RPG fight club: sami zayn


anti-hero

let us fall.
Katılım
3 Kas 2024
Konular
27
Mesajlar
3,589
Beğeni sayısı
988
PG Nakit
220
Konum
İstanbul
RPG Karakteri
Sami Zayn
wilmington, los Angeles

2jd8san.jpg

Yağmurun ince ince yağdığı loş bir sokakta ilerleyen birini görüyoruz. Caddede eski arabalar park edilmiş, bazı vitrinler kapanmış, bazıları hâlâ solgun neon ışıklarıyla yanıp sönüyor. Yağmur damlaları kaldırımlardaki çatlaklara doluyor, zeminde ince su birikintileri oluşturuyor. Sami’nin adımları suda yankılanıyor. Başında kapüşonu var ancak kamera açısından dolayı suratını tam olarak göremiyoruz. Elinde, eski, yıpranmış bir sigara paketi var. Açıyor, son kalan sigaraya bakıyor, hafifçe gülümsüyor ama yakmıyor. Sadece bir an elinde tutuyor, sonra cebine koyuyor.

''Garip, değil mi? Bazen elinde bir şey tuttuğunda, onun ne kadar eski olduğunu fark edersin. Ne kadar yıprandığını… Ne kadar zaman geçtiğini.''



jdynkh5.png


Kamera açısı daha net bir hale geliyor ve bu kişinin Sami Zayn olduğunu görüyoruz. Sami cebindeki sigarayı sıktıktan sonra, sokağın köşesinde duruyor. Karşısındaki bara bakıyor. Pencereler karanlık, içeride kimse yok gibi ama içeriden belli belirsiz bir ışık sızıyor. Bar yılların yorgunluğunu taşıyor, duvarlarında çatlaklar var, tabelası neredeyse tamamen silinmiş. Eskiden burası neydi? Bir zamanlar insanların geldiği, içtiği, güldüğü, konuştuğu bir yerdi belki. Şimdi ise unutulmuş, tıpkı geçmişin gölgeleri gibi. Sami gözlerini kısarak içeriye bakıyor, sonra ağır adımlarla kapıya yöneliyor. Elini kapıya uzatsa da geri çekiyor ve sokakta ilerlemeye devam ediyor.

Sami Zayn: Biliyor musunuz, bir adamın unutulduğunu nasıl anlarsınız? İsmi hala söylenirken mi? Yoksa sesi artık çıkmadığında mı?


i1cnmgs.jpg

Bir an durur, boş bir telefon kulübesine bakar. Camları kırık, içeride bir zamanlar çalan sesler şimdi bir yankı gibi hissediliyor. Kulübenin içine elini koyar, soğuk metal telefonu eline alır, parmakları tuşların üzerinden geçerken bir an düşünceli bir sessizlik olur. Sonra gözleri kameraya döner.

Sami Zayn: Beni dinliyorsunuz. Ama gerçekten duyuyor musunuz? Söylediklerimi değil, ne anlama geldiklerini? Çünkü bu işte önemli olan tek bir şey var: Kim gerçekten hatırlanıyor? (telefonu koyarak devam ediyor) Zaman herkesin düşmanı. Herkes bir gün bir poster olur. Bir isim, bir tarih, bir anı. Ama mesele şu: O posterin önünden geçenler hala durup bakıyor mu? Yoksa kafalarını çevirip yollarına mı devam ediyorlar?


ju5bzc2.jpg


Bir anlık düşünceyle başını sallar, yürümeye devam eder. Şimdi daha karanlık bir ara sokağa girer. Yağmur biraz daha hızlanmıştır, ama Sami'nin umurunda bile değildir. Gölgesini duvara vurur, adımları yankılanır. Sokakta bir çöp konteynerinin yanında bir evsiz oturuyordur, üstü başı yırtık, gözleri doludur. Sami adamın önünde durur, cebinden bir şey çıkarır. Bir banknot değildir. Bir kibrit kutusudur. Üzerinde solmuş bir logo vardır. Adam kibrit kutusuna bakar, sonra Sami'ye. Sami sadece gülümser.

