- Katılım
- 3 Tem 2023
- Konular
- 696
- Mesajlar
- 1,027
- Beğeni sayısı
- 204
- PG Nakit
- 8,590
- Favori Güreşçi
- Tomohiro Ishii
-- Geçen sefer 2005 baharındaki ilk New Japan Cup’tan bahsetmiştik. O turnuvanın ardından sen ve Shinsuke Nakamura, IWGP Takım Şampiyonluğu’nu Tokyo Dome’da Manabu Nakanishi ve Kendo Kashin’den oluşan Team Japan’a karşı savundunuz.
Tanahashi: O maçla ilgili hatırladığım tek şey, Nakanishi ve Kashin’in çok iyi iletişim kuramıyor gibi görünmeleriydi (gülüyor). O dönemde Kashin ve Nakamura’nın stilleri benzerdi diye düşünüyordum, bu yüzden Nakanishi ile ben ilgilenirim dedim.
-- Kashin’le çok etkileşimin oldu mu?
Tanahashi: Keiji Muto ve Satoshi Kojima ile birlikte New Japan’dan ayrılmıştı ama ben Young Lion’ken antrenmanda çok güreştik. Beni fena döverdi, Michiyoshi Ohara’yla birlikte.
-- İkisi de MMA geçmişine sahipti.
Tanahashi: Nakamura da öyle tabii. Köşede izlediğim yerden, onların mat güreşi gerçekten etkileyiciydi. Ama onun dışında, o geceye dair pek bir şey hatırlamıyorum. Özellikle de bir Dome kartı olmasına rağmen. O dönem bu büyük maç kartları bir anda açıklanıyordu. Maçlar birdenbire duyuruluyordu ve hadi ringe deniliyordu; bugünkü gibi bir ilerleme, maçların arasında bir hikâye akışı yoktu.
-- O Tokyo Dome kartında Keiji Muto vs Ron Waterman maçı da vardı, tamamen rastgele, hiçbir hazırlık olmadan.
Tanahashi: Düşünce tarzı, “önce isimleri getirelim, nasıl kullanacağımızı sonra düşünürüz” şeklindeydi. Ama dürüst olmak gerekirse, o maç beklentilerin çok üstündeydi. Muto’nun ne kadar profesyonel olduğunu gösteriyor. Ah! Ve o geceyle ilgili başka bir şey de vardı: Ben ve Nakamura birlikte arenaya arabayla gelmiştik!
-- O zamanlar aranızda biraz gergin bir ilişki olduğunu, pek konuşmadığınızı söylemiştin.
Tanahashi: Onu daha iyi tanımak istiyordum. O dönem bir Audi TT’m vardı, iki kişilik. Sanırım Nakamura, o arabaya binen tek güreşçiydi. Yolda böyle sihirli bir dostluk doğar diye bekliyordum ama… olmadı (gülüyor). Biraz sonra da Nakamura gidip bir Porsche aldı. “Tamam, şimdi de arabayla üstünlük kuruyor” dedim içimden.
-- Önce IWGP kemeri, sonra Porsche (gülüyor). Tokyo Dome kartından hemen sonra Antonio Inoki’nin damadı Simon Kelly Inoki, NJPW başkanı oldu. Onun hakkında ne düşünüyordun?
Tanahashi: Hakkında olumlu ya da olumsuz bir fikrim yoktu; sadece “işleri doğru yönde götürsün yeter” diyordum. Ama Simon meselesi daha çok Simon’un kendisi değil, arkasındaki biri onu yönlendiriyor gibiydi.
-- Simon, başkan olmadan önce orijinal LA Dojo’da çalışıyordu. Belki Nakamura onu daha iyi tanıyordur?
Tanahashi: Ben pek konuşmadım kendisiyle. Sadece “aa sakallı iri bir adam” diye düşünmüştüm (gülüyor).
-- O dönem ofisle arana biraz mesafe mi koyuyordun?
