- Katılım
- 3 Tem 2023
- Konular
- 696
- Mesajlar
- 1,027
- Beğeni sayısı
- 204
- PG Nakit
- 8,590
- Favori Güreşçi
- Tomohiro Ishii
--Son konuşmamızda 2006 G1 turnuvasından bahsetmiştik. Turnuvayı o yıl, kariyerinde üçüncü kez kazanan Hiroyoshi Tenzan kazandı; finalde All Japan Pro-Wrestling'den Satoshi Kojima'yı mağlup etti. Tenzan daha sonra 9 Ekim'de Ryogoku'da sana meydan okudu. 8 Eylül’de Chiba’daki etkinlikte bir kontrat imzaladınız ve o esnada sen "şampiyon olarak, bu salonu yıl bitmeden tamamen dolduracağım" şeklinde bir söz verdin.
Tanahashi: O dönem iş açısından bizim için zor bir dönemdi ama Chiba özellikle kötü bir pazardı. İlk kez şampiyon olduğumda, turne tanıtımları için promosyon ekibimizle birlikte farklı şehirleri dolaşıyordum. Küçük kasabalarda "500 kişiye ulaşmayı hedefleyelim" diyorduk. Bu, COVID öncesi dönemdi yani seyirci kısıtlaması yoktu. 500 bizim hedefimizdi; ortalama 300 kişiye güreş sergiliyorduk.
--O dönem çok daha küçük salonlarda etkinlik yapıyorduk.
Tanahashi: Aynen öyle. O yüzden, sonraki etkinlikte çalışanlarla birlikte "geçen seferden 50 kişi fazla geldi", "bu sefer 100 kişi arttı" gibi sohbetler yapmak gerçekten heyecan vericiydi. Ama gerçek şu ki, bu değişim hemen olmadı. 2006 hâlâ çok zordu. Gerçek faydasını 2009-2010 gibi görmeye başladık. O zamanlar 500 kişiye ulaşabiliyorduk. Sonra da “tamam, sırada 1000 var” diyorduk.
--İşin meyvesini almak biraz zaman aldı yani.
Tanahashi: O yüzden Chiba'da öyle bir söz söylediğimde, kimse gerçekten o salonun yıl içinde tamamen dolmasını beklemiyordu ama o kararlılık bende vardı. Bunu söylemek benim görevimdi.
--Yani o ilk şampiyonluk seni gerçekten değiştirdi mi sence?
Tanahashi: Aslında kemeri kazanmadan hemen önce bakış açım değişti diyebilirim. O zamana kadar hep... yani başkasının sorumluluğu gibi değil ama, birinin yolu açacağını ve benim de alttan yukarı doğru yükseleceğimi düşünüyordum. Ta ki o Hokkaido turnesine kadar; soyunma odasına baktım ve “acaba o kişi ben miyim?” diye düşündüm. Görüntü olarak, imaj olarak, yaş olarak da tam yerine oturuyordu. O noktadan itibaren sorumluluğu hissetmeye başladım.
--Ve kemer elindeyken bu sorumluluk daha da somutlaşıyor tabii.
Tanahashi: Belki bu biraz kendini beğenmişlik gibi gelebilir ama, normalde güreşçiler "ben adamım, ben ace’im" diye dolaşmaz. Belki o zamanlar “ben önderlik edeceğim” dediğimde bazılarını rahatsız etmiştir bile. Ama bu laflar duyulmaya, kabul görmeye başladığında iş ciddi bir hal alıyor. Sonuçta, ürün (şirket) ilgi görmezse, yeni yıldızlar yaratamayız. Benim düşüncem şu şekildeydi: "Tamam, önce bu alanı işler hale getirelim ki birilerini parlatabilelim." Yani benim görevim, taş ve çöp dolu bu bahçeyi temizleyip toprağı işlemekti. Sonra bir gün, 2012’de biraz yağmur yağdı, heheh.
--Yağmur getiren Rainmaker’la birlikte.
Tanahashi: O günden sonra bereketli hasatlar almaya başladık, diyelim (gülüyor). Ama o dönem gerçekten zordu. Şampiyon olunca herkesin üstüne titrediği bir ortam hayal edersin, ama aslında daha fazla stres, daha fazla zihinsel yük getiriyor. Kemeri aldığın an asıl iş başlıyor. Zirve ve çöküşler her zaman olur ama o dönem sadece çöküşten ibaretti.
--İlk kemer savunmandan sonra ve bir süre boyunca seyirciden çok fazla yuhalama aldın. Sonraları yazdıklarına göre, geleneksel "Strong Style" güreşçi imajına uymadığını ve bu nedenle bazı seyircilerin tepkisini çektiğini, bunun da yuhalamalara dönüştüğünü ifade etmiştin. O dönemde böyle bir şey beklemiyordun tabii.
