RPG 𝐏𝐆𝐖: 𝐀 𝐆𝐀𝐋𝐋𝐀𝐍𝐓 𝐆𝐄𝐍𝐓𝐋𝐄𝐌𝐀𝐍


PGW: Son Eklenen Parta Git

Boss

𝐩𝐫𝐞𝐬𝐭𝐢𝐠𝐞.
Katılım
21 Tem 2023
Konular
516
Mesajlar
1,412
Beğeni sayısı
3,671
PG Nakit
0
uercpsZ.png


𝐏𝐆𝐖: 𝐀 𝐆𝐀𝐋𝐋𝐀𝐍𝐓 𝐆𝐄𝐍𝐓𝐋𝐄𝐌𝐀𝐍
𝟓 𝐍𝐢𝐬𝐚𝐧 𝐏𝐀𝐙𝐀𝐑 - 𝟐𝟐:𝟎𝟎
𝐋𝐢𝐯𝐞 𝐨𝐧
𝐍𝐞𝐭𝐟𝐥𝐢𝐱 𝐚𝐧𝐝 𝐩𝐫𝐨𝐟𝐞𝐬𝐲𝐨𝐧𝐞𝐥𝐠𝐮𝐫𝐞𝐬.𝐧𝐞𝐭


Lafayette, Louisiana

bmJez.gif


Bray Wyatt (iç ses): Bu topraklarda, rüzgarlar ağaçların arasından öyle şarkılar fısıldar ki, zaman hiç akmaz oğlum. Burası, toprağın verdiği her şeyi geri aldığı yerdir. Şehrin ışıklarına esir olmuş acınası ruhlar, çürümüş odunlara ve balçıklara baktığında bu huzursuzluğun ne kadar gerçek olduğunu anlamayacaklar. Çünkü gerçeklik algılarını yitirdiler.

bmJes.gif


Bray Wyatt (iç ses): Onlar sizler kadar şanslı değiller. Çünkü hiçbir zaman benim biraderim ya da bacılarım olamadılar. Hayatları boyunca gerçek bir bağ olmayı, bir aile olmayı tadamadılar. Biz ve bizim gibiler, ne kadar zaman geçerse geçsin bu toplumun hep en alt tabakasına tabii oluruz. Çünkü bizler bir yıl bindiğimiz arabayı eskidi diye atmaz, bir gece dokunduğumuz kadının adını sabah unutmayız... Ah, bir şarkıyı ruhuyla değil sadece kulaklarla dinleyen bu sığ nesil... Aranıza karıştığımızda estetikli ve kibirli burunlarınız bizlerin koktuğunu söyler. Reseptörlerinizin bu kadar acınası olmasına şaşmamalı. Siz sadece yüzeyi koklamaya programlandınız acınası kardeşlerim. Siz, o sahte parfümlerin ve kimyasalların altında sakladığınız çürümüş ruhlarınızın kokusunu bile duyamayacak kadar köreldiniz.

Bray Wyatt (iç ses): Ama biz buyuz. Bu ter kokusuyla doğduk ve bununla öleceğiz. Sonrasında sizleri değil kabul etmek, yüzünüze bakmayacak olan bu toprak beni, ve dahi bana gelmiş bu kardeşlerimi kabul etmeyi dört gözle bekliyor.

bmJeL.gif


Biraz iç geçirdikten sonra köyün yollarında yürümeye koyulan Wyatt, paslı menteşelerle gıcırdayan bir ahırın kapısını açar. İçeride gübreler, bol bol yün ve samanlar bulunmakta. Wyatt'ın fenerinin aydınlatmasıyla samanların ve huzursuz koyun melemelerinin arasında Liv Morgan'ı görüyoruz.

Bray Wyatt: Onları duyuyor musun kardeşim... Senin yeni ailen. Endişelenme. Onlar dürüsttür. Bizim maruz kaldığımız o sahte dünyadaki insanların yalanlarıyla doyurmazlar karınlarını. Sadece samanlar, arpalar ve buğdaylarla geçirirler hayatlarını. Sonrasında uyur... Ve ölürler. "Ölüm" gerçeğinin farkında olarak yaşarlar. Bizim aksimize. Görüyorsun, sana dokunmuyorlar bile. Oysa ki onların alanındasın. Onların evindesin. Ya sen küçük kardeşim... Ya sen? Sen onlara bu misafirperverliği gösterebilir miydin? Onlar senin süslü dünyana girseler, bir an bile tahammül edebilir miydin? Hayır... Sen onları "dirty" bulurdun. Tıpkı tokmakçının üstündeki o yapay kibrini gizlemek için taktığı o mahlas gibi.

Wyatt, parmağıyla Liv’in yüzündeki akmış makyajı işaret eder.

bmJep.gif


Bray Wyatt: Bak şu yüzüne... Masken eriyor. Şahsi oğlanın, seni kurtarmaya geldiğini sanıyor. Ah benim talihsiz kardeşim.. O sadece seni, beton yığınlarıyla dolu o hapishaneye döndürüp şehirli bir kadın olmanı istiyor. Bu ağabeyin ise sana özgürlüğünü veriyor. Ama bak... O geliyor. Duyuyor musun? Modern ve kirli dünyasının gürültüsünü peşinden sürükleyerek. O "cesur beyefendi", senin bu çamurların, ahılın içinde parıldamandan korkuyor.

