PAYBACK #80
1 Eylül Pazartesi, 22.00 - C
Delta Center
Salt Lake City, Utah
MONDAY NIGHT PAYBACK'İ TAKİP ETMEK İÇİN 5 NEDEN!
1- STG Is Dead, Long Live Gibki!
2- Alberto Del Rio aksiyona -zorla- dönüyor...
3- Balık ekmek
4- 2BELTS MJF'İN TARİHİ KUTLAMASI
5- "PGW Champion" Bray Wyatt İçin Sırada Ne Var?
EVET, EVET, EVET! PYROLAR, NEFES KESİCİ BİR GÖSTERİ EŞLİĞİNDE, İTALYANIN BAYRAK RENKLERİNİ BARINDIRACAK TONLARLA PATLAMAYA BAŞLIYOR! BU, PRESTIGE GRAND WRESTLING'İN SUNDUĞU PAYBACK SERİSİNİN 80. ŞOVUNUN, AYAĞA KALKMIŞ OLAN SEYİRCİLERİN ÇIĞLIKLARI ARASINDA BAŞLAMASINA İŞARET! ŞOV BAŞLIYOR!
Şovun başlamasının ardından kameralar ilk olarak spiker masasına gidiyor. Spikerlerimiz, şovu yorumluyorlar, şovda gerçekleşeceği duyurulanları değerlendiriyorlar. Bunun takibinde, kalabalığın arasındaki birkaç farklı seyirciyi görüntülüyor kameralarımız. Bu şekilde bir süre geride bırakıldıktan sonra, şovun fiili olarak başlangıcı veriliyor çünkü dev ekrana, Titantron'a, bir görüntü giriyor! Herkes, nefesini tutarak o tarafa doğru dönüyor ve kesilen ışıklarla birlikte çığlıklar atmaya başlıyor!
DERP!
Arka alandan gelenler Wyatt Family üyelerinden başkaları değil! Önde Bray Wyatt, PGW Championship'i beline sarılı, elindeki feneriyle birlikte önden ilerliyor. Seyircilerin cep telefonlarının flash'larını açarak gösteriye ortak olduğunu ekranlara getirirken reji, onun arkasından Erick Rowan ile Braun Strowman'in de geldiğini fark ediyoruz! Hep birlikte, bir aile olarak ringin yolunu tutuyorlar. Kısa süre içerisinde ringe varıyorlar ve sırasıyla çelik basamakları kullanarak Apron'a çıkıyorlar. Direkt olarak iplerin arasından ringin içerisine geçtiklerini gözlemliyoruz. Bray, beline sarılı olan kemeri çözüyor ve ring matının üzerine bırakıyor. Sonrasında elindeki feneri de, onun yanına indiriyor. Bu fener, küçük bir bölgeyi aydınlatmada yeterli oluyor. Hep birlikte, ring matı üzerinde duran kemere bakıyorlar. Bu sırada mikrofon uzatılıyor, Braun mikrofonu teslim aldıktan sonra Bray'e devrediyor ve o da mikrofonu ağzına doğru tutarak konuşmaya başlıyor.
Bray Wyatt: Yine ve yeniden... İşte, buradayız. Ben ve ailem, bunu yapmayalı uzun zaman olmuştu, huh, öyle değil mi, çocuklarım? (Erick ile Braun kafalarını sallayarak bunu onaylıyorlar, Bray ise kahkaha atıyor) Karanlığın merkezinde, benim krallığımda, benim sahnemde... Hepiniz, ringimin etrafını saran binlerce insan ve ekranları başından şovu takip eden milyonlar... Hepiniz bir gerçeğin, dudaklarımın arasından, dışarıya süzülmesini seyretmek için buraya kadar geldiniz. O gerçek şu: Dark STG öldü! (Kahkaha atıyor) Evet, o güçlü, o kara iblis, o karanlıktan beslenen canavar, artık yok! Onun bağırtıları sustu, onun yumrukları sessizleşti, onun kılıcı kırıldı, onun kitabı kapandı! Doğru bir şekilde anlaşılmalı ki; ölüm, sıradan insanlar için son olabilir. Ama bizim için ölüm, yalnızca bir ritüeldir, geçiş kapısıdır. Kahramanlara inandınız, inanmak istediniz ama onun kanı toprakla karıştı. Biz o kan ile beslendik, karnımızı doyurduk. Onun çürüyen bedeninden biz yükseldik. Onun mezarı, bizim tahtımız oldu. Arkasındakilere ise umut, tatlı bir zehir olan, damarlarınıza işlemiş bir illüzyon olan.
Bray bu yaşananlardan zevk alırmışçasına gülüyor, kahkaha atıyor. Seyircilerden karışık reaksiyonların geldiğinden bahsetmek mümkün. Bu şekilde belli bir müddet geride kalıyor, Bray ise kaldığı yerden konuşmasına devam ediyor.
Bray Wyatt: Çok yaşamlılar, siz de buraya kulağınızı verin! Çünkü üzerinde Wyatt Family olarak durduğumuz bu an, sonsuzluğun çan sesi olma görevini üstleniyor! Aldığınız her nefesiniz, sizi ölüm denen ana bir adım daha yaklaştırıyor ve siz bunu bilerek bir nefes daha almaya devam ediyorsunuz. Ne yani, yoksa siz yaşamayı bir ödül olarak mı addediyorsunuz? Oysa bu kocaman bir yalandan ibaret! Siz ışığa güveniyorsunuz, ama o, ışık, en büyük yalancı. Işık size güven veriyor, sizi kandırıyor, gölgelerin gerçek yüzünü saklıyor. Karanlık ise çıplak gerçeğin ta kendisidir! (Bir süre duraksadıktan sonra devam ediyor) Dark STG… O, sizin kahramanınız, sizin canavarınız, sizin korkunuzdu ama bütün korkuların bir sonu vardır. Ben onun sonunu getirdim. Onun çığlıklarını duydum, diz çöküşünü gördüm ve o an anladım ki; hiçbir şey sonsuz değildir. Ne güç, ne öfke, ne de masallar. O öldü ve ölüm onun üzerindeki tek gerçeği açığa çıkardı: O da herkes gibi kırılgandı!
Bu sözlerinden sonra bir müddet duruyor, düşünceli duruyor, kafasını sallıyor ve en sonunda konuşmasını sürdürüyor.
Bray Wyatt: (İyice gergin bir şekilde, sert bir tonla konuşuyor) Siz sabahı bekliyorsunuz ama sabah yok. Yalnızca gece var. Sonsuz, bitmeyen, kanla yoğrulmuş bir gece ve o gecede… Siz—
DERP!
Arka alandan gelenler Wyatt Family üyelerinden başkaları değil! Önde Bray Wyatt, PGW Championship'i beline sarılı, elindeki feneriyle birlikte önden ilerliyor. Seyircilerin cep telefonlarının flash'larını açarak gösteriye ortak olduğunu ekranlara getirirken reji, onun arkasından Erick Rowan ile Braun Strowman'in de geldiğini fark ediyoruz! Hep birlikte, bir aile olarak ringin yolunu tutuyorlar. Kısa süre içerisinde ringe varıyorlar ve sırasıyla çelik basamakları kullanarak Apron'a çıkıyorlar. Direkt olarak iplerin arasından ringin içerisine geçtiklerini gözlemliyoruz. Bray, beline sarılı olan kemeri çözüyor ve ring matının üzerine bırakıyor. Sonrasında elindeki feneri de, onun yanına indiriyor. Bu fener, küçük bir bölgeyi aydınlatmada yeterli oluyor. Hep birlikte, ring matı üzerinde duran kemere bakıyorlar. Bu sırada mikrofon uzatılıyor, Braun mikrofonu teslim aldıktan sonra Bray'e devrediyor ve o da mikrofonu ağzına doğru tutarak konuşmaya başlıyor.
Bray Wyatt: Yine ve yeniden... İşte, buradayız. Ben ve ailem, bunu yapmayalı uzun zaman olmuştu, huh, öyle değil mi, çocuklarım? (Erick ile Braun kafalarını sallayarak bunu onaylıyorlar, Bray ise kahkaha atıyor) Karanlığın merkezinde, benim krallığımda, benim sahnemde... Hepiniz, ringimin etrafını saran binlerce insan ve ekranları başından şovu takip eden milyonlar... Hepiniz bir gerçeğin, dudaklarımın arasından, dışarıya süzülmesini seyretmek için buraya kadar geldiniz. O gerçek şu: Dark STG öldü! (Kahkaha atıyor) Evet, o güçlü, o kara iblis, o karanlıktan beslenen canavar, artık yok! Onun bağırtıları sustu, onun yumrukları sessizleşti, onun kılıcı kırıldı, onun kitabı kapandı! Doğru bir şekilde anlaşılmalı ki; ölüm, sıradan insanlar için son olabilir. Ama bizim için ölüm, yalnızca bir ritüeldir, geçiş kapısıdır. Kahramanlara inandınız, inanmak istediniz ama onun kanı toprakla karıştı. Biz o kan ile beslendik, karnımızı doyurduk. Onun çürüyen bedeninden biz yükseldik. Onun mezarı, bizim tahtımız oldu. Arkasındakilere ise umut, tatlı bir zehir olan, damarlarınıza işlemiş bir illüzyon olan.
Bray bu yaşananlardan zevk alırmışçasına gülüyor, kahkaha atıyor. Seyircilerden karışık reaksiyonların geldiğinden bahsetmek mümkün. Bu şekilde belli bir müddet geride kalıyor, Bray ise kaldığı yerden konuşmasına devam ediyor.
Bray Wyatt: Çok yaşamlılar, siz de buraya kulağınızı verin! Çünkü üzerinde Wyatt Family olarak durduğumuz bu an, sonsuzluğun çan sesi olma görevini üstleniyor! Aldığınız her nefesiniz, sizi ölüm denen ana bir adım daha yaklaştırıyor ve siz bunu bilerek bir nefes daha almaya devam ediyorsunuz. Ne yani, yoksa siz yaşamayı bir ödül olarak mı addediyorsunuz? Oysa bu kocaman bir yalandan ibaret! Siz ışığa güveniyorsunuz, ama o, ışık, en büyük yalancı. Işık size güven veriyor, sizi kandırıyor, gölgelerin gerçek yüzünü saklıyor. Karanlık ise çıplak gerçeğin ta kendisidir! (Bir süre duraksadıktan sonra devam ediyor) Dark STG… O, sizin kahramanınız, sizin canavarınız, sizin korkunuzdu ama bütün korkuların bir sonu vardır. Ben onun sonunu getirdim. Onun çığlıklarını duydum, diz çöküşünü gördüm ve o an anladım ki; hiçbir şey sonsuz değildir. Ne güç, ne öfke, ne de masallar. O öldü ve ölüm onun üzerindeki tek gerçeği açığa çıkardı: O da herkes gibi kırılgandı!
Bu sözlerinden sonra bir müddet duruyor, düşünceli duruyor, kafasını sallıyor ve en sonunda konuşmasını sürdürüyor.
Bray Wyatt: (İyice gergin bir şekilde, sert bir tonla konuşuyor) Siz sabahı bekliyorsunuz ama sabah yok. Yalnızca gece var. Sonsuz, bitmeyen, kanla yoğrulmuş bir gece ve o gecede… Siz—
Bu sözler yarıda kesiliyor, yarıda kesiliyor çünkü ringin giriş bölümünün, Stage'nin, aydınlatıldığını ve bununla eş zamanlı olarak, şiddetli bir müzik sesinin yükseldiğini fark ediyoruz. Bu yükselen müzik sesi ile birlikte herkesin yerinden kalktığını ve çığlık çığlığa kaldıklarını gözlemliyoruz! Sesler yükseliyor, şaşırma sesleri üst üste biniyor!
Ne, ne, ne? Bu, bu "The Natural" Dustin Rhodes! 1.5 yılın sonrasında, kendisi tekrardan Prestige Grand Wrestling çatısı altında bulunuyor! Burada, o tekrardan burada; ama bu kez farklı bir kimlikle, profille! Kendisinin arka alandan, Stage'e gelmesi ile yer yerinden oynuyor adeta! Kendisi için bir hayli 'kötü' bir son yazılan o adam, tekrardan burada, herkesin karşısında dikiliyor. Stage'in tam orta noktasında durduktan sonra, kendisini cheer'lıyan seyircilere göz gezdiriyor, onları izliyor. Bununla uzun bir süre vakit kaybediyor, nihayetinde kendisinin girişinde kullanılan tema müziği kesiliyor ve o da gelirken yanında getirdiği mikrofonu ağzına doğru tutarak konuşmaya başlıyor.