Sami Zayn: Karanlıkta kalmaman için. Kendi ışığını yak.



kovmwo0.jpg


Adam bir şey söylemeye çalışır ama Sami çoktan yürümeye devam etmiştir. Yağmur şiddetlenmiştir, sokağın sonuna doğru geldiğinde bir çöp tenekesinin yanında eski bir televizyon vardır. Ekranı çatlamış, ama hala çalışıyordur. Görüntü bozuk, sesi parazitlidir. Ama ekranda bir şey vardır: Eski bir dövüş kaydı. Sami Zayn'in gençliği. Bir ringde, ter içinde, en iyi dostuna karşı, nefes nefese, ama dimdik ayakta. Sami televizyonun önünde durur, hafifçe başını yana eğerek kendini izler. Yıllar önce, bu adam kimdi? Şimdi kim? Ne değişti, ne kaldı? Sonra bir ses duyar. Bir çatırtı, bir yankı. Kamera geri çekildiğinde, televizyonun etrafında eskiden büyük olan ama artık unutulmuş diğer isimlerin posterleri vardır. Sami, elini televizyonun ekranına koyar, sesi neredeyse bir fısıltı kadar düşük ama bir hançer kadar keskindir.

Sami Zayn: Beni tarihe gömmeye çalıştınız. Ama bazen toprak, gömülenleri geri tükürür.

Birdenbire televizyon kapanır, sokak ışığı titrer. Sami arkasını döner, yürümeye devam eder. Kamera onu takip ederken sesi yankılanır.

Sami Zayn: Ben unutulanlardan değilim. Ben, unutulmayacak olanım.


gl296hl.jpg


Kamera, Sami'yi sokağın sonuna kadar takip ediyor. Görüntülerin başında geldiği barın yeniden karşısında Sami. Sonra ışıklar yavaşça kesilir. Ve sadece sesi duyulur.

"Ve şimdi… benim zamanım başlıyor."


Görüntü geri geldiğinde loş ışıklarla aydınlatılmış, eski ve karanlık bir barın içerisindeyiz. Hafif bir sigara dumanı havaya karışmış, bardaki insanlardan uğultulu sesler yükseliyor ve arka planda eski bir caz melodisi çalıyor. Sami Zayn'in TV Championship kemeri masada ve önünde yarım içilmiş bir bardak viski duruyor. Parmağıyla yavaşça bardağı çevirirken konuşmaya başlıyor.