Kamera, Liv’in dibindeki çamurlu zemine odaklanır. Çamurun içinde, Dominik’in muhtemelen ona daha önce aldığı, şimdi ise ezilmiş, rengi solmuş ve bataklık suyuna batmış kırmızı bir gül görürüz.

bmJeM.gif


Bray Wyatt: Çünkü o, sadece cam fanuslarda saklanan çiçekleri sevmeyi bilir.


Breaux Bridge, Louisiana

bmJex.gif


Bu sözden sonra "A Gallant Gentleman" tema müziği çalmaya başlar ve kamera yukarı doğru çıkar. Tepeden, tarlaların ve engebeli yolların içinden doğru giden bir araba görürüz. Burası Lafayette'e yakın bir civar köy. Tema müziği boyunca Dominik'in telaşını ve Lafayette'nin civar kasabası olan Breaux Bridge'in tuhaf ve rahatsız edici manzarasını seyrederiz. Yağmurdan dolayı barakalarına sığınmış olan köylüler, buraya ait olmayan bu araca ters şekilde bakmaktadır. Bir türlü Lafayette tabelasını göremeyen Dominik çaresiz şekilde etrafa bakarak sürmeye devam eder. Tema müziği biter ve Dominik engebeli yoldan arabayı kurtarır...

bmJeH.gif


Düz bir seyirde ilerledikten sonra karşısına elinde kitapları olan genç, uzun saçlı 17-18 yaşlarında olsa gerek bir çocuk çıkar. Bu kasabadaki diğer yerlilere göre daha güvenilir biriye rast geldiğini gören Dominik, bunu fırsata çevirmek ister.

Dominik: Hey!

Fakat çocuk, otlattığı kara bir koyunun peşinde gidiyor ve Dominik'i duymuyor. Üstelik elindeki kitaplara da bir yandan göz gezdiriyor. Kitaplara uzaktan baktığında Dominik, "YKS" yazdığını görüyor. Bunun üzerine Dominik, tuhaf bir şekilde bir titreyip silkiniyor.

Dominik: Hey! Duymuyor musun? (arabanın camından sarkıp yağmur sesini bastırmak için ekstra bağırarak)

"Hey! Duyuyorum ama Kara koyun beni dinlemiyor! Onu yakalamama yardım et!"

Dominik: Neden onu durduramıyorsun?

"Çünkü ben onun ikinci adamıyım ve çalışmam gereken bir sınav var anlıyor musun? Üniversiteyi kazanıp bu çileden kendimi kurtarmam lazım."

Dominik (iç ses): İkinci adam mı?

bmJeK.gif


Kameralar dikiz aynasını gösteriyor. Dominik bir süre kendini süzüyor.

"Bir söyleyeceğin yoksa koyunumun peşinden gideceğim! Zaten beni yeterince koşturdu!"

Dominik: Senin ismin ne?

"Bright Consecutively Envoy!"

Çocuğun ismini duyduktan sonra tüm bunlar karşısında afallamış bir şekilde çocuğa ve etrafa bakıp duruyor.

Dominik (iç ses): Ned... Neden? Sanki bir şeyler bana tanıdık gibi. Nasıl bir saçmalık? Her neyse.

bmJeN.gif


Arabayı Bright'a iyice yaklaştırıp camını tamamen indiriyor.

Dominik: Bright, ben kayboldum. Lafayette'i arıyorum. Ama bulamıyorum. Bana yardım etmen gerek.

Bright onu umursamayıp kara koyununa doğru bakıyor.

Dominik: BRIGHT!

Bright: NE VAR AMINA KOYAYIM NE? Götüne haşhaş eker amından akan gür kanlardan barut çıkartırım senin. Bıyığını siktiğimin evladı! Koyunum kaçıyor görmüyor musun?

Dominik: Atla o zaman arabama puta! Ne zekasız amdan bir elçisin sen? Breaux Bridge halkını hiç iyi temsil etmiyorsun!

bmJeT.gif


Bright: Hadi, (arabaya biner) şuraya doğru sür! Oraya doğru otlamaya gitti.

Dominik: Neden böyle sırıtararak bakıyorsun?

Bright: Buralarda bıçaklanabilirsin.

Dominik: Sağ ol. Yararlı bir bilgi. Buraların nasıl bir yer olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Bu sözünden sonra somurtkan şekilde kara koyuna doğru direksiyonu sallayan Dom, birkaç saniye sonra aniden arabayı stop ettiriyor ve Bright'a dönüyor.

bmJew.gif


Dominik: Sen, sende bir şeyler var.

Bright: HEY! Çalıştır şunu! Koyunum kaçıyor aptal herif!