Tanahashi: Evet, neredeyse hiç ilgilenmiyordum. Ofis politikaları ilgimi çekmiyordu. Zaten söyleyeceğim bir şeyin bir etkisi olacağını da sanmıyordum. Hepimiz zorlu bir dönemden geçerken, benim ringde elimden geleni yapmam gerekiyordu. Her maça tek tek bakıp en iyisini vermekti amacım.
-- LA Dojo’ya dönersek, o dönem Dojo özel etkinlikleri vardı. Bazılarında güreşmiştin.
Tanahashi: İlk etkinlikte güreştim (21 Haziran 2003). Ben hiç yurt dışı gezisi (excursion) yapmamıştım, bu Japonya dışındaki ilk maçım oldu. Rakibim Jimmy Ambriz’di. Alışılmadık bir maçtı.
-- Ambriz’in kariyeri daha çok MMA üzerindeydi, bu da maça yansımıştır. LA Dojo hakkında ne düşünüyorsun?
Tanahashi: Aslında Santa Monica banliyösünde büyük bir depo gibiydi. Hemen yanında atıştırmalık üreten bir şirketin deposu vardı. Her gün oradan geçerken protein barlarla dolu paletler görüyordum. Hep “acaba bir koli çalsam fark ederler mi” diye düşünürdüm ama hiçbir zaman harekete geçmedim (gülüyor).
-- LA Dojo’dan birçok ünlü geçti.
Tanahashi: Ben oradayken Rocky Romero ve partneri Ricky Reyes oradaydı. Bryan Danielson da sanırım? Prince Devitt ve Karl Anderson daha sonra geldi, onları tanımadım. O gezide en çok şaşırdığım şey ise beni business class uçurmalarıydı. O zamanlar genç bir adam olarak çok garip gelmişti.
-- Mayıs’taki Tokyo Dome’dan sonra NJPW, 2-4 Haziran arası üç etkinlik için İtalya turnesine çıktı.
Tanahashi: O uçuş business class değildi (gülüyor). Avrupa’ya ilk gidişimdi; TV Asahi ekibi benimle ve Nakamura’yla birlikteydi, özel bir program çekiyorlardı.
-- Kadınlara senin fotoğraflarını gösterip “ne düşünüyorsunuz?” diye soruyorlardı (gülüyor).
Tanahashi: Evet, yaptılar! Ve söyleyeyim: Hiroshi Tanahashi İtalyan kadınlar arasında çok popülerdi (gülüyor). O gezi için özel bir kredi kartı bile çıkarttım. Güzel bir takım elbise aldım, limiti tükettim ve eşim kartı iptal etti—aynı hafta içinde (gülüyor).
-- Maçlardan ne hatırlıyorsun?
Tanahashi: Beni en çok şaşırtan şey ring oldu. Bizim ring değil, yerel bir federasyonundu. Üstüne sadece bir çarşaf serilmiş demir plakalar gibiydi. Hiç esneme yok. “Herhangi büyük bir düşüşte biterim ben” diye düşündüm.
-- Ortam da ilginçti. Dans, şarkı, tam bir çeşitlilik vardı…
Tanahashi: Ah, şimdi söyleyince hatırladım! Maçlardan çok geziye dair anılarım var. Yerel bir restorana gitmiştik, o makarnalar, pizzalar… inanılmazdı. Gerçek İtalyan mutfağı, buraya ihraç edilenden çok farklı. Çalışmaktan çok tatilde gibiydim sanırım (gülüyor).
-- Bu turnede U-30 ligi kapsamında Toru Yano’yla karşılaştınız. 4 Ocak Tokyo Dome’da Nakamura senden U-30 kemerini almıştı, sonra da kemeri emekli etmek istedi. Haziran’da ise şirket kemeri tekrar canlandırdı.
Tanahashi: Bu benim isteğimden çok şirketin planıydı. Kemerin geri getirilmesi aceleye geldi. Zordu. Kemerin arkasında bir ilgi yaratmak için elimden geleni yapmam gerektiğini hissediyordum ve bu ligde kaybetseydim, o tüm çaba boşa gitmiş olacaktı.