Dustin Rhodes: Bray... 2024 Mayıs'ını hatırlıyor musun, huh? O geceyi, ben asla unutmadım, bir daha yaşadım; en başa sardım, defalarca. Sen beni zincirlere vurdun, altın makyajımın ardına sakladığım personamı, onun ardında sakladığım bütün kırılganlıklarımı ortaya çıkardın. O anda, evet… Goldust’ı 'öldürdün'. İnsanların gördüğü o tuhaf, o sahte, o altın adamı… Sen paramparça ettin. Bir hata yaptın, bunu bilmek ister misin? Çünkü (İşaret parmağıyla kendisini gösteriyor) beni öldürmedin! (Seyirciler cheer'lıyorlar) Siz, Dustin Rhodes'u serbest bıraktınız! Kabul ediyorum, bedenime acı verdiniz ama acı aynı zamanda öğretir. Senin işkencen, benim yeniden doğuşumun tohumu oldu. Çivilerin etime geçti, ama kalbime başka bir şey işledi: Öz-gür-lük. Tedavi sürecimde, bir buçuk yıl boyunca, kabuslar gördüm. Her gece kulaklarımda senin kahkahan, bedenimde çivilerin bıraktığı yaraların izleri, kalbimde ise sonsuz bir yangın vardı. O yangın, beni bugün buraya getirdi. Artık korkmuyorum Bray çünkü ben çoktan, halihazırda yandım!
Dustin duruyor, duraksıyor. Seyirciler ona desteklerini gösteriyorlar, bu da Dustin'e biraz dinlenme imkanı yaratıyor. Bunun akabinde, kameranın farklı bir açıdan Dustin'i çekmeye devam ettiğini ve kendisinin de yarıda kaldığı yerden konuşmasına devam ettiğini, sürdürdüğünü görüyoruz.
Dustin Rhodes: Omzunda duran PGW Championship'in ortada olması— inan hiç fark etmez. Unvan, şöhret, ödül, altın... Bunların hepsi birer sahte parıltı; benim için anlamı yok. Benim tek istediğim şey sensin, çünkü— çünkü sana baktığımda hâlâ o geceyi görüyorum. Çivileri, kanları, karanlığı... Senin kahkahanın beynime kazındığını, nefesimin her kesildiği anı hatırlıyorum. Sen bana ölümün gölgesini gösterdin, ama ben oradan geri döndüm. Ve işte, artık buradayım, karşında. Yapını paramparça etmeye geldim! (Bir süre duraksadıktan sonra devam ediyor) Karanlık, ışığın yokluğu değil, onun en büyük yalanıdır. Sen kendini karanlığın efendisi sanıyorsun, ama aslında sen de kendi zincirlerinin esirisin. (İyice yükseliyor) Ben, senin yarattığın o zincirleri kırmak için buradayım! Ben, senin bıraktığın yaraların ete kemiğe bürünmüş hâliyim; bir hayalet değilim çünkü hayaletler sadece fısıldarlar, ben konuşuyorum, ben haykırıyorum! Senin için kabus olacağım Bray! Her adımında, her nefesinde, her göz kırpışında ben olacağım çünkü ben artık geçmişimin tutsaklarıyla değil, SENİNLE hesaplaşmaya geldim! Bu sadece bir maç olmayacak. Senden intikamımı alacağım bir hesaplaşma olacak... Var mısın?
Dustin kararlılıkla meydan okumasını yapıyor ve kaşları çatık bir ifade ile Bray'e bakıyor. Seyircilerden şiddetli bir tonda "Yes! Yes! Yes!" tezahüratlarının yükseldiğini fark ediyoruz. Erick ile Braun, ambiyanstan gelen bu seslere dört bir taraflarına dönerek reaksiyon verirken; Bray kahkaha atıyor, gülüyor. Bu tezahüratların sona ermesinin ardından, Bray'in güçlükle kendisini durdurabildiğini ve meydan okuma yapan Dustin'e yanıt verdiğini gözlemliyoruz.
Bray Wyatt: Ah, Goldie— pardon, Dustin... (Kahkaha atıyor) Sen hâlâ anlamadın mı? Benim dünyamda zaman düz bir çizgi değildir, o daireseldir. Sen geçmişinden kaçtığını sanırsın ama aslında sadece aynı çemberin içinde dönersin. Sen öldün adamım. (Kahkaha atıyor) İntikam dediğin şey, zehirli bir bardaktan su içmeye benzer. Sen içersin ama öldüren benim zehrimdir. Sen kendini özgür sanırsın, zincirlerinden kurtulduğunu söylersin, ama Dustin— o zincirleri taşıyan daima sensin. Ben sadece onları parlatıp sana gösterdim. Demek bana meydan okuyorsun, huh? Bu gerçekten de hoşuma gitti. Çünkü insan, en çok korktuğu şeye bakarken en gerçek yüzünü gösterir. Sen bana bakarken nefret görüyorsun ama ben sana baktığımda yalnızca açlık görüyorum. Senin ruhunun açlığını, intikam susuzluğunu görüyorum ve ben, o susuzluğu kanla gidermeyi biliyorum. (Bir süre sessiz kalıyor, düşünüyor ve sonrasında kaldığı yerden devam ediyor) Tamam. Bunu sen istedin Dustin… Sen diledin. Unutma, dilekler, bedel ister. Haftaya… Sana istediğini vereceğim. Şunu aklından asla çıkarma, her dileğin sonunda bir lanet vardır ve o lanet benim adımımı fısıldar; Bray... Wyatt!
Dustin, ring içerisindeki üç isme de öfkeyle bakarken; Bray'in kahkahaya boğulduğunu fark ediyoruz. Erick ile Braun öylece orada durmakla yetiniyorlar. Ekran, dörde bölünüyor; her karede bir isim yer alıyor. Bu yaşananlardan, konuşmalardan sonra kameralar kapanıyor ve şovumuz farklı bir yöne dönüş yaparak devamını sağlıyor.
Kameralar açıldığında, çevrilen yönün şovun gerçekleştiği arena olan Delta Center olmadığını fark ediyoruz. Burası konumunu tam olarak belirleyemediğimiz ama bir spor salonu olduğundan emin olduğumuz bir yer. Salon tam anlamıyla karanlık değil ama soluk bir rengi var. Havası oldukça ağır olan bu spor merkezinde, insanların spor aletlerini kullandıklarını görüyoruz. Burun direğini sızlatacak bir tonda bir koku, paslı demir kokusu, eski deri eldivenlerin nemli kokusu, yılların teriyle işlenmiş minderlerin bıraktığı buruk koku ve havalandırılmadığı için birikmiş toz kokusu... Tavanın köşesine monte edilmiş küçük bir vantilatör var. Çalışıyor lakin kanatları toz kaplamış, döndükçe cılız bir rüzgâr üretiyor. Rüzgar, içerideki ağır havayı dağıtmak yerine sadece tozu savuruyor. Arenanın diğer noktalarına göz attığımızda... Salonun ücra bir noktasında zincirle tavandan sarkıtılmış büyük bir kum torbası var. Zincir gıcır gıcır ses çıkarıyor, her darbeden sonra sanki kopacakmış gibi ileri geri sallanıyor. Bu torbaya, çıplak üstü ter içinde kalan, gövdesindeki kasları damar damar belirginleşmiş—
Steve Gibki vuruyor! Hırsıyla, öfkesiyle, dişlerini sıkarak, boğazından hırıltılar çıkararak, sanki göğsünün derinliklerinden gelen hayvansı bir nefesle torbaya yükleniyor. Yumrukları sadece etli bir çuvala değil, geçmişte boğazına düğümlenen her hatıraya, içine gömdüğü her isyana, kaybolmuş senelere, ihanete ve acıya iniyor. Yumrukları, sadece bir torbaya değil, geçmişine, kendi içindeki öfkeye, kaybolan yıllara iner gibi. Her yumruk, salonda yankı yapıyor, tıpkı bir davul sesi gibi ritim tutuyor. Steve'in kendisini antrenmanına kaptırdığı sırada, başka bir ses daha duyulmaya başlıyor; bu bastonun zemine vuruşuyla çıkan tok ve ağır bir ses. Kapıdan içeri giren yaşlı bir adamdır bu. Omuzları çökmüş, saçları bembeyaz, yüzündeki çizgiler yılların ağırlığını taşıyor. Bir zamanlar Steve'in antrenörlüğünü de yapmış bu veteran, artık buralarda antrenörlük yapmıyor; sadece buraları yönetiyor, çekip-çeviriyor. Bu yaşlı adamın, uzun süredir buralarda görünmeyen ve 'yeni' olan Steve'i fark ettiğini ve ona doğru hareketlendiğini görüyoruz. Yanına gittiğinde ise... Onu tanıyor. Steve'i. Steve Gibki'yi.
Johann: Bu—buna inanamıyorum! Steve... Bu gerçekten sen misin? (Gülümseyerek konuşuyor) Büyümüşsün, hem de epey.
Antrenmanın ritmi kaçan Steve, bu sesi bir yerden anımsıyor gibi. Yine de bölünmüş olmasından ötürü aksi bir şekilde sesin geldiği tarafa dönüyor ve karşısında gördüğü manzara karşısında şoke uğruyor. Her ne kadar şaşkınlığını saklasa da, bunu fazla beceremiyor; yanıt veremiyor, tıkanıyor. Johann'ın, Steve'i uzunca bir süre kollarıyla sardığını, ona sarıldığını görüyoruz. Steve ise öylece duruyor, onun sarılmasına müsaade ediyor ama kendisi bir eylemde bulunmuyor. Johann devam ediyor, bu hasreti gidermeye.
Ne, ne, ne? Bu, bu "The Natural" Dustin Rhodes! 1.5 yılın sonrasında, kendisi tekrardan Prestige Grand Wrestling çatısı altında bulunuyor! Burada, o tekrardan burada; ama bu kez farklı bir kimlikle, profille! Kendisinin arka alandan, Stage'e gelmesi ile yer yerinden oynuyor adeta! Kendisi için bir hayli 'kötü' bir son yazılan o adam, tekrardan burada, herkesin karşısında dikiliyor. Stage'in tam orta noktasında durduktan sonra, kendisini cheer'lıyan seyircilere göz gezdiriyor, onları izliyor. Bununla uzun bir süre vakit kaybediyor, nihayetinde kendisinin girişinde kullanılan tema müziği kesiliyor ve o da gelirken yanında getirdiği mikrofonu ağzına doğru tutarak konuşmaya başlıyor.
Dustin Rhodes: Bray... 2024 Mayıs'ını hatırlıyor musun, huh? O geceyi, ben asla unutmadım, bir daha yaşadım; en başa sardım, defalarca. Sen beni zincirlere vurdun, altın makyajımın ardına sakladığım personamı, onun ardında sakladığım bütün kırılganlıklarımı ortaya çıkardın. O anda, evet… Goldust’ı 'öldürdün'. İnsanların gördüğü o tuhaf, o sahte, o altın adamı… Sen paramparça ettin. Bir hata yaptın, bunu bilmek ister misin? Çünkü (İşaret parmağıyla kendisini gösteriyor) beni öldürmedin! (Seyirciler cheer'lıyorlar) Siz, Dustin Rhodes'u serbest bıraktınız! Kabul ediyorum, bedenime acı verdiniz ama acı aynı zamanda öğretir. Senin işkencen, benim yeniden doğuşumun tohumu oldu. Çivilerin etime geçti, ama kalbime başka bir şey işledi: Öz-gür-lük. Tedavi sürecimde, bir buçuk yıl boyunca, kabuslar gördüm. Her gece kulaklarımda senin kahkahan, bedenimde çivilerin bıraktığı yaraların izleri, kalbimde ise sonsuz bir yangın vardı. O yangın, beni bugün buraya getirdi. Artık korkmuyorum Bray çünkü ben çoktan, halihazırda yandım!