Dominik: Sen... SEN DE BANA AİT BİR ŞEYLER VAR ANLIYOR MUSUN? NE ZAMAN BİR ŞEYLER SÖYLESEN... SANKİ... BAŞKA BİR EVREN-

Bright: NE DİYORSUN APTAL! ARABAYI ÇALIŞTIR!

Dominik: SENDE BİR ŞEYLER BANA TANIDIK! BANA GEÇMİŞİMİ HATIRLATIYOR-

Bright: SENİN BEN AMINA KOYAYIM İNİYORUM! KOYUNUM KAÇIYOR!

Dominik: TAMAM! Tamam. Gitme dur. Çalıştırıyorum. Ama unutma! Bir anlaşmamız var. Ben senin koyununu yakalayacağım sen de bana Lafayette'e nasıl gideceğimi tarif edeceksin.

bmJXy.gif


Bright: Ee?

Dominik: (gözünü yoldan ayırıp kısa bir süre onu süzer) Ne ee?

Bright: Hep böyle sıkıcı mısındır?

Dominik: Koyununu yakaladım. Üstelik bana ettiğin onca küfürlere rağmen seni evine de bırakıyorum. Daha benden istediğin nedir?

Bright: Sike sike bırakacaksın. Lafayette'yi bulmak istiyorsan tek çaren benim. O aptal navigasyonların ya dijital ekranların buraları göremez.

Dominik: Doğru söylüyorsun.

Bright: O kızı bulmak senin için zor olacak.

Duyduğu şey sonrasında birden Bright'a bakıp aracı durduran Dom, şaşkınlıkla ona dönüyor.

Dominik: Kimi bulmak?

Bright: Ne dediğimi çok iyi anladın.

Dominik: Ner.. Nereden?

Bright: Çünkü... (kara koyununu gösteriyor) O öyle istiyor.

Bu sözden sonra Bright'ın kucağında duran koyununa bakan Dominik kafasını iki yana sallayıp bıkmışçasına tekrar aracı çalıştırıyor.

Dominik: Sende bana ait bir şeyler var. Bir şeyler tanıdık bana. Tuhaf. Çok tuhaf. Bundan halihazırda emindim. Şimdi ise kesin gözüyle bakıyorum. Ama neyin içinde olduğumu çözmek için şu anda sana veya bu delilerle dolu kasabalara kafamı yoramam. Liv'i bulmam lazım.

Bright: Herkes kendine yakışanı yapar değil mi?

Dominik: Herkes kendine yakışanı yap-sın!

Bright: Yapıştır ama ha.

bmJXJ.gif


Gaza asılıyor Dominik. Yavaş yavaş Bright'ın evinin bulunduğu muhite yaklaştıklarını anlayabiliyoruz. Bu sırada Bright ısrarla Dominik'in yanlış yerden girdiğini savunuyor.

Bright: Şuradan gir! Şu köprünün ordan! Nereden girdin?

Dominik: Anlamıyorsun! O köprü sağlam durmuyor. Belli ki bunu tasarlayan inşaat mühendisi Betonarme II'den kalmış biri.

Bright: Onu sen de tanıyorsun anlaşılan.

Dominik: Onu tanıyan biri öyle olsa bile bunu sana söylemez.

Bright: Hiç anlamayacaksın sanmıştım.

bmJXX.gif


Dominik: Şu komşunuzun evinin önü neden baharat çuvalı dolu?

Bright: Kimi diyorsun? Ha! Katip mi? Onun yaşaması için baharat şart. Su gibi bir şey onun için. Yastıkları yorganları bile zerdeçal kokar onun.

Dominik: Onun evinde uyumak istemezdim.

Bright: Daha geçen tüm kasabayı ilaçlattı. Koca arazideki patates yumrularını mahvetti danaburnu böcekleri. Bir burada, bir de Türkiye'nin karadeniz kesiminde var. Onlar gerçi farklı çağırıyor bu böceği, "lakot" diyorlar. Çok mert bir böcek ama. Hiç kaçmıyor.

Dominik: İyi bilirim. Haşhaş yetiştiriyor musunuz burada?

Bright: Yok. Soğan yetişiyor burada daha çok. Haşhaş yetiştiren bir arkadaşım vardı ama.

Dominik: Ne oldu ona?

Bright: 6 kişi bir odada toplu uyumak zorunda kaldılar ve hepsi havasızlıktan öldüler. İçlerinden biri odanın camını açtırtmamış. Aslında iyi oldu. Bir tanesi hırsız bir kurye, biri fordçu, biri de Twitter sapığıydı. Ama yine de kafadar adamlardı. Sadece bir tanesi hayatta kaldı o da hiç uyumayan biri olduğu için. İsmi Jacob. Bir oteli var. Oraya uğrayacaksın. Lafayette'i bulmak için ona sor. Her neyse. Arkadaşlarımın ölümünü hatırlamak beni yeterince üzdü. İyi ki merama varabildik. Burada iniyorum. Sen de buradan dümdüz gidip sol yapacaksın. Sonra karşına terk edilmiş gibi görünen ama aslında terk edilmemiş bir otel çıkacak. Oradaki görevli arkadaşım dışarıda oluyor. Sana yolun devamını tarif eder. Yevmiyeci ve emekçi bir adamdır.