-- Üstelik Best of the Super Juniors’ın ortasında oynanıyordu, ilgi çekmek ekstra zordu. Lig katılımcıları seninle birlikte Yano, Blue Wolf, Harry Smith (şimdiki Davey Boy Smith Jr.), Naofumi Yamamoto (Yoshitatsu) ve Hiroshi Nagao’ydu. Tüm maçları kazanıp ikinci olan Yano’yu yenerek kemeri geri aldın.
Tanahashi: Kemerimi Nakamura’ya kaybettim, sonra onun yer almadığı bir ligde geri aldım. Bu bana çok büyük bir başarı gibi gelmiyor. Ama Davey Boy’la yaptığım maçı hatırlıyorum. Sadece 19 yaşındaydı ve gerçekten büyük potansiyel görmüştüm. Genetik olarak her şey vardı.
-- Yeni jenerasyonun lideri gibiydin.
Tanahashi: Blue Wolf güçlü ve iyi bir güreşçiydi. Yanlış zamanda çıktı sahneye bence; biraz erken ya da biraz geç gelse büyük yol alırdı. Yoshitatsu ise… en iyi anlamda söylüyorum, o zaman nasılsa şimdi de aynı. Kendine olan özgüveni inanılmazdı. Haklı olsun olmasın, sıfır kompleks. Kendisinden büyük ya da daha iyi adamlarla aynı soyunma odasında olsa bile hiç kıskanmazdı; girdiği her ortamda sanki en büyük oydu (gülüyor).
-- Duyduğum bir hikâyeye göre bir gün Dojo’da genç güreşçilerle birlikte Meclis oturumlarını TV’den izliyormuş. Onlara bir gün başbakan olacağını söylemiş.
Tanahashi: Haha! Biz güreşçiler arasında bir kural vardır: Aynı hareketi yapan başka biri varsa ve o bunu senden daha iyi yapıyorsa, sen o hareketi bırakırsın. Söylemeye gerek bile yoktur, doğaldır bu. Aynı şeyi senden iyi yapan biri varken sen neden yapasın, değil mi? Ama Yoshitatsu’da bu algı yoktu. Ortamı hiç okuyamazdı. Onun tekmelerinden çok daha iyilerini atanlar olsa bile, o yine tekme atmaya devam ederdi. İnsanlar tavsiye vermeye çalışırdı, ama bir kulağından girer diğerinden çıkardı. Gifu’lu olduğu için özel hayatımızda iyi anlaşırdık, ama profesyonel olarak... başka konu (gülüyor).
Tanahashi: O maçla ilgili hatırladığım tek şey, Nakanishi ve Kashin’in çok iyi iletişim kuramıyor gibi görünmeleriydi (gülüyor). O dönemde Kashin ve Nakamura’nın stilleri benzerdi diye düşünüyordum, bu yüzden Nakanishi ile ben ilgilenirim dedim.
-- Kashin’le çok etkileşimin oldu mu?
Tanahashi: Keiji Muto ve Satoshi Kojima ile birlikte New Japan’dan ayrılmıştı ama ben Young Lion’ken antrenmanda çok güreştik. Beni fena döverdi, Michiyoshi Ohara’yla birlikte.
-- İkisi de MMA geçmişine sahipti.
Tanahashi: Nakamura da öyle tabii. Köşede izlediğim yerden, onların mat güreşi gerçekten etkileyiciydi. Ama onun dışında, o geceye dair pek bir şey hatırlamıyorum. Özellikle de bir Dome kartı olmasına rağmen. O dönem bu büyük maç kartları bir anda açıklanıyordu. Maçlar birdenbire duyuruluyordu ve hadi ringe deniliyordu; bugünkü gibi bir ilerleme, maçların arasında bir hikâye akışı yoktu.
-- O Tokyo Dome kartında Keiji Muto vs Ron Waterman maçı da vardı, tamamen rastgele, hiçbir hazırlık olmadan.
Tanahashi: Düşünce tarzı, “önce isimleri getirelim, nasıl kullanacağımızı sonra düşünürüz” şeklindeydi. Ama dürüst olmak gerekirse, o maç beklentilerin çok üstündeydi. Muto’nun ne kadar profesyonel olduğunu gösteriyor. Ah! Ve o geceyle ilgili başka bir şey de vardı: Ben ve Nakamura birlikte arenaya arabayla gelmiştik!