Dustin duruyor, duraksıyor. Seyirciler ona desteklerini gösteriyorlar, bu da Dustin'e biraz dinlenme imkanı yaratıyor. Bunun akabinde, kameranın farklı bir açıdan Dustin'i çekmeye devam ettiğini ve kendisinin de yarıda kaldığı yerden konuşmasına devam ettiğini, sürdürdüğünü görüyoruz.
Dustin Rhodes: Omzunda duran PGW Championship'in ortada olması— inan hiç fark etmez. Unvan, şöhret, ödül, altın... Bunların hepsi birer sahte parıltı; benim için anlamı yok. Benim tek istediğim şey sensin, çünkü— çünkü sana baktığımda hâlâ o geceyi görüyorum. Çivileri, kanları, karanlığı... Senin kahkahanın beynime kazındığını, nefesimin her kesildiği anı hatırlıyorum. Sen bana ölümün gölgesini gösterdin, ama ben oradan geri döndüm. Ve işte, artık buradayım, karşında. Yapını paramparça etmeye geldim! (Bir süre duraksadıktan sonra devam ediyor) Karanlık, ışığın yokluğu değil, onun en büyük yalanıdır. Sen kendini karanlığın efendisi sanıyorsun, ama aslında sen de kendi zincirlerinin esirisin. (İyice yükseliyor) Ben, senin yarattığın o zincirleri kırmak için buradayım! Ben, senin bıraktığın yaraların ete kemiğe bürünmüş hâliyim; bir hayalet değilim çünkü hayaletler sadece fısıldarlar, ben konuşuyorum, ben haykırıyorum! Senin için kabus olacağım Bray! Her adımında, her nefesinde, her göz kırpışında ben olacağım çünkü ben artık geçmişimin tutsaklarıyla değil, SENİNLE hesaplaşmaya geldim! Bu sadece bir maç olmayacak. Senden intikamımı alacağım bir hesaplaşma olacak... Var mısın?
Dustin kararlılıkla meydan okumasını yapıyor ve kaşları çatık bir ifade ile Bray'e bakıyor. Seyircilerden şiddetli bir tonda "Yes! Yes! Yes!" tezahüratlarının yükseldiğini fark ediyoruz. Erick ile Braun, ambiyanstan gelen bu seslere dört bir taraflarına dönerek reaksiyon verirken; Bray kahkaha atıyor, gülüyor. Bu tezahüratların sona ermesinin ardından, Bray'in güçlükle kendisini durdurabildiğini ve meydan okuma yapan Dustin'e yanıt verdiğini gözlemliyoruz.
Bray Wyatt: Ah, Goldie— pardon, Dustin... (Kahkaha atıyor) Sen hâlâ anlamadın mı? Benim dünyamda zaman düz bir çizgi değildir, o daireseldir. Sen geçmişinden kaçtığını sanırsın ama aslında sadece aynı çemberin içinde dönersin. Sen öldün adamım. (Kahkaha atıyor) İntikam dediğin şey, zehirli bir bardaktan su içmeye benzer. Sen içersin ama öldüren benim zehrimdir. Sen kendini özgür sanırsın, zincirlerinden kurtulduğunu söylersin, ama Dustin— o zincirleri taşıyan daima sensin. Ben sadece onları parlatıp sana gösterdim. Demek bana meydan okuyorsun, huh? Bu gerçekten de hoşuma gitti. Çünkü insan, en çok korktuğu şeye bakarken en gerçek yüzünü gösterir. Sen bana bakarken nefret görüyorsun ama ben sana baktığımda yalnızca açlık görüyorum. Senin ruhunun açlığını, intikam susuzluğunu görüyorum ve ben, o susuzluğu kanla gidermeyi biliyorum. (Bir süre sessiz kalıyor, düşünüyor ve sonrasında kaldığı yerden devam ediyor) Tamam. Bunu sen istedin Dustin… Sen diledin. Unutma, dilekler, bedel ister. Haftaya… Sana istediğini vereceğim. Şunu aklından asla çıkarma, her dileğin sonunda bir lanet vardır ve o lanet benim adımımı fısıldar; Bray... Wyatt!
Dustin, ring içerisindeki üç isme de öfkeyle bakarken; Bray'in kahkahaya boğulduğunu fark ediyoruz. Erick ile Braun öylece orada durmakla yetiniyorlar. Ekran, dörde bölünüyor; her karede bir isim yer alıyor. Bu yaşananlardan, konuşmalardan sonra kameralar kapanıyor ve şovumuz farklı bir yöne dönüş yaparak devamını sağlıyor.
Kameralar açıldığında, çevrilen yönün şovun gerçekleştiği arena olan Delta Center olmadığını fark ediyoruz. Burası konumunu tam olarak belirleyemediğimiz ama bir spor salonu olduğundan emin olduğumuz bir yer. Salon tam anlamıyla karanlık değil ama soluk bir rengi var. Havası oldukça ağır olan bu spor merkezinde, insanların spor aletlerini kullandıklarını görüyoruz. Burun direğini sızlatacak bir tonda bir koku, paslı demir kokusu, eski deri eldivenlerin nemli kokusu, yılların teriyle işlenmiş minderlerin bıraktığı buruk koku ve havalandırılmadığı için birikmiş toz kokusu... Tavanın köşesine monte edilmiş küçük bir vantilatör var. Çalışıyor lakin kanatları toz kaplamış, döndükçe cılız bir rüzgâr üretiyor. Rüzgar, içerideki ağır havayı dağıtmak yerine sadece tozu savuruyor. Arenanın diğer noktalarına göz attığımızda... Salonun ücra bir noktasında zincirle tavandan sarkıtılmış büyük bir kum torbası var. Zincir gıcır gıcır ses çıkarıyor, her darbeden sonra sanki kopacakmış gibi ileri geri sallanıyor. Bu torbaya, çıplak üstü ter içinde kalan, gövdesindeki kasları damar damar belirginleşmiş—
Steve Gibki vuruyor! Hırsıyla, öfkesiyle, dişlerini sıkarak, boğazından hırıltılar çıkararak, sanki göğsünün derinliklerinden gelen hayvansı bir nefesle torbaya yükleniyor. Yumrukları sadece etli bir çuvala değil, geçmişte boğazına düğümlenen her hatıraya, içine gömdüğü her isyana, kaybolmuş senelere, ihanete ve acıya iniyor. Yumrukları, sadece bir torbaya değil, geçmişine, kendi içindeki öfkeye, kaybolan yıllara iner gibi. Her yumruk, salonda yankı yapıyor, tıpkı bir davul sesi gibi ritim tutuyor. Steve'in kendisini antrenmanına kaptırdığı sırada, başka bir ses daha duyulmaya başlıyor; bu bastonun zemine vuruşuyla çıkan tok ve ağır bir ses. Kapıdan içeri giren yaşlı bir adamdır bu. Omuzları çökmüş, saçları bembeyaz, yüzündeki çizgiler yılların ağırlığını taşıyor. Bir zamanlar Steve'in antrenörlüğünü de yapmış bu veteran, artık buralarda antrenörlük yapmıyor; sadece buraları yönetiyor, çekip-çeviriyor. Bu yaşlı adamın, uzun süredir buralarda görünmeyen ve 'yeni' olan Steve'i fark ettiğini ve ona doğru hareketlendiğini görüyoruz. Yanına gittiğinde ise... Onu tanıyor. Steve'i. Steve Gibki'yi.
Johann: Bu—buna inanamıyorum! Steve... Bu gerçekten sen misin? (Gülümseyerek konuşuyor) Büyümüşsün, hem de epey.
Antrenmanın ritmi kaçan Steve, bu sesi bir yerden anımsıyor gibi. Yine de bölünmüş olmasından ötürü aksi bir şekilde sesin geldiği tarafa dönüyor ve karşısında gördüğü manzara karşısında şoke uğruyor. Her ne kadar şaşkınlığını saklasa da, bunu fazla beceremiyor; yanıt veremiyor, tıkanıyor. Johann'ın, Steve'i uzunca bir süre kollarıyla sardığını, ona sarıldığını görüyoruz. Steve ise öylece duruyor, onun sarılmasına müsaade ediyor ama kendisi bir eylemde bulunmuyor. Johann devam ediyor, bu hasreti gidermeye.
Johann: Bunun sen olduğuna inanamıyorum! Senelerdir neredeydin evlat, huh? Neden sustun bunca yıl, neden bana haber vermedin? (Duygusallaşıyor) Her yerde seni aradım, her yerde seni sordum... Bir iz, bir haber... Hiçbir şey yoktu! Öldüğünü sandım! Bir daha soruyorum: Neden sustun bunca yıl, neden kayboldun?
Steve yanıt veremiyor, dudakları bir anlığına kıpırdar gibi oluyor ama kelimeler ağzından dışarıya fışkırmıyor. Ona çok şey katan Johann'ı görmenin heyecanını yaşıyor, bu onu gülümsetiyor da, ama o sevgisini ve özlemini karşı tarafa yansıtamıyor çünkü duygularını göstermeyi, ifade etmeyi bile unutmuş! Yalnızca boğazından hırıltılı bir nefes duyuluyor. Yaşlı adam Johann'ın gözleri doluyor, yüzünde sevinç ve kırgınlık aynı anda var. Sitem etmeye, konuşmaya devam ediyor.
Steve yanıt veremiyor, dudakları bir anlığına kıpırdar gibi oluyor ama kelimeler ağzından dışarıya fışkırmıyor. Ona çok şey katan Johann'ı görmenin heyecanını yaşıyor, bu onu gülümsetiyor da, ama o sevgisini ve özlemini karşı tarafa yansıtamıyor çünkü duygularını göstermeyi, ifade etmeyi bile unutmuş! Yalnızca boğazından hırıltılı bir nefes duyuluyor. Yaşlı adam Johann'ın gözleri doluyor, yüzünde sevinç ve kırgınlık aynı anda var. Sitem etmeye, konuşmaya devam ediyor.
Johann: Steve... (Sesi titreyerek konuşuyor) Evladım… Bana bir şey söyle… Lütfen.
Steve en sonunda yanıt veriyor, bir şeyler söylüyor.
Steve Gibki: Ne söylememi bekliyorsun? Bu kadar seneden sonra, nasıl bir yanıt seni tatmin eder? Nerede olduğumu mu soruyorsun— hiçbir yerde değildim. Sanki dünya dönüyordu ama ben onun dışında, boşluğun içerisinde sıkışıp kalmıştım. Günler geçti, aylar geçti, yıllar geçti... Ama ben hep aynı odada, aynı suskunluğun içerisinde kaldım. İçimde bir ses vardı, bana sürekli fısıldayan, bana bu yolu gösteren ve sonunda beni yutan. Ona cevap veremedim, sana da veremem. Cevap yok, hiçbir açıklama yok... Sadece çürüyen, daralan bir zaman ve boşluk. Bu kadar.
Steve'in her kelimesinde, daha da tıkandığını gözlemliyoruz. Boğazı sürekli düğümleniyor. Johann'a baktığımızda ise, yüzüne şaşkınlık ve acı sinmiş. Diğer taraftan Steve’in gözleri dalgın; salonda değilmiş, başka bir alemdeymiş gibi bakıyor. Konuşuyor bu haline rağmen.
Steve en sonunda yanıt veriyor, bir şeyler söylüyor.
Steve Gibki: Ne söylememi bekliyorsun? Bu kadar seneden sonra, nasıl bir yanıt seni tatmin eder? Nerede olduğumu mu soruyorsun— hiçbir yerde değildim. Sanki dünya dönüyordu ama ben onun dışında, boşluğun içerisinde sıkışıp kalmıştım. Günler geçti, aylar geçti, yıllar geçti... Ama ben hep aynı odada, aynı suskunluğun içerisinde kaldım. İçimde bir ses vardı, bana sürekli fısıldayan, bana bu yolu gösteren ve sonunda beni yutan. Ona cevap veremedim, sana da veremem. Cevap yok, hiçbir açıklama yok... Sadece çürüyen, daralan bir zaman ve boşluk. Bu kadar.