Arabayı durduran Dominik, buruk bir şekilde Bright'a ve onun kara koyununa bakıyor. Bu sırada tema müziği tekrar giriyor.

Bright: Paralel evrenlere oldum olası inanırdım. O yüzden seni tanımak... Kısa süre de olsa güzeldi Dom. Bıyığını da sikmek istemiyorum. Kim bilir, belki büyüdüğümde ben de senin bıyığından bırakırım.

Bright ona tebessüm ediyor. Koyununu da alıp arabadan dışarı çıkarken çok uzaklaşmadan...

Dominik: Bright!

Bright dönüp Dom'a bakıyor.

Dominik: Daha 17 yaşındasın... Önünde halen bir şans var. R, P ve G harflerinden uzak dur.

Bright, ona cevap verecekken bir anda kendini durduruyor ve sadece gülümsüyor. Birkaç saniye sonra gözden kayboluyor.

11hxs4l.jpg


Bu uzun yolda ona yoldaş olan tuhaf arkadaşı Bright'ın da gitmesiyle tek başına kalan Dominik onun tarif ettiği yolu gittikten sonra bahsettiği oteli buluyor.

Dominik (iç ses): Bu otel cidden Bright'ın da dediği gibi. Terk edilmişcesine korkunç. Ama kapısında biri var. Bu adam hiç tekin birine benzemiyor. O yüzden Lafayette'nin nerede olduğunu bilir.

adrivnp.jpg


Arabanın gazını biraz kesip otelin kapısında sigarasının dumanını halka yapıp çıkaran adamın yanına yanaşıyor. Adamın diğer elinde çilekli link görüyoruz. Heyecanlı şekilde otelin içindeki birine bir şeyler anlatıyor.

The Uncertain Man (???): Texfiq artık bunlardan satmayacağını söyledi. İmkansız bu... İmkansız.

Dominik: (camdan kafasını uzatarak) Hey!

The Uncertain Man (???): (sesi duyar ama umursamadan devam eder) Bu kasaba sudan çok bunu içiyor. Özellikle artık şu meretin yanında (dumandan bir halka daha yapıyor) benim favorim bu. Sırf bunun için bile Texfiq denilen ahmağa rakip bir şarküteri açabilirim. (Dom'u gösterir) Jacob... Burada bıyığını siktiğimin bir oğlanı var. Şuna bir bakıver.

Sabır taşı çatlayacak. Fakat Dom, Lafayette'ye varmadan arıza çıksın istemiyor. Tekinsiz adam dumanlarla pafküf yaparak oradan ayrılırken Dom'un aracına otelin görevlisi yaklaşıyor.

2bi48be.jpg


Jacob: Buyur babacım. (araca eğilir ve Dom'u tanır) Hey! Sen! Sen Dominik piçi değil misin? Haydaaaaa! Siktir git hadi buradan!

Dominik: N-

Jacob: Hadi babacım hadi! Acındırma kendini! Ben mi verdim seks partilerini Dom'um?

Dominik: B-

18ughro.jpg


Bu tuhaf adamın kulağındaki kulaklığa doğru bir şeyler söylemeye başladığını görünce Dom direkt olarak gaza basıp buradan uzaklaşıyor. Sinirden kafayı yeme noktasında. Direksiyona vurmaya başlayıp kornaya yumruk atıyor. Korna takılı kalıyor. Ve bu sefer köpeklerle dolu bir bölgeye giriyor. Korna takılı kaldığı için köpekler bundan rahatsız oluyor ve çeteleşip Dom'un arabasını peşlemeye başlıyorlar.

Dominik: Voy a joderos a todos! Voy a joderos a cada uno de vosotros. ¡Voy a quemar todos estos pueblos! ¡Hijos de puta! Voy a joder a vuestras madres. Amınıza koyacağım! Hepinizin amına koyacağım. Buradaki tüm kasabaları yakacağım! Orospu çocukları! Ananızın amına koymaya geliyorum.

2gb9wd1.jpg


Dominik: Bir şey olmalı... Bir şey olmalı. Ondan bir iz olmalı.

Karanlık ve çamurlu yolların arasında bir süre yürüyor. Önce bir samanlığın kapısını aralıyor ve içinin bomboş olduğunu görüyor.

Dominik: Kahretsin. Her şey çok bulanık. Kafamda da... Burada da.

rrb5fk0.jpg


Önünde neredeyse kopmaya yakın bir hamak olan bir ev görüyor ve camından içeri baktığında perdeyi kapatmaya bile tenezzül etmemiş bir yaşlının öylece uyuduğunu görüyor. Bu evi arkasında bıraktıktan sonra biraz daha yürüyor ve kapısında asma kilit bulunmayan bir ağıl bulup içeri giriyor.

KAPIYI AÇTIĞI AN KARANLIKTAN BİR BALTA FIRLATILIYOR!

Dominik: Siktir!