-- O zamanlar aranızda biraz gergin bir ilişki olduğunu, pek konuşmadığınızı söylemiştin.
Tanahashi: Onu daha iyi tanımak istiyordum. O dönem bir Audi TT’m vardı, iki kişilik. Sanırım Nakamura, o arabaya binen tek güreşçiydi. Yolda böyle sihirli bir dostluk doğar diye bekliyordum ama… olmadı (gülüyor). Biraz sonra da Nakamura gidip bir Porsche aldı. “Tamam, şimdi de arabayla üstünlük kuruyor” dedim içimden.
-- Önce IWGP kemeri, sonra Porsche (gülüyor). Tokyo Dome kartından hemen sonra Antonio Inoki’nin damadı Simon Kelly Inoki, NJPW başkanı oldu. Onun hakkında ne düşünüyordun?
Tanahashi: Hakkında olumlu ya da olumsuz bir fikrim yoktu; sadece “işleri doğru yönde götürsün yeter” diyordum. Ama Simon meselesi daha çok Simon’un kendisi değil, arkasındaki biri onu yönlendiriyor gibiydi.
-- Simon, başkan olmadan önce orijinal LA Dojo’da çalışıyordu. Belki Nakamura onu daha iyi tanıyordur?
Tanahashi: Ben pek konuşmadım kendisiyle. Sadece “aa sakallı iri bir adam” diye düşünmüştüm (gülüyor).
-- O dönem ofisle arana biraz mesafe mi koyuyordun?
Tanahashi: Evet, neredeyse hiç ilgilenmiyordum. Ofis politikaları ilgimi çekmiyordu. Zaten söyleyeceğim bir şeyin bir etkisi olacağını da sanmıyordum. Hepimiz zorlu bir dönemden geçerken, benim ringde elimden geleni yapmam gerekiyordu. Her maça tek tek bakıp en iyisini vermekti amacım.
-- LA Dojo’ya dönersek, o dönem Dojo özel etkinlikleri vardı. Bazılarında güreşmiştin.
Tanahashi: İlk etkinlikte güreştim (21 Haziran 2003). Ben hiç yurt dışı gezisi (excursion) yapmamıştım, bu Japonya dışındaki ilk maçım oldu. Rakibim Jimmy Ambriz’di. Alışılmadık bir maçtı.
-- Ambriz’in kariyeri daha çok MMA üzerindeydi, bu da maça yansımıştır. LA Dojo hakkında ne düşünüyorsun?
Tanahashi: Aslında Santa Monica banliyösünde büyük bir depo gibiydi. Hemen yanında atıştırmalık üreten bir şirketin deposu vardı. Her gün oradan geçerken protein barlarla dolu paletler görüyordum. Hep “acaba bir koli çalsam fark ederler mi” diye düşünürdüm ama hiçbir zaman harekete geçmedim (gülüyor).
-- LA Dojo’dan birçok ünlü geçti.
Tanahashi: Ben oradayken Rocky Romero ve partneri Ricky Reyes oradaydı. Bryan Danielson da sanırım? Prince Devitt ve Karl Anderson daha sonra geldi, onları tanımadım. O gezide en çok şaşırdığım şey ise beni business class uçurmalarıydı. O zamanlar genç bir adam olarak çok garip gelmişti.
-- Mayıs’taki Tokyo Dome’dan sonra NJPW, 2-4 Haziran arası üç etkinlik için İtalya turnesine çıktı.
Tanahashi: O uçuş business class değildi (gülüyor). Avrupa’ya ilk gidişimdi; TV Asahi ekibi benimle ve Nakamura’yla birlikteydi, özel bir program çekiyorlardı.
-- Kadınlara senin fotoğraflarını gösterip “ne düşünüyorsunuz?” diye soruyorlardı (gülüyor).
Tanahashi: Evet, yaptılar! Ve söyleyeyim: Hiroshi Tanahashi İtalyan kadınlar arasında çok popülerdi (gülüyor). O gezi için özel bir kredi kartı bile çıkarttım. Güzel bir takım elbise aldım, limiti tükettim ve eşim kartı iptal etti—aynı hafta içinde (gülüyor).