Steve'in her kelimesinde, daha da tıkandığını gözlemliyoruz. Boğazı sürekli düğümleniyor. Johann'a baktığımızda ise, yüzüne şaşkınlık ve acı sinmiş. Diğer taraftan Steve’in gözleri dalgın; salonda değilmiş, başka bir alemdeymiş gibi bakıyor. Konuşuyor bu haline rağmen.
Steve Gibki: Sen sorular sordun… Ama ben cevapları çoktan kaybettim. Hocam... Kaybolan sadece yıllarım değildi; ben de kayboldum. Şimdi geriye dönüp sana anlatacak bir şeyim yok. Çünkü geriye dönüp bakınca görebildiğim tek şey… Uçsuz bucaksız bir boşluk.
Johann: Peki şimdi?… Burada kalacak mısın? Burada, benimle kal Steve. Yıllardır kayıptın, benden kaçtın, hayattan kaçtın… Ama artık geri geldin, öyle değil mi? Bana bunu söyle… Ne olursa olsun, bana bunu söyle.
Ortamda bir sessizlik meydana geliyor, Steve gözlerini kaçırıyor ve yanıt vermiyor. Kafasını çevirdiği bir noktada ise takılı kaldığını fark ediyoruz bu iri adamın. Gözleri, boşluğun içine açılmış bir perdeymişçesine izlenim veriyor. Ve işte o anda, köşedeki küçük tüplü televizyondan seslerin yükseldiğini fark ediyoruz. Karıncalı ekranda, geçmişteki PAYBACK şovlarından bir tanesinin açık olduğunu ve Bray Wyatt'ın "uğursuz" konuşmasının dönmekte olduğunu seyrediyoruz. Televizyonun solgun ışığı, Steve’in terden parlayan yüzüne vuruyor. Gözleri, hocasının sorusunu duymuyormuşçasına ekrana kaymış olan Steve, orada, Bray’in bakışlarına takılı kalıyor Hocası, umutsuzlukla Steve’in başını çevirip kendisine bakmasını ister gibi hafifçe omzuna dokunuyor lakin Steve donmuş vaziyette. Yüzündeki kaslar kasılıyor, dişleri sıkılıyor. Sessizlik, hocanın yüreğini parçalıyor...
Sonunda Steve’in dudakları aralanıyor. Kısık, soğuk, buz gibi bir ses çıkıyor.
Johann: Peki şimdi?… Burada kalacak mısın? Burada, benimle kal Steve. Yıllardır kayıptın, benden kaçtın, hayattan kaçtın… Ama artık geri geldin, öyle değil mi? Bana bunu söyle… Ne olursa olsun, bana bunu söyle.
Ortamda bir sessizlik meydana geliyor, Steve gözlerini kaçırıyor ve yanıt vermiyor. Kafasını çevirdiği bir noktada ise takılı kaldığını fark ediyoruz bu iri adamın. Gözleri, boşluğun içine açılmış bir perdeymişçesine izlenim veriyor. Ve işte o anda, köşedeki küçük tüplü televizyondan seslerin yükseldiğini fark ediyoruz. Karıncalı ekranda, geçmişteki PAYBACK şovlarından bir tanesinin açık olduğunu ve Bray Wyatt'ın "uğursuz" konuşmasının dönmekte olduğunu seyrediyoruz. Televizyonun solgun ışığı, Steve’in terden parlayan yüzüne vuruyor. Gözleri, hocasının sorusunu duymuyormuşçasına ekrana kaymış olan Steve, orada, Bray’in bakışlarına takılı kalıyor Hocası, umutsuzlukla Steve’in başını çevirip kendisine bakmasını ister gibi hafifçe omzuna dokunuyor lakin Steve donmuş vaziyette. Yüzündeki kaslar kasılıyor, dişleri sıkılıyor. Sessizlik, hocanın yüreğini parçalıyor...
Sonunda Steve’in dudakları aralanıyor. Kısık, soğuk, buz gibi bir ses çıkıyor.
Steve Gibki: Halletmem gereken son bir iş var.
Steve, hocasına bakmadan, adımlarını kapıya doğru atıyor. Oradan uzaklaşıyor ve kısa süre içerisinde kapı sesi duyuyoruz. Kapı ağır bir sesle kapanırken, hocası geride kalıyor— elleri boşlukta, gözleri yaşla dolu, kalbi kırık. Bu görüntülerin ardından kameralar kapanıyor ve PAYBACK #80 şovu yerini reklamlara bırakıyor.
Arka alandan ilk olarak gelen Alberto Del Rio oluyor! Alberto, arabasıyla birlikte Stage'nin altındaki yere doğru geliyor ve duruyor. Lüks aracından indikten sonra, seyircilerin önünden, rampanın alçağında kalan yan bölümünden ilerliyor ve sıçrayabileceği bir noktada rampaya sıçrıyor. Kendisinin anonsu gerçekleştirilirken, o ringe geliyor, yerleşiyor ve rakibini bekliyor.
Arka alandan, Stage'ye gelen isim, Tony D'Angelo'dan başkası değil. Elinde mikrofonla, hazır bir şekilde buraya gelmiş bir vaziyette. Alberto onun neden burada olduğuna henüz anlam verememiş gibi gözüküyor, Tony ise elindeki mikrofonu ağzına doğru tutarak konuşmaya başlıyor ve belli ki bu soru işaretlerini gidermeyi hedefliyor.
Tony D'Angelo: Alberto… Seninle uğraşmak keyifli olurdu ama ben farklı düşünüyorum. 1 aydır saçma sapan işlerle uğraşıyorsun, güreşmeyi unuttun belki de. O yüzden sana bir fırsat veriyorum: Bad Blood’a kadar sana seçeceğim rakipleri yeneceksin ve böylece bana kendini kanıtlayacaksın. (Yuhalanıyor) Yoksa seninle vakit kaybetmem. İlk sınavın işte geliyor... Bana öyle bakma, ben bunu senin iyiliğin için yapıyorum. Hazır ol çünkü bu sadece başlangıç!
Uzun bir aradan sonra, Bron Breakker tekrardan burada, tekrardan burada! Geri döndü, Bron geri döndü! Arka alandan sinirli bir şekilde gelen Bron'un, Tony'nin yanına geçtiğini ve onunla birlikte el sıkıştığını seyrediyoruz. Bunun sonrasında Tony geriye çekiliyor ve Bron ringe doğru yol alıyor. Kısa süre içerisinde ringe varan Bron, köşesine geçiyor ve hakem direkt olarak kontrolleri gerçekleştirdikten sonra maçı başlatıyor!
Alberto Del Rio vs. Bron Breakker
Maç başladı. İkili yavaşça birbirlerine yaklaşıyorlar fakat Bron aniden bir gut kick'le Alberto'yu yere seriyor. Ardından hızla kaldırıp köşeye doğru fırlatıyor. Fakat hayır! Alberto bunu tersine çeviriyor. Peşine koşarak bir Step Up Enzuigiri! Bron bundan eğiliyor. Alberto'yu saçından tutarak kaldırıyor ve köşeye yapıştırıyor. Üst üste stomplarla devam ediyor. Sonrasında hızla karşı köşeye doğru fırlatıyor. Ardından üstüne doğru koşuyor fakat Alberto bundan kaçıyor. Bron köşeye tosluyor. Alberto hızla bunu fırsat biliyor ve Headlockla Bron'u kitliyor! Bron'u ringin ortasına kadar getiriyor. Ardından Bron bundan kolayca kurtulmayı başarıyor ve Alberto'yu iplere doğru itiyor. Alberto iplerden gelirken gelişine bir Shoulder Block! Alberto resmen tır çarpmışa dönüyor! Yerde acıyla kıvranıyor! Bron hızla Tuşa gidiyor. 1........2........
KICKOUT! Bron hızla Alberto'nun tepesine çıkıyor ve üst üste yumruklar! Bir süre sonra bırakıyor. Çenesinden tutuyor ve Alberto'yu Gorilla Press Slam'le kaldırıyor. Ardından bir süre yürüyor fakat o da ne!? Alberto bundan kurtuluyor ve Bron'u ring dışına itiyor! Alberto hızla hazırlığını yapıyor ve iplerden sekiyor. Suicide Dive! Fakat Bron bunu havada yakalıyor! BELLY TO BELLY SUPLEX! HEMDE SPİKER MASASINA! Alberto, spiker masasının tepesinde acıyla sırtını tutuyor. Bron'dan kafasına sağlam bir big boot geliyor. Alberto bu Big Boot sonrasında spiker masasından yere düşüyor. Bron, Alberto'yu yavaşça kaldırıyor ve ringe sokmak istiyor fakat Alberto ani yumruklarla Bron'u apronun oraya doğru taşıyor! Seri yumruklar! Hayır! Bron bir anda Alberto'yu üstünden sertçe spiker masasına doğru itiyor! Alberto sırtını spiker masasına çarpıyor! Bron'dan bir tane de sağlam bir yumruk geliyor! Ardından hızla ringe girip oradan apronun oraya geçiyor. APRONDAN ALBERTO DEL RIO'NUN ÜSTÜNE UÇUYOR! SPİKER MASASI KIRILDI! SPİKER MASASI KIRILDI!
BRON ACIYLA KOLUNU TUTUYOR! ATLARKEN TERS DÜŞMÜŞ! İkili acıyla yerde kıvranıyorlar! Hakem sayıyor! 1........2........3........4........5........6......... Bron zorlanarak bariyerlere sürünüyor ve bariyerleri tutarak yavaşça kalkıyor. Hasar görmüş kolunu sallıyor. Ardından Alberto'yu tutuyor. 7........ Hızla kolundan tutuyor ve çelik merdivene doğru fırlatıyor! 8.......... Hayır! Alberto bunu tersine çeviriyor! Alberto hızla ringe giriyor! Bron'da çarpmadan merdivene tutunuyor. Peşine Bron'da giriyor FAKAT ALBERTO'DAN SERİ BİR STEP UP ENZUIGIRI! BRON YERE YIĞILIYOR! ALBERTO HIZLA TUŞA GİDİYOR! 1.........2........
KICKOUT! BRON ATIYOR! Alberto hızla köşeye geçiyor ve Superkick için hazırlanıyor. Bron yavaşça kalkıyor. ALBERTO'DAN SUPERKICK! Fakat hayır! Bron bundan eğiliyor ve hızla ayaklanıyor. Sağlam bir Clothesline! Ardından iplerden sekiyor ve bir tane daha! Sonrasında bir süre kolunu tutarak soluklanıp peşinden Alberto'yu hızla köşeye doğru taşıyor. Ardından oradan Top Rope'a oturtuyor. Ardından kendisi de çıkıyor. Top Rope Frankensteiner! Fakat hayır! Alberto bundan kurtulmayı başarıyor! Ardından Bron'un kolunu tutup ipe çekiyor! ALBERTO DEL RIO, BRON'UN KOLUNA CROSS ARMBREAKER'LA ASILIYOR! BRON ACIYLA KIVRANIYOR! HAKEM SAYIYOR! 1........2.........3..........4......... Alberto bırakmak zorunda kalıyor! Bron kolunu tutarak acıyla dizlerinin üstüne çöküyor! Alberto tekrardan ringe giriyor! Köşeye geçip Superkick hazırlığını yapıyor! ALBERTO'DAN SUPERKICK!
HAYIR! BRON BUNDAN EĞİLEREK KURTULUYOR VE HIZLA İPLERDEN SEKİYOR! SPEARRRRR!!! FAKAT BRON ACIYLA KOLUNU TUTUYOR! O YÜZDEN BİR SÜRE TUŞA GİDEMİYOR! BİR SÜRE SONRA TUŞLAMAYI DENİYOR! 1........2........
KICKOUT! Alberto atıyor! Bron sinirle köşeye doğru geçiyor! Spear için hazırlanıyor! Atletini açıyor! Ardından gaza geliyor! HIZLA ALBERTO'NUN ÜSTÜNE KOŞUYOR VE SPEARRR!!!!
FAKAT HAYIR! ALBERTO BUNDAN KAÇIYOR! BRON KOLUNU SERTÇE KÖŞEYE ÇARPIYOR! KOLUNU TUTARAK DİZLERİNİN ÜSTÜNE ÇÖKÜYOR! ALBERTO HIZLA KOLUNDAN KAVRAYIP BRON'U YERE YATIRIYOR VE CROSS ARMBREAKERR!!! BRON BREAKKER PES Mİ EDECEK!? BRON BREAKKER DİRENMEYE ÇALIŞIYOR!