Tanahashi: Evet. Belki bu biraz 'durumu fark edememek' sayılabilir ama hayatım boyunca kimsenin beni sevmediği bir durumu yaşamamıştım. Ailem çok nazik ve destekleyiciydi, okulda popülerdim. O yüzden seyirciden yuhalar duyunca adeta bir şok yaşadım, insanların beni sevmemesine inanamadım. Ve bunu geç fark ettiğim için üzerine gitmek de zor oldu.
--Hazır değildin buna.
Tanahashi: Şunu unutmamak lazım, yuhalanıyordum ama babyface (iyi adam) olarak konumlandırılmıştım. Yani Hontai üyeleriyle takım oluyorum ve tag alıp ringe girince sadece ben yuhalanıyorum. Bu, takım arkadaşlarım için de zor bir durumdu. O dönem Keiji Muto, ki o sırada AJPW'deydi, bana "Tana, bu iş seni yıkmasın" dedi. O ana kadar hayatımı bu işe adamıştım, böyle bir şey duyunca ne cevap vereceğimi bilemedim.
--Peki, Hontai'deki diğer güreşçiler seninle bu konuda konuştular mı?
Tanahashi: Hayır, pek konuşan olmadı. Etrafımda danışabileceğim bir akıl hocam yoktu ve kimse bu konuda bana destek olmak için adım atmıyordu. Bu işte çok kıskançlık vardır, ve düşmemi isteyenlerin olduğunu da hissediyordum. Zirve gerçekten çok yalnız bir yerdi. Ama o dönem kalbimi kırılmaktan kurtaran tek kişi ses teknisyenimiz Endo-san’dı.
--Gerçek bir işin emektarı.
Tanahashi: Benim stilim, bolca dayak yedikten sonra sonunda bir şekilde maçı kazanmak üzerine kurulu. Endo-san bana "bunun bir değeri var, bu önemli. Şu anki halinle Inoki gibisin" dedi. Her gece salon salon gezip maçlar izleyen biri bunu söylüyorsa, gerçekten çok şey ifade eder. Dürüst olmak gerekirse, Endo-san NJPW’yi kurtarmıştır (gülüyor).
--Seyircinin güvenini ve saygısını kazanman uzun sürdü ama başardın sonunda.
Tanahashi: Direttim, dayandım ve sonunda benden nefret eden seyirciler pes etti sanırım? (gülüyor) Ama en önemlisi, ben kendime olan inancımı hiç kaybetmedim. O dönem NJPW çok katı kurallara bağlı, esnek olmayan bir yapıdaydı. Ama o şekilde kalsaydı batardı. Ben inandığım yoldan şaşmadım, güreşimi kendi stilimde sürdürdüm. Düşünüyorum da, o zorlu günler beni hem bir güreşçi hem de bir insan olarak gerçekten geliştirdi.
Tanahashi: O dönem iş açısından bizim için zor bir dönemdi ama Chiba özellikle kötü bir pazardı. İlk kez şampiyon olduğumda, turne tanıtımları için promosyon ekibimizle birlikte farklı şehirleri dolaşıyordum. Küçük kasabalarda "500 kişiye ulaşmayı hedefleyelim" diyorduk. Bu, COVID öncesi dönemdi yani seyirci kısıtlaması yoktu. 500 bizim hedefimizdi; ortalama 300 kişiye güreş sergiliyorduk.
--O dönem çok daha küçük salonlarda etkinlik yapıyorduk.
Tanahashi: Aynen öyle. O yüzden, sonraki etkinlikte çalışanlarla birlikte "geçen seferden 50 kişi fazla geldi", "bu sefer 100 kişi arttı" gibi sohbetler yapmak gerçekten heyecan vericiydi. Ama gerçek şu ki, bu değişim hemen olmadı. 2006 hâlâ çok zordu. Gerçek faydasını 2009-2010 gibi görmeye başladık. O zamanlar 500 kişiye ulaşabiliyorduk. Sonra da “tamam, sırada 1000 var” diyorduk.
--İşin meyvesini almak biraz zaman aldı yani.
Tanahashi: O yüzden Chiba'da öyle bir söz söylediğimde, kimse gerçekten o salonun yıl içinde tamamen dolmasını beklemiyordu ama o kararlılık bende vardı. Bunu söylemek benim görevimdi.
--Yani o ilk şampiyonluk seni gerçekten değiştirdi mi sence?
Tanahashi: Aslında kemeri kazanmadan hemen önce bakış açım değişti diyebilirim. O zamana kadar hep... yani başkasının sorumluluğu gibi değil ama, birinin yolu açacağını ve benim de alttan yukarı doğru yükseleceğimi düşünüyordum. Ta ki o Hokkaido turnesine kadar; soyunma odasına baktım ve “acaba o kişi ben miyim?” diye düşündüm. Görüntü olarak, imaj olarak, yaş olarak da tam yerine oturuyordu. O noktadan itibaren sorumluluğu hissetmeye başladım.