7naewqp.jpg


Kafasını eğip baltadan kurtuluyor. Balta ağılın kapısına saplanıyor. Karşısına üzerinde eski işçi tulumları olan üç numara saç tıraşlı iki kısa boylu adam çıkıyor. Dominik hemen kapıya saplanan baltayı çıkartmaya çalışıyor. Bu sırada üstüne yürüyen adamlar onun dirseğini tutarken Dominik dirseğini onların kafalarına bir darbe vurmak için kullanıyor. Ardından diğerine de çok sert bir low blow vuruyor. İkisinin kafasını birbirine çarptırıp birini ıslak saman ve hayvan dışkıları olan dışarıdaki bir çukura atmak istiyor fakat diğeri onun boşta kalan elini ısırıyor.

Dominik bir kafa darbesiyle elini ısırandan kurtulup diğerini çukura yolluyor. Ardından diğerini yakasından tutup ağılın kapısına doğru fırlatıyor ve ağılın kapısı parçalanıyor. Dominik kapıya saplanmış olan baltayı bir hışımla çıkartıp yerde korkuyla yatan köylüye kaldırıyor. Fakat köylü aniden bayılıyor ve Dominik şaşkın şekilde öylece kalakalıyor. Derin bir nefes alıp köylünün boynundaki bir kolyeyi gözüne kestiriyor. Boynundan çıkarıp bakınıyor.

3cvlg3v.jpg


Dominik: Liv'in değil. Anlaşılan ona hayli uzağım. Şimdilik.

Ağıldan çıktığında etrafa sisin çöktüğünü görüyor. Elindeki kolyeyi çamura fırlatıp tükürüyor. Biraz ileride, yamulmuş demir parmaklıklı bir aile mezarlığı görüyor. Wyatt'ın merasına ulaşmasının tek yolu burası.

Dominik: Ben de çok yaşıyor sayılmam zaten.

dz8gqgq.jpg


Parmaklıkların arasında bir boşluk bulup mezarlığa sızıyor. Birtakım fısıltılar duymaya başlıyor. Yıpranmış bir mezar taşının arkasından yüzü tamamen kömürlü, üzerinde yırtık bir beyaz gömlek olan bir köylü çıkıyor. Elinde bir fener ve yanında bir çuval var. Buraya define aramaya gelmiş tekinsiz bir adam olduğu anlaşılıyor.

Defineci: Ne sen beni gördün, ne ben seni.

Dominik: Öyle mi? Ama ben seni gördüm.

Defineci: Neden sorun çıkarıyorsun? Bak, burada bir duyum aldım. Onun için geldim. Sana engel olmayacağım. Hadi, devam etsene!

Adeta "ne olacaksa olsun" moduna girmiş olan Dominik, belli ki soğumamak istiyor. O yüzden bu defineci, Wyatt'ın köyünden olmamasına rağmen onunla dövüşmek istiyor.

Defineci: Ha, sen kavga etmek istiyorsun?

Dominik: Benim hayatım kavga. Deneyelim istersen.

Kenara bıraktığı küreği eline alan defineci, direkt olarak Dominik'in üzerine doğru koşuyor fakat Dominik küreği tutup kavrıyor ve onun bacağına doğru sertçe vuruyor. Ardından defineciyi bir mezar taşına doğru fırlatıyor. Defineci acı içinde sırtını tutarken Dominik ona doğru yaklaşıyor...

msfudig.jpg


Mezarın üstünden kapladığı çamurlu bir toprağı Dominik'in yüzüne çalıyor defineci. Ardından atılıp hemen yere düşen küreği almak istiyor fakat Dominik bir mezarın kenarına zıplayıp defineciye Disaster Kick vuruyor. Yerde bir süre ağır çekimde yuvarlanan defineci adam, kendi kazdığı arama noktası çukuruna düşüp acı içinde bağırıyor. Dominik yüzündeki çamurları sildikten sonra ayağa kalkıp çukurda yatan defineciye bakıyor.

Dominik: Sen... (tükürüyor) Senin için yaptım. Belki de aradığın şey... Sana sandığından çok daha yakındır.

Bir süre duraksayıp mezarlığın ardındaki Wyatt ailesi mülküne doğru gözlerini kısıyor.

Dominik: Tıpkı benim aradığım şey gibi.

Bu nefret edilesi derecede şımarık çocuğu, ilk kez bu halde görüyoruz. Şatafatlı kıyafetleri çamur, özenle taradığı bıyıkları toprak içinde. Belini tutarak, defineciden çaldığı kürekle topallayarak, mezarlığın paslı çıkış kapısını açıyor.

2dnrdg0.jpg


Dominik: Geldim Liv... Geldim.

Lafayette'e ayak basıyor Dominik. Karşısında, pencerelerden sızan soluk bir sarı ışıkla harmanlanmış büyük bir hangar duruyor. Dominik'in duyduğu tek ses rüzgardan ve yağmurdan hışırdayan mısır tarlaları. Lafayette'de sis iyice bastırıyor ve göz gözü görmez hale geliyor. Yağmur ise sağanak.

Sislerin arasından koyun maskeli biri çıkıp Dominik'i kendine doğru dönderiyor!

mfpw9j5.jpg


Big Sheep: Run.