Steve, hocasına bakmadan, adımlarını kapıya doğru atıyor. Oradan uzaklaşıyor ve kısa süre içerisinde kapı sesi duyuyoruz. Kapı ağır bir sesle kapanırken, hocası geride kalıyor— elleri boşlukta, gözleri yaşla dolu, kalbi kırık. Bu görüntülerin ardından kameralar kapanıyor ve PAYBACK #80 şovu yerini reklamlara bırakıyor.
Arka alandan ilk olarak gelen Alberto Del Rio oluyor! Alberto, arabasıyla birlikte Stage'nin altındaki yere doğru geliyor ve duruyor. Lüks aracından indikten sonra, seyircilerin önünden, rampanın alçağında kalan yan bölümünden ilerliyor ve sıçrayabileceği bir noktada rampaya sıçrıyor. Kendisinin anonsu gerçekleştirilirken, o ringe geliyor, yerleşiyor ve rakibini bekliyor.
Arka alandan, Stage'ye gelen isim, Tony D'Angelo'dan başkası değil. Elinde mikrofonla, hazır bir şekilde buraya gelmiş bir vaziyette. Alberto onun neden burada olduğuna henüz anlam verememiş gibi gözüküyor, Tony ise elindeki mikrofonu ağzına doğru tutarak konuşmaya başlıyor ve belli ki bu soru işaretlerini gidermeyi hedefliyor.
Tony D'Angelo: Alberto… Seninle uğraşmak keyifli olurdu ama ben farklı düşünüyorum. 1 aydır saçma sapan işlerle uğraşıyorsun, güreşmeyi unuttun belki de. O yüzden sana bir fırsat veriyorum: Bad Blood’a kadar sana seçeceğim rakipleri yeneceksin ve böylece bana kendini kanıtlayacaksın. (Yuhalanıyor) Yoksa seninle vakit kaybetmem. İlk sınavın işte geliyor... Bana öyle bakma, ben bunu senin iyiliğin için yapıyorum. Hazır ol çünkü bu sadece başlangıç!
Uzun bir aradan sonra, Bron Breakker tekrardan burada, tekrardan burada! Geri döndü, Bron geri döndü! Arka alandan sinirli bir şekilde gelen Bron'un, Tony'nin yanına geçtiğini ve onunla birlikte el sıkıştığını seyrediyoruz. Bunun sonrasında Tony geriye çekiliyor ve Bron ringe doğru yol alıyor. Kısa süre içerisinde ringe varan Bron, köşesine geçiyor ve hakem direkt olarak kontrolleri gerçekleştirdikten sonra maçı başlatıyor!
Alberto Del Rio vs. Bron Breakker
Maç başladı. İkili yavaşça birbirlerine yaklaşıyorlar fakat Bron aniden bir gut kick'le Alberto'yu yere seriyor. Ardından hızla kaldırıp köşeye doğru fırlatıyor. Fakat hayır! Alberto bunu tersine çeviriyor. Peşine koşarak bir Step Up Enzuigiri! Bron bundan eğiliyor. Alberto'yu saçından tutarak kaldırıyor ve köşeye yapıştırıyor. Üst üste stomplarla devam ediyor. Sonrasında hızla karşı köşeye doğru fırlatıyor. Ardından üstüne doğru koşuyor fakat Alberto bundan kaçıyor. Bron köşeye tosluyor. Alberto hızla bunu fırsat biliyor ve Headlockla Bron'u kitliyor! Bron'u ringin ortasına kadar getiriyor. Ardından Bron bundan kolayca kurtulmayı başarıyor ve Alberto'yu iplere doğru itiyor. Alberto iplerden gelirken gelişine bir Shoulder Block! Alberto resmen tır çarpmışa dönüyor! Yerde acıyla kıvranıyor! Bron hızla Tuşa gidiyor. 1........2........
KICKOUT! Bron hızla Alberto'nun tepesine çıkıyor ve üst üste yumruklar! Bir süre sonra bırakıyor. Çenesinden tutuyor ve Alberto'yu Gorilla Press Slam'le kaldırıyor. Ardından bir süre yürüyor fakat o da ne!? Alberto bundan kurtuluyor ve Bron'u ring dışına itiyor! Alberto hızla hazırlığını yapıyor ve iplerden sekiyor. Suicide Dive! Fakat Bron bunu havada yakalıyor! BELLY TO BELLY SUPLEX! HEMDE SPİKER MASASINA! Alberto, spiker masasının tepesinde acıyla sırtını tutuyor. Bron'dan kafasına sağlam bir big boot geliyor. Alberto bu Big Boot sonrasında spiker masasından yere düşüyor. Bron, Alberto'yu yavaşça kaldırıyor ve ringe sokmak istiyor fakat Alberto ani yumruklarla Bron'u apronun oraya doğru taşıyor! Seri yumruklar! Hayır! Bron bir anda Alberto'yu üstünden sertçe spiker masasına doğru itiyor! Alberto sırtını spiker masasına çarpıyor! Bron'dan bir tane de sağlam bir yumruk geliyor! Ardından hızla ringe girip oradan apronun oraya geçiyor. APRONDAN ALBERTO DEL RIO'NUN ÜSTÜNE UÇUYOR! SPİKER MASASI KIRILDI! SPİKER MASASI KIRILDI!
BRON ACIYLA KOLUNU TUTUYOR! ATLARKEN TERS DÜŞMÜŞ! İkili acıyla yerde kıvranıyorlar! Hakem sayıyor! 1........2........3........4........5........6......... Bron zorlanarak bariyerlere sürünüyor ve bariyerleri tutarak yavaşça kalkıyor. Hasar görmüş kolunu sallıyor. Ardından Alberto'yu tutuyor. 7........ Hızla kolundan tutuyor ve çelik merdivene doğru fırlatıyor! 8.......... Hayır! Alberto bunu tersine çeviriyor! Alberto hızla ringe giriyor! Bron'da çarpmadan merdivene tutunuyor. Peşine Bron'da giriyor FAKAT ALBERTO'DAN SERİ BİR STEP UP ENZUIGIRI! BRON YERE YIĞILIYOR! ALBERTO HIZLA TUŞA GİDİYOR! 1.........2........
KICKOUT! BRON ATIYOR! Alberto hızla köşeye geçiyor ve Superkick için hazırlanıyor. Bron yavaşça kalkıyor. ALBERTO'DAN SUPERKICK! Fakat hayır! Bron bundan eğiliyor ve hızla ayaklanıyor. Sağlam bir Clothesline! Ardından iplerden sekiyor ve bir tane daha! Sonrasında bir süre kolunu tutarak soluklanıp peşinden Alberto'yu hızla köşeye doğru taşıyor. Ardından oradan Top Rope'a oturtuyor. Ardından kendisi de çıkıyor. Top Rope Frankensteiner! Fakat hayır! Alberto bundan kurtulmayı başarıyor! Ardından Bron'un kolunu tutup ipe çekiyor! ALBERTO DEL RIO, BRON'UN KOLUNA CROSS ARMBREAKER'LA ASILIYOR! BRON ACIYLA KIVRANIYOR! HAKEM SAYIYOR! 1........2.........3..........4......... Alberto bırakmak zorunda kalıyor! Bron kolunu tutarak acıyla dizlerinin üstüne çöküyor! Alberto tekrardan ringe giriyor! Köşeye geçip Superkick hazırlığını yapıyor! ALBERTO'DAN SUPERKICK!
HAYIR! BRON BUNDAN EĞİLEREK KURTULUYOR VE HIZLA İPLERDEN SEKİYOR! SPEARRRRR!!! FAKAT BRON ACIYLA KOLUNU TUTUYOR! O YÜZDEN BİR SÜRE TUŞA GİDEMİYOR! BİR SÜRE SONRA TUŞLAMAYI DENİYOR! 1........2........
KICKOUT! Alberto atıyor! Bron sinirle köşeye doğru geçiyor! Spear için hazırlanıyor! Atletini açıyor! Ardından gaza geliyor! HIZLA ALBERTO'NUN ÜSTÜNE KOŞUYOR VE SPEARRR!!!!
FAKAT HAYIR! ALBERTO BUNDAN KAÇIYOR! BRON KOLUNU SERTÇE KÖŞEYE ÇARPIYOR! KOLUNU TUTARAK DİZLERİNİN ÜSTÜNE ÇÖKÜYOR! ALBERTO HIZLA KOLUNDAN KAVRAYIP BRON'U YERE YATIRIYOR VE CROSS ARMBREAKERR!!! BRON BREAKKER PES Mİ EDECEK!? BRON BREAKKER DİRENMEYE ÇALIŞIYOR!
BRON DİRENİYOR! BRON AYAĞA KALKIYOR! SCHOOL BOY ROLL UP!
1.........2........
KICKOUT! ALBERTO KOLUNDAN ÇEKİP SIKMAYA DEVAM EDİYOR! KOLUNA KOLUNA AYAĞIYLA VURUYOR! BRON ACIDAN BAĞIRIYOR! ELİNİ HAVAYA KALDIRIYOR!
KICKOUT! ALBERTO KOLUNDAN ÇEKİP SIKMAYA DEVAM EDİYOR! KOLUNA KOLUNA AYAĞIYLA VURUYOR! BRON ACIDAN BAĞIRIYOR! ELİNİ HAVAYA KALDIRIYOR!
VEEEE PES EDİYOR!!! BRON BREAKKER PES EDİYOR!
Kazanan: Alberto Del Rio
Kazanan: Alberto Del Rio
Alberto, bir süre galibiyetini kutluyor. Bron bariyerlerin oraya çekilmiş acıyla kolunu tutuyor. Bir yandan da sinirle Alberto'yu süzüyor. Alberto, Top Rope'a çıktıktan sonra kafasını bir anda ona sinirle bakan Bron Breakker'a çeviriyor. İkili bir süre birbirlerini süzüyorlar. Bron Breakker, Alberto'ya kaş gözle arkasına bakmasını işaret ediyor. O sırada..
BİRİSİ ALBERTO'YU TUTUP YERE ÇEKİYOR! BU SEAN STRICKLAND! ESKİ UFC DÖVÜŞÇÜSÜ VE NOW GÜREŞÇİSİ! YERDE ALBERTO'NUN KAFASINA KAFASINA HAMMERFISTLER!
ALBERTO KENDİNİ KORUMAYA ÇALIŞIYOR! GÖREVLİLER HIZLA RİNGE DALIYORLAR! SEAN'I KÖŞEYE ÇEKİYORLAR! ALBERTO'NUN KAŞI PATLAMIŞ.
Görevliler Alberto'yla ilgilenirken kameralar kapanıyor.
Ringdeki kaos dolu anlardan sonra PGW için bir sembol haline gelmiş mekandayız. Kameralar uzun bir zamanın ardından Balıkçı Zeki'de açılıyor. Akşam saatleri olduğunu anlıyoruz. Birkaç saniye sonra Şubat ayında oturdukları aynı yerde oturan Dominik ve Jack Perry ikilisini görüyoruz.
Dominik Mysterio: Bu yandaki hamam hiç fena değilmiş. Yeniden doğdum anasını satayım. Sen balık ekmek öncesi hamamı nasıl akıl ettin lan? Senin eski manita Türk falandı herhalde.
Jack Perry: Hangi kız hamam sonrası balık ekmek ritüeli yapıyor oğlum... Kimden kaptığımı bırak da bana kalsın.
BİRİSİ ALBERTO'YU TUTUP YERE ÇEKİYOR! BU SEAN STRICKLAND! ESKİ UFC DÖVÜŞÇÜSÜ VE NOW GÜREŞÇİSİ! YERDE ALBERTO'NUN KAFASINA KAFASINA HAMMERFISTLER!
ALBERTO KENDİNİ KORUMAYA ÇALIŞIYOR! GÖREVLİLER HIZLA RİNGE DALIYORLAR! SEAN'I KÖŞEYE ÇEKİYORLAR! ALBERTO'NUN KAŞI PATLAMIŞ.
