Eveet bitirdik. Öncelikle 1. sezon kadar sarmadı beni. Kadınlar çok ön plandaydı. Triple H ve diğer vasıfsız yapımcıların yaptıkları berbat şeyleri verdikleri berbat kararları dramatize edip aklama çabası tamamen.
“Perde arkası” iddiasıyla yola çıkmasına rağmen, gerçeği göstermekten çok WWE yönetiminin kendini aklama projesine dönüşmüş durumda. İzleyiciye yaşananları objektif biçimde aktarmak yerine verilen saçma kararları neredeyse alkışlatmaya çalışıyor. Araya da bol bol duygusal sekans atıyorlar.
Saçma kararlar romantize ediliyor; vizyon, cesur hamle veya uzun süreli hikaye anlatımı etiketiyle sunuluyor. İzleyiciye “Biz hata yapmadık siz anlamadınız siz malsınız" deniliyor.
Özellikle sinirlendiğim ve sövdüğüm bir nokta ise bir bakıyorsun Gunther vs. Pat McAfee feud’una koca bir bölüm ayırmışlar. Michael Cole falan bir konuşuyor ağlayacaktım neredeyse.(!) Neye ayırmışlar bu kadar zamanı? Geçici, kimsenin ciddiye almadığı ana hikâyeye gram etkisi olmayan bir feuda ama iş asıl sorulması gereken yerlere gelince... Gunther’in tekrar şampiyon oluşu nasıl oldu? Yok. Jey Uso’nun push'u neden bir anda kesildi? Yok. Royal Rumble’ı Jey’e verip sonra neden panikle geri adım attınız? Yok. Direkt ne yapıyorlar biliyor musun? Zıplaya zıplaya SummerSlam’deki CM Punk vs. Gunther maçına atlıyorlar. Arada ne oldu? Gunther’e kemeri cinler periler mi geri getirdi belli değil. Sanki kemer bir gece uzaydan ışınlandı, sabah Gunther’in beline takıldı. Hiç açıklama yok, süreç yok, mantık yok. Çünkü o sürece girseler rezillik ortaya dökülecek. Jey Uso desen bu sezonda resmen yok hükmünde. Bir dönem şirketin en yüksek reaksiyon alan adamını, Rumble kazandırdığın adamı, sonra belgeselde hayalet yapıyorsun. Bu bilinçli bir silme. Açık açık şunu diyorlar: "Biz Jey’e Rumble vermekle sıçtık batırdık. Siz de izleyici olarak bunları hiç yaşanmamış sayın.” Bu artık kötü belgesel falan da değil; hikâye inkârı.
O bi tane ünlü çocuk var kilo falan veriyor DJ mi ne ismini unuttum. Ona bile uzun uzun vakit ayırmışlar.
Belgeselin bir başka sinir bozucu ve en küfür ettiğim anlarından biri ise daha önce güreş tarihinde bin kez gördüğümüz klasik bir senaryonun Triple H tarafından sanki devrimsel bir fikir gibi anlatılması. Becky hani Lyra'ya ihanet ediyor ya. Takım arkadaşına ihanet eden bir güreşçi vay canına daha önce hiç görmemiştik! Ve Hunter konuşuyor: “Bu çok riskliydi”, “hikâye anlatımı açısından cesur bir karardı”, “seyirciyi şaşırtmak istedik.” bla bla bla. Ya nolur git işine ya. Sövdürtme kendine ya. Güreşin en bayat en ezbere yazılmış heel turn’lerinden biri. 90’lardan beri defalarca yapılmış çoğu zaman da geçici reaksiyon almak dışında hiçbir işe yaramamış bir formül ama kel sahtekar öyle bir anlatılıyor ki sanki WWE ilk kez ihaneti keşfetmiş gibi.
Yaptıkları boktan şeyleri sanat eseri gibi anlatıyorlar. İzlerken resmen zekâmla dalga geçiliyormuş gibi hissettim. Özellikle Ed Koskey denen o adam. Vereceksin meşe odununu... Anca hırsımı öyle alırım. O herife ayrı bi kuruldum. Ağzının ortasına kürekle vurasım var.
Uzun lafın kısası bu belgesel; sadece casual kitlenin beğeneceği, bizim gibi işin mutfağını bilen, geçmişi takip eden, neyin ne olduğunu anlayan seyirciyi ise saf yerine koyan bir yapım. Seveni sever ama bilinçli izleyici için bu sezon bol bol sövülmeyi fazlasıyla hak ediyor.
İlk sezondaki gorilla position anları, el sıkışmalar, güreşçiler arasındaki diyaloglar, şov yönetimleri, maç anında neler yaşandığı vs. normalde sık görmediğimiz şeyler olduğu için hoşuma gitmişti ama artık o da sarmıyor.