Dominik: Tabii ki. Benim gibi adamlar iki üç dakikada bir gelir.

Yüzündeki gülümser ifadeyle Dominik yavaş yavaş koşmaya başlıyor. Kaçıyor. Fakat bir süre ilerledikten sonra duruyor ve Big Sheep'e dönüyor.

Dominik: Bir şey soracağım ya... Zor olmuyor mu?

Big Sheep: (hırıltılı sesiyle) Ne?

Dominik: Yani... O maskeyle terlenmiyor mu hiç? Lafayette'deki nem malum. Anladığım kadarıyla da bunları kendi koyunlarınızın yününden yapıyorsunuz. Üstelik... Bak! Ben tam şuradayım ama sen benden iki tane görüyorsun!

Bu aptalca rahatlık karşısında afallayan Big Sheep, elindeki ağır zinciri yere vurup taşa çarptırıyor.

Big Sheep: Kaçmak için son şans. Bray seni istiyor.

Dominik: Bray beni istiyor ama ben de Liv'i istiyorum. Ortada bir arz-talep uyuşmazlığı var. Farkında mısın koyuncuk?

re5rncg.jpg


Kükreyerek elindeki zinciri hava döndürmeye başlayınca, Dominik bir adım geri atıyor. Tam o sırada gözü, ahırın duvarındaki paslı bir elektrik panosuna ve oradan sarkan kablolara takılıyor. Big Sheep'in ayağına giydiği terliği de kesiyor. Kabloların ucu yerdeki çamurlu su birikintisine değdi değecek.

Dominik: Tesisatınız dökülüyor koyuncuk. Bray size sigorta yapmıyor mu?

Zinciri Dominik'in kafasına yatay bir kavisle savuruyor Big Sheep ama Dom dizlerinin üstüne çöküp zincirin altından geçiyor ve yerdeki çıplak kabloyu kapıyor.

Dominik: Burası sence de fazla karanlık değil mi?

Kabloyu kaptığı gibi tam yanındaki metal sulama borusuna bastırıyor!

CIIIIZZZZZT! KABLOYU BORUYA VURUP ÇEKMEYE BAŞLIYOR! HER VURUŞTA AKIM, ISLAK TOPRAKTAN WHITE SHEEP'İN AYAKLARINA DALIYOR! WHITE SHEEP ÇARESİZCE KIVRANMAYA BAŞLIYOR!

Dominik: Hadi ama koyuncuk! Biraz eğlenmeyi dene! Bak ritim ben-de-de-de-de-de. Ga-za g-e-l-d-i-m. H-izmete ha-zırım. Pardon... Ben Blitz mainim de. Invade yok mu?

77vvmdz.jpg


Dominik: Sıraaaaaaaaaa sennnnnnnnde Pocikoyuncuk!☝
😄
👆


Big Sheep: AH! D-U-R-D-U-R

Dominik: Müziğin sesini duymayanlar dans edenleri deli sandılar. Seni de öyle sanmamaları için müziğin sesini biraz yükselteceğim!

Big Sheep çıplak parmakları pençe gibi kasılırken ayağındaki ucuz plastik terlik havada taklalar atıp çamura düşüyor.

Dominik: Ooo! Figürler harika! Biraz da şöyle çevirelim mi seni?

Big Sheep elektriğin frekansıyla bir kukla gibi zıplamaya başlıyor. Titrek çığlıkları, elektriğin cızırtısıyla birleşip saçma bir melodi oluşturuyor. Dominik kahkahalar atarak ritim tutuyor.

jakg2gi.jpg


Yüzündeki gülünç ifade acımasız bir ifadeye dönüyor Dominik'in. Artık Liv'i bulmalı. Kabloyu borunun üzerine son gücüyle sürterek akımı kesintisiz veriyor. Big Sheep olduğu yerde kendi etrafında tiz çığlıklar atarken gücü yavaş yavaş tükeniyor ve kaskatı kesilen koca cüssesiyle yere yığılıyor.

Dominik: Sahne bitti ucube. Sigortan attı.

Big Sheep'in çamurda cızırdayan bedenine son kez bakıp nefes nefese şekilde o devasa hangarın kapısına ulaşıyor. Kapıyı omzuyla açıyor ve içeri daldığı an... Çeşitli hayvan maskeli köylüler. Tavandan sarkan gaz lambalarının ışığında Dominik'e bakıyorlar.

3uchh26.jpg


Dominik: (Nefes nefese, kanlı yüzünde çarpık bir gülümsemeyle) Hepiniz mi? Güzel... Tek tek uğraşmak sıkıcı olmaya başlamıştı.