Görevliler Alberto'yla ilgilenirken kameralar kapanıyor.
Ringdeki kaos dolu anlardan sonra PGW için bir sembol haline gelmiş mekandayız. Kameralar uzun bir zamanın ardından Balıkçı Zeki'de açılıyor. Akşam saatleri olduğunu anlıyoruz. Birkaç saniye sonra Şubat ayında oturdukları aynı yerde oturan Dominik ve Jack Perry ikilisini görüyoruz.
Dominik Mysterio: Bu yandaki hamam hiç fena değilmiş. Yeniden doğdum anasını satayım. Sen balık ekmek öncesi hamamı nasıl akıl ettin lan? Senin eski manita Türk falandı herhalde.
Jack Perry: Hangi kız hamam sonrası balık ekmek ritüeli yapıyor oğlum... Kimden kaptığımı bırak da bana kalsın.
Dominik Mysterio: Öyle olsun.
Dükkanda çalışan çocuk siparişleri getiriyor. Jack Perry, Dom'un ekmek arası levrek söylediğini görünce gülüyor ve hemen ona bulaşıyor.
Jack Perry: Siktir git. Sen uskumrucu değil miydin?
Dominik Mysterio: Öyleydi. Liv varken en azından... Bazı şeyler değişiyor. Mesela buraya seninle son gelişimizde ağzını yüzünü sikmemek için zor duruyordum. Şimdi ise koca dünyada konuşabildiğim tek adam sensin. Anlayacağın 6-7 ay içinde çok şey değişiyor Jack. Neyse-
Dükkanda çalışan çocuk siparişleri getiriyor. Jack Perry, Dom'un ekmek arası levrek söylediğini görünce gülüyor ve hemen ona bulaşıyor.
Jack Perry: Siktir git. Sen uskumrucu değil miydin?
Dominik Mysterio: Öyleydi. Liv varken en azından... Bazı şeyler değişiyor. Mesela buraya seninle son gelişimizde ağzını yüzünü sikmemek için zor duruyordum. Şimdi ise koca dünyada konuşabildiğim tek adam sensin. Anlayacağın 6-7 ay içinde çok şey değişiyor Jack. Neyse-
Jack Perry: Bi' dur... Birazcık daha ilerlersen beni ağlatacaksın da dramı fazla basıp ana odaktan çok uzaklaşma. Şu Liv olayını tam olarak bi' anlat amına koyayım.
Dominik bir süre konuşmuyor. Sonrasında suratı asık bir şekilde söze giriyor.
Dominik bir süre konuşmuyor. Sonrasında suratı asık bir şekilde söze giriyor.
Dominik Mysterio: Bilmiyorum. Her şey WrestleMania'nın ertesi gü-
?: O KOKOŞU DOYURMAK ZORDUR UCE. AÇIKLAMAYA UĞRAŞMA.
BU SES... ARKADAKİ MASADAN GELİYOR! JEY USO BU SÖZLERİ SARF EDİYOR. YENİ TAG TEAM ŞAMPİYONLARI JEY USO VE VAL VENIS GÜLEREK ONLARA EL SALLIYOR. DOMINIK SİNİRLENİRKEN JACK DİREKT ONLARA KARŞILIK VERİYOR.
Jack Perry: Şirketin yeni orospu çocuğu da konuştu. Asıl soru siz iki dingil burayı nereden buldunuz?
Val Venis: Gurme yerleri bilen tek siz misiniz? Sen küçükken babanla Wendy's yaparken ben Zeki Usta'da kahvaltı niyetine tava yiyordum. Yanındaki bıyıklı kankanla kendinizi niş adamlardan saymaya devam ederseniz SummerSlam'de size çektiğimiz muamelenin daha ağırını çekmek zorunda kalacağız.
Dominik Mysterio: Maryse'e çektiğin o pek doyurucu olmayan muameleler gibi mi demek istiyorsun?
?: O KOKOŞU DOYURMAK ZORDUR UCE. AÇIKLAMAYA UĞRAŞMA.
BU SES... ARKADAKİ MASADAN GELİYOR! JEY USO BU SÖZLERİ SARF EDİYOR. YENİ TAG TEAM ŞAMPİYONLARI JEY USO VE VAL VENIS GÜLEREK ONLARA EL SALLIYOR. DOMINIK SİNİRLENİRKEN JACK DİREKT ONLARA KARŞILIK VERİYOR.
Jack Perry: Şirketin yeni orospu çocuğu da konuştu. Asıl soru siz iki dingil burayı nereden buldunuz?
Val Venis: Gurme yerleri bilen tek siz misiniz? Sen küçükken babanla Wendy's yaparken ben Zeki Usta'da kahvaltı niyetine tava yiyordum. Yanındaki bıyıklı kankanla kendinizi niş adamlardan saymaya devam ederseniz SummerSlam'de size çektiğimiz muamelenin daha ağırını çekmek zorunda kalacağız.
Dominik Mysterio: Maryse'e çektiğin o pek doyurucu olmayan muameleler gibi mi demek istiyorsun?
Val Venis bunun üstüne aniden sinirleniyor ve masadaki çatalı Dominik'in kafasına fırlatıyor... Dominik öfkeyle ayağa kalkarken Jack Perry onu sakinleştirip oturtuyor.
Jack Perry: Rövanşımızı burada kullanmamızı mı istiyorsunuz gerzekler? Avucunuzu yalarsınız. Bad Blood'ı bekleyeceksiniz. Ya seve seve ya si-
PERRY CÜMLESİNİ BİTİREMEDEN BİR ARABA, TARİF EDİLEMEZ BİR GÜRÜLTÜYLE SOKAĞIN İLERİSİNE GELİYOR VE PARK EDİYOR. Farlar, Zeki Usta'nın dükkanının önüne vuruyor. Jey, Venis'i dürtüyor ve onu kaldırıyor.
Jey Uso: Bu eğlenceye devam etmek isterdik ancak görüşmemiz gereken önemli birisi var. Aslında sizi tam olarak burada düzmek için gelmiştik ama siz de pek hevesli durmuyorsunuz, ne zaman isterseniz o zaman olsun uce.
Jack Perry: Rövanşımızı burada kullanmamızı mı istiyorsunuz gerzekler? Avucunuzu yalarsınız. Bad Blood'ı bekleyeceksiniz. Ya seve seve ya si-
PERRY CÜMLESİNİ BİTİREMEDEN BİR ARABA, TARİF EDİLEMEZ BİR GÜRÜLTÜYLE SOKAĞIN İLERİSİNE GELİYOR VE PARK EDİYOR. Farlar, Zeki Usta'nın dükkanının önüne vuruyor. Jey, Venis'i dürtüyor ve onu kaldırıyor.
Jey Uso: Bu eğlenceye devam etmek isterdik ancak görüşmemiz gereken önemli birisi var. Aslında sizi tam olarak burada düzmek için gelmiştik ama siz de pek hevesli durmuyorsunuz, ne zaman isterseniz o zaman olsun uce.
Venis ve Jey kalkıp arabaya doğru ilerlerken Jack ve Perry'nin de sakinleştiğini görüyoruz. Fakat bu sırada dükkanın içerisinden yüksek sesle konuşan, masadaki ikilimiz için yine pek tanıdık olan bir ses geliyor. Dominik kulak kabartıyor ve şaşkın bir ifadeyle Jack'e bakıyor. İkisi birden ayağa kalkıyorlar ve içeri giriyorlar.
"Demek küçük kız liseye başladı ha? Ustam göçmenliğin ne demek olduğunu çok iyi bilirim. En yakın zamanda size uğrayacağım."
BU SAMI ZAYN! Dominik ve Jack şok içinde ona bakarken Zayn, Zeki Usta ile sohbeti sonlandırıp sahte bir gülüş atıyor Dirty Goats'a. Ardından kapıdan çıkıyor ve direkt ikilinin kalktığı masaya oturuyor.
Sami Zayn: Mekan güzelmiş. Özellikle birbirinizi yediğiniz dönemden beri övüp durduğunuz usta... Samimi adamları severim. Ne ısmarlıyorsunuz?
"Demek küçük kız liseye başladı ha? Ustam göçmenliğin ne demek olduğunu çok iyi bilirim. En yakın zamanda size uğrayacağım."
BU SAMI ZAYN! Dominik ve Jack şok içinde ona bakarken Zayn, Zeki Usta ile sohbeti sonlandırıp sahte bir gülüş atıyor Dirty Goats'a. Ardından kapıdan çıkıyor ve direkt ikilinin kalktığı masaya oturuyor.
Sami Zayn: Mekan güzelmiş. Özellikle birbirinizi yediğiniz dönemden beri övüp durduğunuz usta... Samimi adamları severim. Ne ısmarlıyorsunuz?
JACK PERRY, ZAYN'İN YAKASINA YAPIŞIP ONU AYAĞA KALDIRIYOR. DOMINIK ARAYA GİRMEK İSTİYOR ANCAK JACK ÇOK SİNİRLİ. SAMI ZAYN İSE GÜLÜYOR.
Sami Zayn: Uh, sinirlendin mi Jack?
Jack Perry: Seni burada sakat bırakırım. Ciddiyim.
Sami Zayn: Bence bunu yapmak istemezsin Jack. Çünkü bana tek bir fiske vurduğun anda yapacaklarımı biliyorsun. Çok sevdiğin balıkları yapan ustanın yarın cenazesiyle ilgilenip geride kalan çocuklarına abilik etmek için fazla beceriksizsin.
Sami Zayn: Uh, sinirlendin mi Jack?
Jack Perry: Seni burada sakat bırakırım. Ciddiyim.
Sami Zayn: Bence bunu yapmak istemezsin Jack. Çünkü bana tek bir fiske vurduğun anda yapacaklarımı biliyorsun. Çok sevdiğin balıkları yapan ustanın yarın cenazesiyle ilgilenip geride kalan çocuklarına abilik etmek için fazla beceriksizsin.
Perry'nin bile kanı donuyor. Zayn'i bırakıyor yavaş yavaş. Zayn tekrardan pis bir gülüş atıyor.
Sami Zayn: Ne güzel değil mi? Beni soktuğunuz durum... Birkaç ay önce şirket tarihinin gördüğü en iğrenç ikiliydiniz, geçen hafta sarıldığınızda ise en sevilen iki adam oluverdiniz. Peki ya ben? Ben her zaman ötekiyim. SummerSlam'de bile kötü adam olarak anıldım. Hakkım çalınmasına, yanındaki piç kurusunun hayallerimi elimden almasına rağmen!
Sami Zayn: Ne güzel değil mi? Beni soktuğunuz durum... Birkaç ay önce şirket tarihinin gördüğü en iğrenç ikiliydiniz, geçen hafta sarıldığınızda ise en sevilen iki adam oluverdiniz. Peki ya ben? Ben her zaman ötekiyim. SummerSlam'de bile kötü adam olarak anıldım. Hakkım çalınmasına, yanındaki piç kurusunun hayallerimi elimden almasına rağmen!
Dominik Mysterio: Şu mağdur ayaklarını bırak a-
Sami Zayn: KAPA ÇENENİ... KAPA! SUS. Sadece dinleyeceksiniz... Bana numaralarınız işlemez anlıyor musunuz? Aylar önce birbirlerine her boku yapan ve şimdi de geçmişi gömüp sarmaş dolaş takılan iki onursuz nepo baby tarafından yargılanacak bir adam değilim. Bana o kemeri vereceksiniz.
Sami Zayn: KAPA ÇENENİ... KAPA! SUS. Sadece dinleyeceksiniz... Bana numaralarınız işlemez anlıyor musunuz? Aylar önce birbirlerine her boku yapan ve şimdi de geçmişi gömüp sarmaş dolaş takılan iki onursuz nepo baby tarafından yargılanacak bir adam değilim. Bana o kemeri vereceksiniz.
Jack Perry: Sen delirmişsin.
Sami Zayn: SENİ YENDİM! SENİ YENDİM JACK. İSTEDİĞİN KADAR GÖRMEZDEN GEL... ŞU AN HALEN RESMİYETTE ŞAMPİYON OLMANIN TEK SORUMLUSU YANINDAKİ PUŞT. NE KADAR ZAYIF OLDUĞUNU BİLİYORSUN VE BU YÜZDEN KAÇIYORSUN.
