Osimhen’in golünde içimdeki öfkeyi öyle bir attım ki şu an kendime ait bir sesim yok. Hala kendime gelebilmiş değilim, yarın sağlıklı kafayla o kadar güzel kalaylayacağım belli başlı adamlar var ki hakkını vermek istiyorum. Öyle ya da böyle çok şükür turu aldık, hocasına(!) rağmen Osimhen’iyle gidebildiği kadar gidecek bu takım.
Böyle bir şeyin başımıza gelebileceğini az çok tahmin edebiliyordum. Konya deplasmanında o sinyali verdi çünkü takım. Konya’da rotasyon yaptık falan demeyin, olan bitenin saha içi kalitesiyle alakası yok çünkü. Takımda garip bir rehavet havası var, bunlar olabilecek şeyler tabii. Eğer hoca dediğiniz adam hocalık nasıl olur bir gram anlasaydı buraları rahatlıkla yönetir, takımının mentalini diri tutardı. Ama yapamadı, beceremedi. Anlamıyor bu işten çünkü, bu meslek üzülerek söylüyorum ki Okan Buruk’a göre değil. Onun futbola dair bu saatten sonra yapabileceği en iyi meslek YouTube’da kendini bir kanala yamayıp makara kukara futbol yorumlamaktan ötesi değil. Koskoca Galatasaray’ın top oynaması tek bir futbolcuya bağlı, o adam da Allah’tan inanılmaz bir hırs ve mentaliteye sahip ki sağlıklı olduğu zaman 120. dakikada bile savunmaya yardım edecek kadar dirayete, aidiyete sahip. Böyle bir kişiliği olmasa ne yapardık hiçbir fikrim yok.
Galatasaray’ın kuruluş felsefesi ve dinamikleri 10 kişi oynayan yabancı rakibine 5 xG’lik pozisyon imkanı sağlamasına, 2 tane gol yemesine asla müsait değil. Okan Efendi’nin 3 senedir Avrupa’da bize yaşattıklarına hiç müsait değil zaten ama Allah’tan bu sene eline daha derli toplu bir kadro verdiler de oyuncular “kendileri” maçın içinde kalmak istediğinde neler yapılabileceğini görüyoruz. Sahada 11 kişiden 2-3’ü topu ayağına dolaştırıyorsa bunun sorumlusu oyuncuları olabilir ama eğer 9-10’u aynı sorunu yaşıyorsa bunun tek ve baş müsebbibi takımın hocasıdır. Okan Buruk’un Galatasaray’daki miadı bu sezonla birlikte dolmuştur (ki bence geçen sene Young Boys rezaletinden sonra dolmuştu ama hadi genel kanıya göre konuşayım), ben artık daha fazla öfke yüklenerek bir Avrupa maçı izlemek istemiyorum.
Gelelim şimdi özellikle gözüme batan bireysel performanslara. Jakobs ve Lang çok çok kötü bir maç çıkardılar ama ikisinin de gözümde kredisi var, Lang’ın bizdeki ilk kötü maçıydı zaten. Jakobs’un da bu sezon Avrupa’da oynadığı maçlarda hiç boşu yok, her maç da aynı verimi bekleyemezsin. Lemina denen herif yine çok iyiydi, muhtemelen Alanya maçında oynayası tutmaz yine. :D Davinson da bize saçma sapan iki tane gol yedirdi, olacak iş değil gerçekten. Maç içinde diğer yaptığı işlere bakıyorum, bir de yaptığı şu basit hatalara bakıyorum… Çok seviyorum ama gerçekten çok garip topçu ya.
Şimdi gelelim asıl kalaylayacaklarıma. Torreira’nın oynadığı şu top normal şartlarda 4 senelik kredisini de hesaba katarsak “canın sağ olsun” dedirtirdi. Ama kardeşim sen geldiğin ilk günden beri menajerlerine “Memleketine dönmek istiyor” diye haber servis ettirip bir de üstüne camia için bu denli kritik bir sezonun tam göbeğinde verdiğin bir röportajla bu isteğini açık açık belli edersen ben de saha içindeki ilk defonda bu yaptıklarını itin önüne kemik atar gibi önüne atarım ve oynadığın bu topu da düpedüz kötü niyetli algılarım. Sezon bitince de hizmetlerin için sana teşekkür edip kıçına tekmeyi basarım Rise of Kingdom reklamlarındaki gibi Güney Amerika’ya ışınlarım, burası psikoloji danışmanlık ofisi değil kapris çekemeyiz yani.
İlkay ve Sane denen ikiz dingillere gelelim şimdi. Hadi Sane’ye sakatlıktan yeni döndüğü için şimdilik bir şey demeyeceğim, sadece çok kötüydü diyip geçeceğim. Ama İlkay hakkında söyleyeceklerim var. Geldiği gün en azından bi orta saha aldık dediğim için memnun kalsam da özellikle Barça’dan ayrıldığı sezon bizim kendisini o kadar istememize rağmen Pep’in kucağına atlamayı tercih etmesiyle gözümde daha gelmeden bitmişti zaten. Şimdi gelip ben Galatasaraylıyım edebiyatı yapıyor ya hani, taraftar unutmaz kardeşim. Sen Galatasaraylı olduğun için değil, ilerleyen yaşından dolayı Guardiola’nın seni göndermek istediği noktada sığınacak başka bir liman bulamadığın için buraya geldin, senin o alttaki varoş kokunu alırım yani. Aylardır oynadığın hiçbir maçta vadettiğin az buçuk şeyin dahi 10’da 1’ini verebilmiş değilsin. Bir de dünkü maç nezdinde orta sahayı derledi topladı diyenler var, ıkınmayın oğlum bu kadar 10 milyonluk kontratı çakma GS edebiyatıyla çaktı adam bize işte. Icardi bunun açıklarını kapatmak için derine gelip top aldı top dağıttı bi ara İlkay bir halt beceremiyor diye. Burayı sana kim EYT’yi doldurma yeri olarak anlattı bilmiyorum ama kimden duyduysan yanlış duymuşsun İlkay’cım. Hadi yallah Arabistan’a ya da Bundesliga 2’ye.
Barış Alper 90 dakika kendine küfürler ettirdi ama son 30’da öyle işler çıkardı ki şu an hiçbir şey diyemiyorum. Sezon başından beri zaten kendisiyle çok gerginiz, ama bir topçunun etrafındaki uğultuları susturması için en iyi yöntem goller atıp attırmaktır. Barış Alper bu sezon bunu çok iyi yapıyor. Ama yine de bize cenneti ilk 90’da cehennemi yaşattıktan sonra verdiği için sinirliyim.
Special thanks: ROLAND SALLAI… 500 yıllık Mekteb-i Sultani tarihinin denk geldiği en profesyonel topçu olabilir. Nereye koyarsan oynuyor, sadece işini yapıyor ve terinin son damlasına kadar mücadele ediyor. Bugün sarı kartla oynamasına rağmen Kenan Yıldız gibi bir tehlikeyi savunabileceği en iyi şekilde savundu. Yerine Sacha Boey denen ceset girince Sallai’nin orada koyduğu fizikalite ve karakter farkı gözle görülür biçimde ortaya çıktı zaten.
Son 16 için de yarını bekiyoruz. Tabii gönül Tottenham’dan yana ama kim gelirse gelsin Okanball’unuzun mentalite kısırlığını hesaba katarsak ŞL’de gidebileceğimiz maksimum yerin burası olduğunu düşünüyorum.