r8v18ni.jpg


Sami Zayn: Eğer yeterince iyi dinlerseniz... ölülerin konuştuğunu duyabilirsiniz. Onlar hep buradalar. Duvarların içinde, yerdeki çatlaklarda, soğuk havalarda ve hatta gözünüzü kapattığınızda bile sizi izliyorlar. Ama asıl soru şu: Onlara inanıyor musunuz? Bana deli dediler, paranoyak dediler, kafayı sıyırmış dediler. Ama bir şey söyleyeyim mi_ Delilik gerçeği gören ama kimsenin inanmadığı adamın omuzlarına yüklenmiş bir kelimedir. Bütün ölümler aynı değildir. Bazıları gerçek, bazıları ise sadece bir hikaye. Bu endüstri, tarih boyunca nice adamları gömdü. Onları unutturdu, susturdu. Benim hikayem bitmedi. Beni yok edemezsiniz. Eğer yeterince iyi dinlerseniz... ölülerin konuştuğunu duyabilirsiniz. (bir an durur, gözünü bardaki yansımalarına diker) Ama kimse dinlemiyor, değil mi? İnsanlar sadece görmek istediklerini görür, duymak istediklerini duyar. Birinin gerçekten yok olup olmadığını nasıl anlarsınız? Bazen, bir adam ringin ortasında düşer ve herkes onun bittiğini düşünür. Ama bazen, bazen o adam geri gelir. Karanlığın içinden, isminin çoktan unutulduğu yerden. Eğer yeterince iyi dinlerseniz... ölülerin konuştuğunu duyabilirsiniz. Ben hep duydum. Uğultularını, fısıltılarını, yankılanan çığlıklarını… Adını bilmediğiniz, ama bir zamanlar zirvede olan adamları düşünün. O kemerleri taşıyan, ışıkların altında ter döken, herkesin kahramanı olan adamları. Onlar şimdi nerede? Onları hatırlayan kaldı mı? (elini bardağa götürür, yavaşça sallar, içindeki sıvının dalgalanmasını izler) Biliyor musunuz, bu işin en büyük yalanı ne? Kazananın her zaman hatırlanacağı… Ama bu doğru değil. Tarih kazananları değil, en iyi hikayeyi anlatanları hatırlar. Peki, bir adamın hikayesi kimler tarafından yazılır? Onu sevenler mi? Onu unutanlar mı? Yoksa onu unutturmaya çalışanlar mı? (Sami cevap verecekmiş gibi olsa da sırıtıp devam ediyor) Ölüler konuşur. Ama çoğu insan onları dinlemek istemez. Çünkü duydukları şey, hoşlarına gitmez. Geçmişi arkada bırakmak kolaydır. Eskimiş isimleri unutmak, hatıraları bir rafa kaldırmak… İnsanların yaptığı budur. Ama bazıları… Bazıları asla unutmaz. Bazıları gece yarısı sessiz bir odada, geçmişin yankılarını duyar. Bunu bastırmaya çalışırlar ama olmaz. Çünkü gerçek, her zaman fısıldamaya devam eder. Geçmişinizden kaçabilirsiniz ama geçmişiniz sizden kaçmaz. Ben de kaçmadım. Ben o yankıları dinledim. Onların bana ne söylediğini biliyorum. 'Bırak gitsin' diyenler oldu. 'Artık zamanı geçti' diyenler… Ama benim için zaman hiçbir zaman geçmedi. Çünkü ben hâlâ buradayım. Ve hala savaşacak bir nedenim var. (Sami elini yavaşça kemerin üzerine koyuyor, sesi hâlâ sakin, ama içindeki kararlılığı da net şekilde hissediyoruz) Bu sadece bir kemer değil. Bu bir hatırlatma. Bana ne kadar uzağa geldiğimi hatırlatıyor. Beni susturmaya, beni unutturmaya çalıştılar ama ben unutulmadım. Ve artık, kim olduğumu hatırlamanın zamanı geldi. (Sami, bardağını eline alır, bir yudum alır ve gözlerini kameraya çevirir) Sorun şu ki, çoğu insan hikayeyi yanlış anlatıyor. Çoğu insan, benim burada olmamam gerektiğini düşünüyor. Ama gerçek şu: Ben burada olmamam gerektiği için buradayım. Ben bu sektörde kurallara göre oynamadım. Benim yolum, benim kararlarım. Ben kimsenin yazdığı hikayenin bir karakteri değilim. Ben, hikayemi kendim yazıyorum.

Sami gözlerini bardaki yansımasına dikip hafifçe gülümsüyor. Caz melodisi fonda devam ederken parmaklarını bardağın kenarında gezdiriyor, bir an sessiz kalır, sanki ne söyleyeceğini tartıyormuş gibi. Sonra derin bir nefes alıp başını kaldırarak devam ediyor.