Sami Zayn: SENİ YENDİM! SENİ YENDİM JACK. İSTEDİĞİN KADAR GÖRMEZDEN GEL... ŞU AN HALEN RESMİYETTE ŞAMPİYON OLMANIN TEK SORUMLUSU YANINDAKİ PUŞT. NE KADAR ZAYIF OLDUĞUNU BİLİYORSUN VE BU YÜZDEN KAÇIYORSUN.
Jack Perry: Histeri krizin sona erdiği bir gün Contender maçına çık. Tamam mı? Şimdi buradan siktir ol git.
BU SEFER DE ZAYN, PERRY'NİN YAKASINA YAPIŞIYOR. FAKAT DOMINIK SANİYESİNDE ARAYA GİRİP SAMI'Yİ İTİYOR.
Dominik Mysterio: Anlaşıldı, bu heriften kurtuluş yok. Madem benim yüzümden şampiyon olamadın, madem hakkını çalan puşt benim o zaman haftaya benimlesin. Eğer beni yenecek kadar taşaklıysan Bad Blood'da Jack Perry'e kavuşacaksın. Oldu mu amına koyayım?
Sami Zayn: Bir taşla iki kuş. Haftaya yüzünü öyle sert tekmeleyeceğim ki bıyığın yüzünden ayrılacak Dom.
BU SEFER DE ZAYN, PERRY'NİN YAKASINA YAPIŞIYOR. FAKAT DOMINIK SANİYESİNDE ARAYA GİRİP SAMI'Yİ İTİYOR.
Dominik Mysterio: Anlaşıldı, bu heriften kurtuluş yok. Madem benim yüzümden şampiyon olamadın, madem hakkını çalan puşt benim o zaman haftaya benimlesin. Eğer beni yenecek kadar taşaklıysan Bad Blood'da Jack Perry'e kavuşacaksın. Oldu mu amına koyayım?
Sami Zayn: Bir taşla iki kuş. Haftaya yüzünü öyle sert tekmeleyeceğim ki bıyığın yüzünden ayrılacak Dom.
Zayn istediğini almış bir şekilde orayı terk ederken Jack Perry, Dominik'e dönüyor ve "ne gerek vardı" modunda bir mimik yapıyor. Dominik de "boşver halledeceğim" minvalinde bir hareketle onu oturtuyor. Bu sırada ringe dönüyoruz.
Kameralar açıldığında, ringin dolu olduğunu görüyoruz. Hazırlık yapılmış, kemer için uygun stant ve üzerinde PGW World Television Championship, içkiler, pastalar vs.... Bunun neye işaret ettiğini herkes anlıyor, bir tema müziği arena boyunca kulaklarda yankılanır hâle geliyor!
Müzik eşliğinde, arka alandan; Stage'ye gelen kişi, Double Champ MJF oluyor! PGW Pure Championship'i beline sarılı bir şekilde olan MJF'in diğer kemeri de ringin içerisinde bulunuyor. Takım elbiseli, gözünde gözlüğü eşliğinde arka alandan gelen MJF, ringe doğru ilerliyor. Bu arada belirtmek gerekir, rampa boyunca kırmızı halı serilmiş. Kısa sürede ringe varıyor MJF, direkt olarak çelik basamakları kullanarak Apron'a çıkıyor. Direkt olarak iplerin arasından geçerek ringe giriyor, masanın üzerindekilere kısa bir süre göz attıktan sonra köşeye gidiyor ve kendisini yuhalayan seyircileri kızgın bir şekilde izliyor. Bunun da sonrasında oradan iniyor, iplerin arasından uzatılan mikrofonu alıyor ve konuşmaya başlıyor.
MJF: Bu pasta da mı özel hazırlandı. Pekala, tadına bakacağım. Her neyse— hanımlar ve beyler… Karşınızda artık yalnızca Maxwell Jacob Friedman yok! Karşınızda tarihin yazdığı, geleceğin müjdelediği, bugünün yaşayan en büyük ismi var: DOUBLE CHAMP MJF! PGW PURE VE PGW WORLD TELEVISION'IN YÜZÜ!
Yuhalanıyor, küfürlere maruz kalıyor. Ama o, bunu çok umursamış gibi görünmüyor ve hiçbir şey olmamışçasına devam ediyor, kaldığı yerden.
MJF: Yuhalayın! Daha yüksek sesle! Çünkü ne kadar nefret ederseniz edin, gerçeği değiştiremeyeceksiniz. Siz nefret ettikçe ben büyüyorum, siz sustukça ben çoğalıyorum. Ben en iyiyim, ben en zekiyim, ben en acımasızım ve şimdi… Elimde yalnızca bir değil, (Masanın üzerindeki PGW World Television Championship'i işaret ederek konuşuyor) iki altın var! Sizler benim ismimi ağzınıza aldığınızda bile, farkında olmadan bana hizmet ediyorsunuz. Benim gölgem bile bu endüstrinin kahramanlarından daha büyük. Çünkü o kahramanlar masallarda yaşar, ben ise gerçeğin ta kendisiyim. Kahramanlar umut satarken, ben gerçeği yüzünüze çarpıyorum: Bu işin zirvesinde yalnızca bir kişi olabilir, o da benim! Bunun böyle olmasının ve benim de bu gerçeğin farkında olarak yola devam ediyor olmamın, inanılmaz rahatlığını yaşıyorum!
MJF mikrofonu masanın üzerine bırakıyor ve masanın üzerindeki pastayı, masaya bırakılan çatalla tadıyor. Sonrasında tadını beğenmişçesine kafasını sallıyor. Bunun sonrasında masanın üzerinde duran şampanyayı alıyor ve patlatarak da onu açıyor. Direkt doldurduğunu ve içtiğini de gözlemliyoruz. İlk yudumu sert geliyor, yüzü ekşiyor fakat ilerledikçe damağı asit oranına alışıyor. Bu epey bir vakit kaybettiriyor fakat MJF'in acelesi de yok zaten, herkesin onu beklemek zorunda olduğunu düşünüyor. Bu işin sonunda MJF artık konuşmasına devam ediyor, yuhalamalar fazla uzamıştı çünkü.
MJF: Bu kutlama bana ait! Bu kemerler bana ait! Bu ring… Bu ring artık Maxwell Jacob Friedman’a ait! Sizler yalnızca benim hikayemin figüranlarısınız. Benim ihtişamım karşısında nefes alan, ama söz hakkı olmayan figüranlar… Çünkü her hikayede bir başrol vardır ve o başrol benim! (Yuhalanıyor) Siz burada oturup biletlerinizi yırtarcasına tezahürat yapıyorsunuz, ama unuttuğunuz şey şu: Bu senaryo benim kalemimden yazılıyor. Benim her hareketim, sizin nefesinizden daha yüksek bir değer taşıyor! Siz figüranlar, yalnızca alkışlamak ya da yuhalamak için varsınız! (Yuhalanıyor) Ama ne yaparsanız yapın, sahnenin ışığı yalnızca bana vuruyor! Benim ismim bu ringin ortasında parıldarken sizlerin varlığı sadece dekor! Her filmde arka planda sessiz duran kalabalık olur ya— işte sizsiniz o. Ama ben? Ben o filmin afişinde kocaman yüzü olan başrolüm. Daha da ötesi… Sizler benim büyüklüğümü anlatabilmek için gerekli kontrastsınız. Güneşin ne kadar parlak olduğunu gece olmadan bilemezsiniz. Ben güneşim, siz gecesiniz. Siz karanlıkta kaybolurken, ben ışığımla tüm gözleri kamaştırıyorum. Siz sustuğunuzda ben daha gürültülü, siz nefret ettiğinizde ben daha ölümsüz oluyorum. Bu yüzden… Bu kutlama yalnızca bana ait! Kadehimi, şerefe kaldırıyorum!
MJF MİKROFONU BIRAKIYOR, MASANIN ÜZERİNDE DURAN PGW WORLD TELEVISION CHAMPIONSHIP'İ ALIYOR VE BİR TARAFTAN İÇECEĞİNİ KALDIRIRKEN, DİĞER TARAFTAN DA KEMERİNİ KALDIRIYOR! PGW PURE CHAMPIONSHIP EN BAŞINDAN BERİ BELİNDE SARILIYDI ZATEN. MJF'İN ŞAMPİYONLUKLARI VE ADI ANONS EDİLİYOR VE BU SIRADA... PYROLAR DA PATLIYOR! DOUBLE CHAMP'İN ŞEREFİNE, PYROLAR PATLIYOR!
Müzik eşliğinde, arka alandan; Stage'ye gelen kişi, Double Champ MJF oluyor! PGW Pure Championship'i beline sarılı bir şekilde olan MJF'in diğer kemeri de ringin içerisinde bulunuyor. Takım elbiseli, gözünde gözlüğü eşliğinde arka alandan gelen MJF, ringe doğru ilerliyor. Bu arada belirtmek gerekir, rampa boyunca kırmızı halı serilmiş. Kısa sürede ringe varıyor MJF, direkt olarak çelik basamakları kullanarak Apron'a çıkıyor. Direkt olarak iplerin arasından geçerek ringe giriyor, masanın üzerindekilere kısa bir süre göz attıktan sonra köşeye gidiyor ve kendisini yuhalayan seyircileri kızgın bir şekilde izliyor. Bunun da sonrasında oradan iniyor, iplerin arasından uzatılan mikrofonu alıyor ve konuşmaya başlıyor.
MJF: Bu pasta da mı özel hazırlandı. Pekala, tadına bakacağım. Her neyse— hanımlar ve beyler… Karşınızda artık yalnızca Maxwell Jacob Friedman yok! Karşınızda tarihin yazdığı, geleceğin müjdelediği, bugünün yaşayan en büyük ismi var: DOUBLE CHAMP MJF! PGW PURE VE PGW WORLD TELEVISION'IN YÜZÜ!
Yuhalanıyor, küfürlere maruz kalıyor. Ama o, bunu çok umursamış gibi görünmüyor ve hiçbir şey olmamışçasına devam ediyor, kaldığı yerden.
MJF: Yuhalayın! Daha yüksek sesle! Çünkü ne kadar nefret ederseniz edin, gerçeği değiştiremeyeceksiniz. Siz nefret ettikçe ben büyüyorum, siz sustukça ben çoğalıyorum. Ben en iyiyim, ben en zekiyim, ben en acımasızım ve şimdi… Elimde yalnızca bir değil, (Masanın üzerindeki PGW World Television Championship'i işaret ederek konuşuyor) iki altın var! Sizler benim ismimi ağzınıza aldığınızda bile, farkında olmadan bana hizmet ediyorsunuz. Benim gölgem bile bu endüstrinin kahramanlarından daha büyük. Çünkü o kahramanlar masallarda yaşar, ben ise gerçeğin ta kendisiyim. Kahramanlar umut satarken, ben gerçeği yüzünüze çarpıyorum: Bu işin zirvesinde yalnızca bir kişi olabilir, o da benim! Bunun böyle olmasının ve benim de bu gerçeğin farkında olarak yola devam ediyor olmamın, inanılmaz rahatlığını yaşıyorum!
MJF mikrofonu masanın üzerine bırakıyor ve masanın üzerindeki pastayı, masaya bırakılan çatalla tadıyor. Sonrasında tadını beğenmişçesine kafasını sallıyor. Bunun sonrasında masanın üzerinde duran şampanyayı alıyor ve patlatarak da onu açıyor. Direkt doldurduğunu ve içtiğini de gözlemliyoruz. İlk yudumu sert geliyor, yüzü ekşiyor fakat ilerledikçe damağı asit oranına alışıyor. Bu epey bir vakit kaybettiriyor fakat MJF'in acelesi de yok zaten, herkesin onu beklemek zorunda olduğunu düşünüyor. Bu işin sonunda MJF artık konuşmasına devam ediyor, yuhalamalar fazla uzamıştı çünkü.