İlk hamle domuz maskeli devasa kıllı bir adamdan geliyor. Muşta niyetine at nalıyla sardığı eliyle Dom'a bir yumruk sallıyor. Dom yumruğu havada karşılıyor fakat at nalı elini acıtıyor ve şaşkınlıkla elini tutuyor. Ardından beyaz atletli bir adam ona doğru koşup yere alıyor. Dom yerde çaresizce yatarken headbutt ile yerden kalkıp yere düşen at nalını alıp beyaz atletli adama çok sert bir yumruk vuruyor. Ardından onun üstündeki atleti yırtıp domuz maskeli adamın etrafında dönüp boğazına sarıyor ve onu boğmaya başlıyor.

k6kea5t.jpg


Tam bu sırada üstünde uzun bir entari olan kadın elindeki orakla Dominik'in hemen yanındaki bir un çuvalına vuruyor. Her yer bembeyaz bir toz bulutuyla kaplanıyor.

Toz bulutunun içinden fırlayan üç köylü Dominik'i köşeye sıkıştırıyor ve ona üst üste yumruk darbeleri vurmaya başlıyorlar. Dominik köşeye çıkışıyor. Sırtını hangarın ahşap direğine veriyor ve douple dropkick ile ikisini yere seriyor. Üçüncüsünün boğazına yapışıp onu duvarda asılı duran eski bir tırmığa fırlatıyor. Hangarda sadece Wyatt'ın köylü kadını ve Dominik kalıyor.

nw7s3j2.jpg


Köylü kadın, gözyaşlarını saklayamadan korku dolu şekilde Dominik'e bakıyor. Ağzındaki kanı tükürdükten sonra Dominik, köylü kadına hiçbir şey yapmadan öylece hangarın çıkış kapısına gidiyor. Bu gözyaşlarının bir kurtuluş isteği olduğuna inanarak arkasını dönüyor. Hangarın gıcırdayan çıkış kapısına doğru ağır adımlarla yürüyor.

Kadın, Dominik'in arkasından bakarken o korku dolu yüz ifadesi yerini başka bir yüz ifadesine bakıyor.

1kpp2g7.jpg


Countrywoman: F O L L O W T H E B U Z Z A R D S!

Elindeki orağı bir kenara fırlatıp, un çuvallarının arkasına gizlenmiş olan o ağır, yağlı ve paslı at zincirini sessizce kavrıyor. Zinciri sanki bir kement atarmış gibi Dominik’in ayak bileğine doluyor!

idc9mfc.jpg


Kadın tüm gücüyle zincire asılıyor! Dominik dengesini yitiriyor! Sırtüstü, büyük bir gürültüyle hangarın taş zeminine çakılıyor. Kafası yere çarptığında kulaklarında yüksek bir uğultu başlıyor.

Dominik: (hayal kırıklığına uğramışçasına) Ned… Neden?

b1dkfde.jpg


Kadın cevap vermiyor, hangarın karanlık köşesine bir ıslık çalıyor. O bölmeden üç koyun maskeli adam daha çıkıyor ve Dominik'in üzerine çullanıyorlar. Biri omzuna botlarıyla basarken diğeri boğazına bir sopa dayayıp tüm gücüyle bastırıyor. Hareket edemez halde. Canı fena halde yanıyor.

Dominik: Liv...

ds5dcu0.jpg


Suratına inen ağır bir bot darbesiyle Dominik için her şey kararıyor. Köylüler onu bir paçavraymışçasına tutup hangarın dışındaki balçık dolu bir avluya fırlatıyorlar. Dominik yüzüstü çamura kapaklanıyor. Öylece, çaresiz ve yorgun şekilde boşluğa bakarken kan tükürüyor. Bu sırada yanına köylü kadın geliyor.

n8p91nt.jpg


Countrywoman: Kaybettin çocuk. Ama Wyatt sana sadece şunu söylememi istedi... Bu kadar zor değildi aslında onun izini görmek. Ama sen bir türlü geçtiğini göremedin onun... Yanıbaşından.

"Bir türlü geçtiğini göremedin... Yanıbaşından.
Bir türlü geçtiğini göremedin onun... Yanıbaşından.
Bir türlü geçtiğini göremedin onun... Yanıbaşından." (defalarca Dominik'in kafasında bu cümle yankılanır, bilinci yavaş yavaş kapanmaya başlar)


ofqr4rp.jpg


Gözü bir şeye ilişiyor. Yağmurun yıkadığı çamura inat parlayan bir kırmızı şarap şişesi kapağına ilişiyor. Titreyen parmaklarıyla, çamuru kazıyor ve kapağa uzanıyor. Bunun, Liv Morgan ile en son içtikleri şarap şişesinin kapağı olduğunu hatırlıyor.


sopl80k.jpg


Dominik: O, yanıbaşımda.

b6cgojh.jpg


Şarap şişesinin kapağını avcunun içine alıp elini yumruk haline getiren Dominik sertçe yanındaki balçık yığınına vurup ayağa kalkıyor ve köylülerin karşısına dikiliyor. Domuz maskeli adam geliyor ve onu tek yumrukla aşağı indiriyor. Ardından diğer maskeli adamı... Ve diğerini de... ♫ Göremedim geçtiğini yanıbaşımdan... ♫

jh92nln.jpg


Artık Liv'e ulaşmak için bir engeli kalmıyor. Hangarın çıkış kapısının ardında kapısı aralanmış bir ağıl ve içeride... Kendi kendine sallanan bir sandalye görüyor. Dominik o sandalyeye doğru sendeleye sendeleye, ağzındaki kanları tüküre tüküre yürüyor. Belini tutarken bir yandan da avcundaki kapağı halen sıkıca tutuyor.