--Ve kemer elindeyken bu sorumluluk daha da somutlaşıyor tabii.
Tanahashi: Belki bu biraz kendini beğenmişlik gibi gelebilir ama, normalde güreşçiler "ben adamım, ben ace’im" diye dolaşmaz. Belki o zamanlar “ben önderlik edeceğim” dediğimde bazılarını rahatsız etmiştir bile. Ama bu laflar duyulmaya, kabul görmeye başladığında iş ciddi bir hal alıyor. Sonuçta, ürün (şirket) ilgi görmezse, yeni yıldızlar yaratamayız. Benim düşüncem şu şekildeydi: "Tamam, önce bu alanı işler hale getirelim ki birilerini parlatabilelim." Yani benim görevim, taş ve çöp dolu bu bahçeyi temizleyip toprağı işlemekti. Sonra bir gün, 2012’de biraz yağmur yağdı, heheh.
--Yağmur getiren Rainmaker’la birlikte.
Tanahashi: O günden sonra bereketli hasatlar almaya başladık, diyelim (gülüyor). Ama o dönem gerçekten zordu. Şampiyon olunca herkesin üstüne titrediği bir ortam hayal edersin, ama aslında daha fazla stres, daha fazla zihinsel yük getiriyor. Kemeri aldığın an asıl iş başlıyor. Zirve ve çöküşler her zaman olur ama o dönem sadece çöküşten ibaretti.
--İlk kemer savunmandan sonra ve bir süre boyunca seyirciden çok fazla yuhalama aldın. Sonraları yazdıklarına göre, geleneksel "Strong Style" güreşçi imajına uymadığını ve bu nedenle bazı seyircilerin tepkisini çektiğini, bunun da yuhalamalara dönüştüğünü ifade etmiştin. O dönemde böyle bir şey beklemiyordun tabii.
Tanahashi: Evet. Belki bu biraz 'durumu fark edememek' sayılabilir ama hayatım boyunca kimsenin beni sevmediği bir durumu yaşamamıştım. Ailem çok nazik ve destekleyiciydi, okulda popülerdim. O yüzden seyirciden yuhalar duyunca adeta bir şok yaşadım, insanların beni sevmemesine inanamadım. Ve bunu geç fark ettiğim için üzerine gitmek de zor oldu.
--Hazır değildin buna.
Tanahashi: Şunu unutmamak lazım, yuhalanıyordum ama babyface (iyi adam) olarak konumlandırılmıştım. Yani Hontai üyeleriyle takım oluyorum ve tag alıp ringe girince sadece ben yuhalanıyorum. Bu, takım arkadaşlarım için de zor bir durumdu. O dönem Keiji Muto, ki o sırada AJPW'deydi, bana "Tana, bu iş seni yıkmasın" dedi. O ana kadar hayatımı bu işe adamıştım, böyle bir şey duyunca ne cevap vereceğimi bilemedim.
--Peki, Hontai'deki diğer güreşçiler seninle bu konuda konuştular mı?
Tanahashi: Hayır, pek konuşan olmadı. Etrafımda danışabileceğim bir akıl hocam yoktu ve kimse bu konuda bana destek olmak için adım atmıyordu. Bu işte çok kıskançlık vardır, ve düşmemi isteyenlerin olduğunu da hissediyordum. Zirve gerçekten çok yalnız bir yerdi. Ama o dönem kalbimi kırılmaktan kurtaran tek kişi ses teknisyenimiz Endo-san’dı.
--Gerçek bir işin emektarı.
Tanahashi: Benim stilim, bolca dayak yedikten sonra sonunda bir şekilde maçı kazanmak üzerine kurulu. Endo-san bana "bunun bir değeri var, bu önemli. Şu anki halinle Inoki gibisin" dedi. Her gece salon salon gezip maçlar izleyen biri bunu söylüyorsa, gerçekten çok şey ifade eder. Dürüst olmak gerekirse, Endo-san NJPW’yi kurtarmıştır (gülüyor).
--Seyircinin güvenini ve saygısını kazanman uzun sürdü ama başardın sonunda.
Tanahashi: Direttim, dayandım ve sonunda benden nefret eden seyirciler pes etti sanırım? (gülüyor) Ama en önemlisi, ben kendime olan inancımı hiç kaybetmedim. O dönem NJPW çok katı kurallara bağlı, esnek olmayan bir yapıdaydı. Ama o şekilde kalsaydı batardı. Ben inandığım yoldan şaşmadım, güreşimi kendi stilimde sürdürdüm. Düşünüyorum da, o zorlu günler beni hem bir güreşçi hem de bir insan olarak gerçekten geliştirdi.