8z5ggsj.jpg


Sami Zayn: Burada oturup konuşmamın bir nedeni var. Çünkü biliyorum… Beni izliyorsunuz. Beni dinliyorsunuz. Ama asıl soru şu: Söylediklerimi gerçekten duyuyor musunuz? Yoksa her şeyi kendi doğrularınıza göre mi süzüyorsunuz? Çünkü gerçekler rahatsız edicidir. Gerçek, çoğu insanın kaçındığı bir şeydir. İnsanlar hep kazananların hatırlandığını söyler. Ama biliyor musunuz? Bu işin en büyük yalanı da bu zaten. Gerçek şu ki, kimse kazanmadığı sürece hatırlanmaz. Ve bazen, bir hikayede kazananın kim olduğu bile önemli değildir. Önemli olan, kimin daha uzun süre dayanabildiğidir. Kimin hikayesi en son ayakta kalırsa… işte o zaman gerçekten var olursunuz. (masada duran unvanını inceleyip yavaşça plakanın üzerinden geçiriyor) Bu kemer… Birçoğunuz için sadece bir parça metal. Bir ödül. Ama benim için çok daha fazlası. Çünkü ben bu kemeri almak için kanımı döktüm. Buraya gelmek için yıllarımı verdim. Ve buraya ait olduğumu kanıtladım. İyi bir geçmişe sahip değilim. İnsanlar yalnızca bana karşı değildi. Aynı zamanda kafamın içindekiler de bana karşıydı. Sami Zayn, Sami Zayn'e karşı. Beni gömmek istediler. Beni unutulmuş bir isim haline getirmek istediler. Ama bilmiyorlardı… Bazen gömdüğünüz şeyler, toprağın altından daha da güçlü geri döner. Çünkü ben geri döndüm. Ve bu kez kimsenin hikayemi yazmasına izin vermeyeceğim. (parmaklarını ritmik bir şekilde masaya vurmaya başlıyor) Bu işin doğasını anladım. İnsanlar her zaman yeni birini ister. Daha genç, daha hızlı, daha güçlü. Bir an için seni alkışlarlar, sonra yeni bir oyuncak bulduklarında seni unuturlar. Ama ben unutanlardan değilim. Ve ben unutulacak biri de değilim. Her adamın bir dönemi vardır, derler. Ama benim dönemim bir zaman dilimi değil. Ben bir devrin sonu ya da başlangıcı değilim. Ben sürekli evrilen, değişen ve geri gelen bir gerçekliğim. Ve işin en güzel yanı da ne biliyor musunuz? Benim gibi adamlardan korkuyorlar. Çünkü biz kurallara uymayız. Çünkü biz, onlar ne kadar isterse istesin, hikayeden silinemeyiz. Ve biliyorum… Şimdi, şu an beni izleyen birileri var. Beni düşürmeyi planlayanlar. Bana meydan okumaya hazırlananlar. Sandalyelerle, yumruklarla, tuzaklarla… Ama size söylüyorum, ne yaparsanız yapın, beni durduramayacaksınız. Çünkü ben sizin görmezden gelemeyeceğiniz gerçeğim. (oturduğu masanın altında bir gazete çekiyor dikkatini ve eğilerek alıyor, kırışık, sararmış bir sayfa, üzerindeki tarih çok eski, manşet büyük harflerle yazılmış ama mürekkebi solmuş, hangi yıldan kaldığını kimse bilmez, parmaklarını sayfanın kenarında gezdirirken başını yana eğiyor) Gazeteleri okuyan var mı hâlâ? Eskiden büyük manşetler olurdu. Herkes bir şey hakkında konuşurdu. Ama zaman geçer… ve ne olur? Sayfalar solar. İnsanlar unutur. O manşetler bir gün eski, sararmış birer kâğıt parçasına dönüşür. (gazeteyi katlayıp kapüşonlusunun cebine koyuyor) Bana hep 'Sen hâlâ buradasın mı?' diye soruyorlar. 'Neden hâlâ buradasın?' diyorlar. İnsanlar, her şeyin bir sonu olması gerektiğine inanıyor. Ama gerçek şu ki, bazı şeylerin sonu yoktur. Sadece dönüşümleri vardır. İnsanlar tarih yazdıklarını sanıyor ama gerçek şu ki, tarih hiçbir zaman tek bir kalemin elinden çıkmaz. Gerçek tarih, herkes unuttuktan sonra bile kalan şeydir. Unutulmaya direnen şeydir. Bir gün herkes kaybolur. Bir gün herkes birer gölgeye dönüşür. Ama bazı gölgeler… bazı gölgeler diğerlerinden daha uzun sürer. Beni tarihe gömdüğünüzü sandınız. Ama bazen, bazen gömüldüğünü sandığınız şeyler geri döner. Ben ölmedim. Ben silinmedim. Ben kaybolmadım. Siz isteseniz de istemeseniz de… Ben buradayım. Ve bir kez daha söylüyorum… Ölüler konuşur. Ama bazen, bazen geri de dönerler. Ve bazen, geri döndüklerinde, dünyayı yakarlar. HATIRLA.

Sami Zayn'in oturduğu masaya bir adam geliyor ve duyduğumuz son cümleyle de kameralar kapanıyor.

''sami, bugün ilk gecen ve buranın bir kuralı var.''
 
Anasayfa Üst Alt
Tema Rengi