz görmek istediğimizi görüyoruz bu konuda. Algıda seçicilik tadında. Dediğim gibi ben pek takip etmiyorum, bana samimi gelmiyor hiçbiri. Çünkü onların yaptığı tek şey kamuoyuna göre şekil almak, ve kamuoyunu şekillendirmeye çalışmak. Takip ettiğim tek platform Galatasaray Sözlük bu minvalde. Orası da zaten resmi bir haber sayfası değil, adı üstünde Galatasaray üzerinden şekillenen bir sözlük platformu. O platformda kalitesi son 1-2 yılda düşmüş olsa bile hala en objektif değerlendirmeleri gördüğüm, bana bir şeyler katan yorumların yapıldığı bir yer.
Okan'ın maç sonu yorumları konusunda belki bir yere kadar sana katılabilirim, ama ben uzun süredir futbolda bunun aksini sürekli yapan bir yönetici/teknik direktör ne gördüm ne hatırlıyorum büyük kulüpler nezdinde. Çünkü kamuoyunun kalitesi zaten yerlerde, ve oraya hitap edip adı üstünde oy toplamak için bunu yapmak mecburiyetinde olduklarını düşünüyorum. Senin üstte yazdığın Erden Timur döneminde başladı bu durumlar söylemine de pek katılmıyorum çünkü onun öncesinde Ali Koç gibi bir gerçek var. Zaten sen de onun nasıl bir mantalitede olduğunu belirtmişsin. Muslera konusuna girersek, faiz olayının arka perdesinde ne döndü ve Muslera'ya neler söylendi ya da o bu işten ne anladı bizim bunu bilmemiz mümkün değil. Daha önce Icardi'nin köpek paylaşımı için dediğim gibi, ikimizde bu konuda varsayım yapmaktan öteye geçemeyeceğiz. Sen kötü niyetli dersin, ben iyi niyetli derim ve bu günün sonunda hiçbir yere varmaz. Ama rakibinin ayağını kırmaya çalışması abartılı bir yorum. Muslera, Galatasaray'a 2011 yılında geldi ve dile kolay 14 sene geçirdi. Bu 14 senede Muslera'nın kaç defa böyle bir harekette bulunduğunu gördün Allah aşkına? Futbol bu, onun yıllardan beri lanse ettiği profesyonelliğine ve karakterine yakışmadığına katılmakla birlikte tek bir olay üzerinden koca Muslera mirasını küçültmeye gitmenin hiçbir anlamı yok.
Taraftar ve main eventer yorumcular vesaire yeterince konuştuğumu düşünüyorum. Ama Galatasaray'a gelince hiçbir ligde olmayan tatil veriliyor cümlen çok üzücü. Bu tatil bir günde planlanmadı, 27. haftadaki maçlar ta ocak ayında Samsunspor ve Fenerbahçe'de dahil üç temsilci hala Avrupa'dayken ertelendi. Yani sadece Galatasaray'a yönelik bir durum hiçbir zaman söz konusu olmadı. Galatasaray'ın işine geldi mi geldi, ama sadece bu yüzden sanki TFF Galatasaray'a kıyak geçmiş gibi bir sonuca varmak hakikaten komik. Şu konuda bir çelişkin olduğunu düşünüyorum, Liverpool takımının yoğun tempodan ötürü sakatlandığını söylerken bir o kadar yoğun bir tempodan çıkan Galatasaray takımı oyuncularının hemen antrenmana çıkmasını beklemen anlamsız. Ellerinde bu inisiyatif varsa değerlendirip değerlendirmemek sadece onları bağlar, yorum yapmak kimsenin haddine değil. Montella ve milli takım teknik ekip bu konuda eleştiride bulunur ve özellikle çağrıldıkları halde gitmezler o zaman farklı bir gözle değerlendirebiliriz. Ancak şu haliyle, Liverpool'un başına gelen şey ortadayken -bizzat sen getirdin bu örneği- oyuncuların birkaç gün dinlenmek istemesinden daha doğal ne var?