Tema müziği bitiyor. Dominik, Bray'in sandalyesinin olduğu ağılın içine giriyor. Orada kimseyi göremeyince Wyatt'ın sandalye karşısına kurmuş olduğu kamerayı görüyor. Kameraya doğru konuşmaya başlıyor.

Dominik: Bitti... Kimsen kalmadı. Yoluma çıkan herkesi bir bir yok ettim. Liv'i almaya geldim Bray.

Bir süre süren sessizlikten sonra Dominik'in arkasından yaklaşan bir Wyatt köylüsü onun boynuna bir at kamçısı bağlıyor.

"Selam Dominik. Ben bölüm sonu canavarı Crowe..."

59phxyb.jpg


Crowe: Üzgünüm ama senin için yolun sonuna geldik. Bu masalın sonu, mutlu bitmiyor. Kameranın ardındaki sevgiline el sallamaya gücün varken bunu yapmanı öneririm. Biraz daha sıkacağım kardeşim. Halen vaktin varken tüm hayatını gözünün önünden geçirebilirsin.

Çırpınma gücünü yitirmeye başlıyor Dominik.

Crowe: Ölüme o kadar da yakın değilsin. Merak etme, tüm adımları biliyorum. Wyatt beni bir göl kenarında donarak ölmek üzereyken kurtarmadan önce tatmıştım. Çırpınma aciz kardeşim... Elinden bir şey gelmeyecek. Burası yolun sonu.

Oksijenini tamamen yitirmeye başlayan Dominik, artık kendini iyice bırakıyor ve gözlerini kapatmaya başlıyor. Bu sırada Dominik'in son anlarını kaydeden kameranın kaydı kapanıyor. Fakat tuhaf bir şekilde Dominik'in boynundaki at kamçısının sıkılığının gittikçe azaldığını ve Dom'un oksijene tekrar kavuşabildiğini görüyoruz.

CROWE YERE YIĞILIYOR! ARKASINDAN BİRİ ÇIKIYOR BU...

riac40n.jpg


BU JACK PERRY! DOMINIK YERDE GÖZLERİ YARI KAPALI HALDE YATARKEN ONUN YANIBAŞINA "HANGAR H-H" yazan bir kağıt parçası ve anahtar bırakıyor.

9aq7tgq.jpg


Perry ayağa kalkıp ağır adımlarla oradan ayrılırken Dominik kağıt parçasını eline alıp zar zor okuyor. Yerdeki samanlardan destek alıp ağır ağır ayağa kalkıyor ve dışarıdaki hangarların numaralarına bakarak kağıtta yazan harfi bulmaya çalışıyor.

i9iraka.jpg


Ağır adımlarla boğazını tutarken kapısında H-H yazan, önünde son derece yıpranmış kırmızı bir gül olan hangarı buluyor ve itmeye bile gücü kalmadığı için kapıya bir omuz darbesi atıyor.

e1dkuqk.jpg


Kapı gıcırdayarak, ağır ağır açılıyor ve açıldığında karşımıza Liv Morgan çıkıyor. Fakat Dominik'in gücü tamamen tükeniyor ve kapının ardına geçemeden bilinci tamamen kapanıp yere yığılıyor. Yere yığıldığında avcunun içinde sımsıkı tuttuğu şarap şişesi kapağı... Liv kapının açıldığını duydu. Dominik de öyle. Bir nefes kadar yakındılar. Öylece durdular sessizce. Ama birbirlerininin geçtiğini göremediler. Yanıbaşlarından.



𝐏𝐆𝐖: 𝐀 𝐆𝐀𝐋𝐋𝐀𝐍𝐓 𝐆𝐄𝐍𝐓𝐋𝐄𝐌𝐀𝐍
Prestige Grand Wrestling, LLC ™ 2026

All Rights Reserved
 

keka

🍓
Katılım
2 Tem 2023
Konular
39
Mesajlar
2,489
Beğeni sayısı
1,122
PG Nakit
325
RPG Karakteri
Heath Slater
Netflix başka türlü kabul etmediği için arda picci filme özel yüzünü gözünü siyaha boyayacakmış ohaaaa kanım buz gibi oldu buz.

ufaktan filmin haklarını atv'ye verelim biz piççi orada bu bıyığıyla kemalim yapmaz rolünde oynasın bak bundan iyidir
 

Beast Incarnate

#uncensored☝️
Katılım
27 Haz 2023
Konular
10,547
Mesajlar
24,644
Beğeni sayısı
6,174
PG Nakit
4,490
Konum
İzmir
Favori Güreşçi
Brock Lesnar
1 1
ufaktan filmin haklarını atv'ye verelim biz piççi orada bu bıyığıyla kemalim yapmaz rolünde oynasın bak bundan iyidir
Evrenin en iyi küfürbaz heel adam performansını izleriz bak bu yaşanırsa.
 
Anasayfa Üst Alt
Tema Rengi