- Katılım
- 23 Ara 2023
- Konular
- 705
- Mesajlar
- 8,946
- Beğeni sayısı
- 1,150
- PG Nakit
- 1,695
- Konum
- İstanbul
- Favori Güreşçi
- Liv Morgan
Bugün @Bero ’yla “kanka sadece bir şeyler atıştırırız” diye Köfteci Yusuf’a gittik. Tabii bizde “atıştırmak” dediğin şey, masanın üstüne küçük çaplı düğün menüsü kurmak demekmiş.
İlk başta gayet sakindik. Bero menüye baktı, ben menüye baktım. Sonra ikimiz de birbirimize baktık. O bakışta şu yazıyordu:
“Abi battı balık yan gider.”
Garsona başladık söylemeye:
“Köfte olsun, salata olsun, hamburger de gelsin, ayran gelsin, patates gelsin… Şey, abi sosları da unutmayalım.”
Garson bir an durdu. Sanki içinden “Bunlar iki kişi mi, halı saha takımı mı?” dedi ama bozmadı.
Yemekler gelmeye başlayınca masa doldu. Sonra bir tabak daha geldi. Sonra bir tane daha. En son masada bardak koyacak yer kalmadı. Bero köfteye uzanırken yanlışlıkla salatayı dirseğiyle ittirdi, ben de ayranı kurtarmaya çalışırken patatesi sahiplendim.
Bero bir ara ciddi ciddi dedi ki:
“Kanka bu masa artık bizim değil, biz bu masanın misafiriyiz.”
Ben de fotoğraf çektim. Karşımda Bero oturuyor ama yüzü zaten yemekten, buhardan, mutluluktan bulanık gibi. Adam köfteye bakarken hayatın anlamını bulmuş gibiydi.
Bir hamburgeri eline aldı, iki saniye inceledi ve dedi ki:
“Bununla aramızda duygusal bağ oluştu.”
Yedik, güldük, bir ara “daha fazla yiyemem” dedik. Sonra kalan köfteye baktık ve ikimiz de aynı anda sustuk. Çünkü bazı şeyler konuşulmaz, yenir.
Çıkarken Bero kapıda durdu, son kez içeri baktı ve dedi ki:
“Kanka burası restoran değil, karakter gelişim bölümüydü.”
Sonuç olarak Köfteci Yusuf’a aç girdik, tok çıktık. Ama en önemlisi, masaya karşı saygımız arttı. Çünkü o masa bugün çok şey taşıdı.
İlk başta gayet sakindik. Bero menüye baktı, ben menüye baktım. Sonra ikimiz de birbirimize baktık. O bakışta şu yazıyordu:
“Abi battı balık yan gider.”
Garsona başladık söylemeye:
“Köfte olsun, salata olsun, hamburger de gelsin, ayran gelsin, patates gelsin… Şey, abi sosları da unutmayalım.”
Garson bir an durdu. Sanki içinden “Bunlar iki kişi mi, halı saha takımı mı?” dedi ama bozmadı.
Yemekler gelmeye başlayınca masa doldu. Sonra bir tabak daha geldi. Sonra bir tane daha. En son masada bardak koyacak yer kalmadı. Bero köfteye uzanırken yanlışlıkla salatayı dirseğiyle ittirdi, ben de ayranı kurtarmaya çalışırken patatesi sahiplendim.
Bero bir ara ciddi ciddi dedi ki:
“Kanka bu masa artık bizim değil, biz bu masanın misafiriyiz.”
Ben de fotoğraf çektim. Karşımda Bero oturuyor ama yüzü zaten yemekten, buhardan, mutluluktan bulanık gibi. Adam köfteye bakarken hayatın anlamını bulmuş gibiydi.
Bir hamburgeri eline aldı, iki saniye inceledi ve dedi ki:
“Bununla aramızda duygusal bağ oluştu.”
Yedik, güldük, bir ara “daha fazla yiyemem” dedik. Sonra kalan köfteye baktık ve ikimiz de aynı anda sustuk. Çünkü bazı şeyler konuşulmaz, yenir.
Çıkarken Bero kapıda durdu, son kez içeri baktı ve dedi ki:
“Kanka burası restoran değil, karakter gelişim bölümüydü.”
Sonuç olarak Köfteci Yusuf’a aç girdik, tok çıktık. Ama en önemlisi, masaya karşı saygımız arttı. Çünkü o masa bugün çok şey taşıdı.