Pekala belki ben Galatasaraylı olarak Osimhen'in kendini yere atmasını gözden kaçırmış olayım, böyle bir durum varsa. Ancak açıkçası süper ligde Osimhen kadar yoğun şekilde savunulan başka forvet var mı, zannetmiyorum. Bunu şu yüzden söyledim, oyuncudan oyuncuya bu durum farklı biçimde değerlendirilmeli. Torreira konusunda sana katılıyorum, hatta kendim ekleyeyim bizim takımda Sallai'de bunu çok yapıyor. Ancak Osimhen, hatta Barış'ı da ekleyeyim bu iki oyuncunun maruz kaldığı presin ve mücadelenin onları bunu yapmaya ittiğini düşünüyorum eğer yapıyorlarsa bile. Futbolda bunlar var senin söylediğin gibi, bunu abartan oyuncular da her takımdan fazlasıyla bulunabilir. Yine aynı konuya geleceğim biz görmek istediğimizi görmekle yetiniriz bu konuda.
Son paragrafa gelirsek, elbette her Avrupa maçında bariz hatalar yaşanıyordur ve bu hemen her takımın lehine ya da aleyhine olabiliyordur buna katılıyorum. Ancak bilmiyorum belki benim paronayaklığımdır ama şunu düşünmeden edemiyorum, bir önceki mesajımda üç büyükler için verdiğim örnekler herhangi bir dev Avrupa kulübünün başına gelse -ki ben geleceğine de pek inanmıyorum ama- buna sebep olan hakemler rahat bir şekilde hakemliklerine devam edebilecekler. Baksana usta süper ligde bile üç büyükler her zaman kayırılıyor hakemler tarafından, bunu Avrupa'da mı yapmayacaklar? Bile isteye bir takımı kazandırıyorlar babında söylemiyorum bunu, ben bunun süper ligde de olduğunu düşünmüyorum. Ama günümüzde maalesef ki futbol ve siyaset, hem yurt içi hem yurt dışı kapsamında iç içe. Dolayısıyla hakemlerin sahaya çıkarken hissettikleri baskılar sadece futbolu kapsayan konulardan geçmiyor artık. Direkt Galatasaray - Liverpool maçından örnek vereyim. Szobozslai'nin aldığı penaltı pozisyonu. Maçı canlı izledin mi bilmiyorum. Öncelikle pozisyonun penaltı olduğu kanaatindeyim bunu söyleyeyim, hakem yanlış karar verdi demeyeceğim. Ancak hakem pozisyonu gördüğünde direkt penaltıyı verseydi bu konuyu açmazdım şu an. Aradan 15-20 saniye geçti ve yan hakemle karşılıklı konuşmalar sonucunda bu düdüğü çalabildi, eğer orta hakem ya da yan hakem pozisyonu direkt süzmüş olsa ve kararı vermiş olsa zaten penaltıyı verirlerdi. Ancak veremediler, sonra ne olduysa bir anda düdük çalındı. Bu eyyamın göstergesi değil, Avrupa'daki hakemlerin üzerindeki baskının bizzat kanıtı. Bu paragrafın başında bahsettiğim mevzu, aslında senin yanıtladığın paragraf direkt benim Türk takımlarının Avrupa'daki itibarının Okan'dan çok önce bittiğini söylememin bir örneği niteliğindeydi. Kaldı ki Ivan Bebek ve bizim Madrid mevzuları 10 yılı aşan mevzular. Bizim Avrupa'daki hakemler üzerinde onları baskı altına alabileceğimiz bir etkimiz yok, bunu anlatmaya çalışıyorum. Bu bizim Avrupa'dan elenmemizin doğrudan sebebi değil evet, ama kesinlikle işimizi zorlaştıran bir mevzu. Medyanın şekil değişkenliğini zaten yeterince konuştuk. Sadece son kısma bir şey söyleyeyim, sosyal medyanın en zirvesindeki muhabir olarak tanımlayabileceğimiz Yağız Sabuncuoğlu açık bir Fenerbahçe holiganı. Yeri gelince Fenerbahçe'yi korumak için yanlış haber yapmaktan -bknz. Duran mevzusu- çekinmiyor, Galatasaray üzerinde baskı yaratma şansı varsa bunu asla kaçırmıyor. Dediğin durum tek takıma özel olan bir şey değil yani, Saran değil ama Ali Koç döneminde bu iş çok daha barizdi bence. Bizzat Ahmet Ercanlar gibi bir örnek var hiç kimse yoksa. Kabul edelim ya da etmeyelim, bizim ciddiye almadığımız o herif şu an kamuoyunu yönlendiren insanlardan birisi. Ben de senin mantığınla hareket etsem medyada Galatasaray'ın üzerine oynuyorlar diye paragraflarca yazı yazarım. En başından beri söylediğim gibi, bu meseleler bizim görmek istediğimizi görmemizin bir sonucu.