-- Maçlardan ne hatırlıyorsun?
Tanahashi: Beni en çok şaşırtan şey ring oldu. Bizim ring değil, yerel bir federasyonundu. Üstüne sadece bir çarşaf serilmiş demir plakalar gibiydi. Hiç esneme yok. “Herhangi büyük bir düşüşte biterim ben” diye düşündüm.
-- Ortam da ilginçti. Dans, şarkı, tam bir çeşitlilik vardı…
Tanahashi: Ah, şimdi söyleyince hatırladım! Maçlardan çok geziye dair anılarım var. Yerel bir restorana gitmiştik, o makarnalar, pizzalar… inanılmazdı. Gerçek İtalyan mutfağı, buraya ihraç edilenden çok farklı. Çalışmaktan çok tatilde gibiydim sanırım (gülüyor).
-- Bu turnede U-30 ligi kapsamında Toru Yano’yla karşılaştınız. 4 Ocak Tokyo Dome’da Nakamura senden U-30 kemerini almıştı, sonra da kemeri emekli etmek istedi. Haziran’da ise şirket kemeri tekrar canlandırdı.
Tanahashi: Bu benim isteğimden çok şirketin planıydı. Kemerin geri getirilmesi aceleye geldi. Zordu. Kemerin arkasında bir ilgi yaratmak için elimden geleni yapmam gerektiğini hissediyordum ve bu ligde kaybetseydim, o tüm çaba boşa gitmiş olacaktı.
-- Üstelik Best of the Super Juniors’ın ortasında oynanıyordu, ilgi çekmek ekstra zordu. Lig katılımcıları seninle birlikte Yano, Blue Wolf, Harry Smith (şimdiki Davey Boy Smith Jr.), Naofumi Yamamoto (Yoshitatsu) ve Hiroshi Nagao’ydu. Tüm maçları kazanıp ikinci olan Yano’yu yenerek kemeri geri aldın.
Tanahashi: Kemerimi Nakamura’ya kaybettim, sonra onun yer almadığı bir ligde geri aldım. Bu bana çok büyük bir başarı gibi gelmiyor. Ama Davey Boy’la yaptığım maçı hatırlıyorum. Sadece 19 yaşındaydı ve gerçekten büyük potansiyel görmüştüm. Genetik olarak her şey vardı.
-- Yeni jenerasyonun lideri gibiydin.
Tanahashi: Blue Wolf güçlü ve iyi bir güreşçiydi. Yanlış zamanda çıktı sahneye bence; biraz erken ya da biraz geç gelse büyük yol alırdı. Yoshitatsu ise… en iyi anlamda söylüyorum, o zaman nasılsa şimdi de aynı. Kendine olan özgüveni inanılmazdı. Haklı olsun olmasın, sıfır kompleks. Kendisinden büyük ya da daha iyi adamlarla aynı soyunma odasında olsa bile hiç kıskanmazdı; girdiği her ortamda sanki en büyük oydu (gülüyor).
-- Duyduğum bir hikâyeye göre bir gün Dojo’da genç güreşçilerle birlikte Meclis oturumlarını TV’den izliyormuş. Onlara bir gün başbakan olacağını söylemiş.
Tanahashi: Haha! Biz güreşçiler arasında bir kural vardır: Aynı hareketi yapan başka biri varsa ve o bunu senden daha iyi yapıyorsa, sen o hareketi bırakırsın. Söylemeye gerek bile yoktur, doğaldır bu. Aynı şeyi senden iyi yapan biri varken sen neden yapasın, değil mi? Ama Yoshitatsu’da bu algı yoktu. Ortamı hiç okuyamazdı. Onun tekmelerinden çok daha iyilerini atanlar olsa bile, o yine tekme atmaya devam ederdi. İnsanlar tavsiye vermeye çalışırdı, ama bir kulağından girer diğerinden çıkardı. Gifu’lu olduğu için özel hayatımızda iyi anlaşırdık, ama profesyonel olarak... başka konu (gülüyor).