MJF: Bu kutlama bana ait! Bu kemerler bana ait! Bu ring… Bu ring artık Maxwell Jacob Friedman’a ait! Sizler yalnızca benim hikayemin figüranlarısınız. Benim ihtişamım karşısında nefes alan, ama söz hakkı olmayan figüranlar… Çünkü her hikayede bir başrol vardır ve o başrol benim! (Yuhalanıyor) Siz burada oturup biletlerinizi yırtarcasına tezahürat yapıyorsunuz, ama unuttuğunuz şey şu: Bu senaryo benim kalemimden yazılıyor. Benim her hareketim, sizin nefesinizden daha yüksek bir değer taşıyor! Siz figüranlar, yalnızca alkışlamak ya da yuhalamak için varsınız! (Yuhalanıyor) Ama ne yaparsanız yapın, sahnenin ışığı yalnızca bana vuruyor! Benim ismim bu ringin ortasında parıldarken sizlerin varlığı sadece dekor! Her filmde arka planda sessiz duran kalabalık olur ya— işte sizsiniz o. Ama ben? Ben o filmin afişinde kocaman yüzü olan başrolüm. Daha da ötesi… Sizler benim büyüklüğümü anlatabilmek için gerekli kontrastsınız. Güneşin ne kadar parlak olduğunu gece olmadan bilemezsiniz. Ben güneşim, siz gecesiniz. Siz karanlıkta kaybolurken, ben ışığımla tüm gözleri kamaştırıyorum. Siz sustuğunuzda ben daha gürültülü, siz nefret ettiğinizde ben daha ölümsüz oluyorum. Bu yüzden… Bu kutlama yalnızca bana ait! Kadehimi, şerefe kaldırıyorum!
MJF MİKROFONU BIRAKIYOR, MASANIN ÜZERİNDE DURAN PGW WORLD TELEVISION CHAMPIONSHIP'İ ALIYOR VE BİR TARAFTAN İÇECEĞİNİ KALDIRIRKEN, DİĞER TARAFTAN DA KEMERİNİ KALDIRIYOR! PGW PURE CHAMPIONSHIP EN BAŞINDAN BERİ BELİNDE SARILIYDI ZATEN. MJF'İN ŞAMPİYONLUKLARI VE ADI ANONS EDİLİYOR VE BU SIRADA... PYROLAR DA PATLIYOR! DOUBLE CHAMP'İN ŞEREFİNE, PYROLAR PATLIYOR!
GÖRSEL ŞÖLEN VE KUTLAMA SONA ERİYOR, MJF KEMERLERİYLE BİRLİKTE ARKA ALANA GİDİYOR—
Bu John Cena! Arka alandan, Stage'e gelen isim John Cena'dan başkası değil! John, arka alandan tempolu bir şekilde geldikten sonra, kendisine yaklaşan kamerasına doğru elindeki bez parçasını gösteriyor ve asker selamını verdikten sonra ringe doğru koşmaya başlıyor. Saniyeler içerisinde ringe gelen John'un, iplerin altından kayarak ringin içerisine girdiğini ve direkt olarak MJF'in karşısına geçtiğini seyrediyoruz. İkili face-to-face yapıyorlar, John'un ifadesi; MJF'in yanında biraz daha yumuşak görünüyor. MJF bir hayli huzursuz görünüyor bu davetsiz misafiri karşısında. Bu sırada iplerin arasından bir mikrofonun uzatıldığını fark ediyoruz, John; o noktaya giderek mikrofonu alıyor ve eski konumuna tekrardan geçtikten sonra elindeki mikrofonu ağzına doğru götürerek konuşmaya başlıyor.
John Cena: Hey, Max, senin ağzın hiç durmuyor, öyle değil mi? Her kelimen, bu ringin çevresini saran binlerce insanın kulaklarına çivi gibi çakılıyor. Hadi ama adamım, PGW World Television ve PGW Pure Championship'leri alman yeterince göz kanatırken, burada yaptığın 'şov'u uzatarak bu eziyeti neden uzatıyorsun? Sana yardımcı olmama izin ver, anlatayım. Gürültü ile gerçek arasındaki farkı bilen birisi ile karşı karşıyasın. Gürültü geçicidir, uçar-gider; gerçekler ise kalıcıdır. Sen çok konuşuyorsun ve bunun altında, devam ettiremeyecek kadar korkuyor olman yatıyor! İşte bu yüzden sürekli bağırıyorsun: 'Ben en iyiyim! Ben şampiyonum!' Ama gerçekte, sen kendi boşluğunu susturmaya çalışıyorsun! (Bir süre duraksadıktan sonra devam ediyor) Radarımdasın, aklım sende, (İşaret parmağıyla gösteriyor) kemerlerde. Sana karşında John Cena'nın durmasının zorluklarını zamanla göstereceğim lakin problemlerin bu kadarla bitmiyor. senin sorunun fazla konuşman değil, susturulmayı hiç öğrenmemiş olman. Senin çeneni kapatmanın zamanı geldi. Swerve ile işim bitti, Randy Orton’a geçen ay bir yardım sözü verdim ama ortada Randy Orton kalmadı. Bunun ne anlama geldiğinin farkındasın, değil mi?
John konuşmasını sonlandırıyor, karşısındaki MJF'in öfke katsayısının bir hayli yükseldiğini ve ring içerisinde bir gerginliğin başladığını fark ediyoruz. Öyle ki, MJF ufak ufak renk değiştirmeye, kızarmaya başlıyor. Artan tansiyon, onun fazla gecikmeden bir yanıt vermesine de işaret ediyor. MJF direkt olarak yanıtlıyor.
MJF: Vay be, John Cena, Holywood Kahramanı, burada. Şu anda buraya gelmiş olman, emeklilik sandığından çekilmiş eski bir paranın hâlâ geçerli olduğunu iddia etmesi gibi. Ama sana söyleyeyim, o para artık tedavülden kalktı. (Kahkaha atıyor) Senin değerini bitiren şey zaman değil, benim varlığım çünkü ben bugünün yüzüyüm, ben yarının nefesiyim ve bu şirket için sandığından çok daha fazla şey ifade ediyorum! (Yuhalanıyor) Bana iyi kulak ver. Sen her zaman çocukların kahramanıydın, posterlerde gülümseyen yüzdün. Ben ise bu oyunun çıplak gerçeğiyim. Sen umut satardın, ben hakikati. Sen ‘asla pes etme’ dedin, ben ise ‘pes etmeyenleri kır’ dedim ve gördüğün gibi, bu ringin geleceğini belirleyen sloganlar değil, sonuçlardır. Benim sonuçlarım da altınla ölçülüyor. Double champ… Yalnızca bir unvan değil, arka alandaki onlarca güreşçiden çok daha farklı bir varoluş biçimi! Senin sorunun, aynaya baktığında hâlâ o masum kahramanı görmen. Ama gerçekte orada gördüğün şey kırışmış bir maske. İnsanlar seni alkışladığında sen vardın. Her kahraman bir gün celladını bulur. Seninki burada, karşında. Senin gölgenin altında büyüyen bir kuşak vardı— ama ben o gölgeyi yaktım. Artık yeni güneş benim ve o güneş doğduğunda, John Cena’yı kimse göremez. You can’t see me değil, you can’t escape me!
Catchphrase'i üzerinden vurulan John'un da gerginliği dışarıya vuruyor lakin profesyonelliğiyle bunu bastırıyor, en azından bunu yapmaya çalışıyor. MJF yeterince yuhalandıktan sonra, John'un mikrofonu tekrardan ağzına doğru götürdüğünü ve MJF'e karşılık verdiğini görüyoruz.
John Cena: Zaman seni sınar, seni törpüler, seni maskenden soyup geriye özünü bırakır. Ben yıllardır buradayım, ringin kumunda, ışıkların altında, her çivisi pas tutmuş bu köşelerde. Benim ismim hâlâ burada yankılanıyorsa, bunun sebebi kelimeler değil, eylemlerdir. Senin kahkahaların, senin çığlıkların bana korkunun melodisi gibi geliyor çünkü insan ne kadar çok bağırırsa, içindeki sessizliği o kadar ele verir. Sen hakikatten korkuyorsun. Senin altın kemerlerin var ama ağırlıklarını taşıyamıyorsun. Benimse omzumda kemer olmasa da, kalbimde bir miras var. Senin maskeni yırtmak için bu miras yeter de artar bile. Şunu aklından çıkarma: Kahramanlar bazen düşer ama efsaneler asla kaybolmaz. Ben bir efsaneyim. Sen ise hâlâ kendi gölgesinden kaçmaya çalışan bir çıraksın! Söylediklerin kocaman bir yankı odası, ama ben o odayı—
BU KONUŞMADA YARIDA KALIYOR ÇÜNKÜ MJF'İN SALDIRIDA BULUNDUĞUNU GÖRÜYORUZ! HIZLI YUMRUKLAR İLE JOHN'U HAZIRLIKSIZ YAKALLIYOR, ONU SERSEMLETİYOR. ŞİMDİ İSE ONUN KARNINA TEKME ATIYOR VE EĞİLMESİNE YOL AÇIYOR. JOHN EĞİLEREK KARNINI TUTUYOR, MJF; ONUN KAFASINI KOLUYLA SARDIKTAN SONRA BRAINBUSTER YAPIYOR—
JOHN ONU ANİ BİR ŞEKİLDE KALDIRIYOR, OMZUNA ALIYOR! ATTITUDE ADJUSTMEN POZİSYONUNA ALIYOR! MJF ÇIRPINIYOR, ONUN OMZUNDAN İNMEYE, KURTULMAYA ÇALIŞIYOR LAKİN ONU SIMSIKI BİR ŞEKİLDE TUTAN JOHN, MASAYA YAKIN BİR NOKTAYA KONUMLANIYOR OMZUNDAKİ RAKİBİYLE VE ONU MASAYA İNDİRİYOR! ATTITUDE ADJUSTMENT! MASA ÇÖKTÜ, MJF ÜZERİNDE PASTA OLAN MASADA BULDU KENDİSİNİ! MJF HAREKETSİZ BİR ŞEKİLDE ÜZERİNDE PASTA BULUNAN, ÇÖKÜK MASANIN ÜZERİNDE UZANIRKEN; JOHN, RİNG MATI ÜZERİNDE SAHİPSİZ BİR ŞEKİLDE DURAN PGW WORLD TELEVISION CHAMPIONSHIP VE PGW PURE CHAMPIONSHIP'LERİ ALIYOR VE HAVAYA KALDIRIYOR! BU YAŞANANLARIN SONRASINDA KAMERALAR KAPANIYOR VE KAMERALAR KAPANIYOR.
Elevated arena boyunca yankılanmaya başlıyor ve Will Ospreay girişte görünüyor. Ospreay seyircilerin şarkısına eşlik etmesinden dolayı keyifli. Ospreay ringe girdikten sonra rakibini beklemeye başlıyor.
Matt Hardy girişte görünüyor. Seyirciler bu kez de "DELETE!" tezahüratları atmaya başlıyor. Matt Hardy kendine has kahkahalarıyla ringe doğru ilerlerken Will Ospreay'in ciddileşen yüzünü kameralar çekiyor. Matt Hardy ringe giriyor.
Bu sırada tribünün ön sıralarında birisi dikkat çekiyor. Bu Jeff Hardy! Jeff ağabeyine destek olmak için ring kenarında olmak yerine seyircilerin arasında olmayı tercih ediyor. Jeff sigarasını yakarken Ospreay bunu umursamıyormuş gibi görünüyor fakat başaramıyor. Hakem maçın başlaması için gerekli işareti veriyor.
Matt Hardy vs. Will Ospreay
Zil çalıyor ve maç başlıyor. Ospreay hızlıca Matt'in üzerine atlıyor ve Lou Thesz Press ile onu yere seriyor. Ardından onu yerde yumruklamaya başlıyor. Ospreay sert yumruklar atıyor. Matt cevap vermekte zorlanıyor ama en sonunda Ospreay'i üzerinden atarak kendisi onun üstüne çıkıyor ve birkaç yumruk attıktan sonra onun üzerinden sendeleyerek kalkıyor. Ospreay de aynı şekilde ayağa kalkıyor. Ospreay, Matt'e doğru koşuyor ama Matt'ten bir Elbow Strike geliyor ve Ospreay yere düşüyor. Sonrasında Matt'ten Fist Drop geliyor ama Matt ıska geçiyor. Ospreay hızlıca ayağa kalkıyor ve Matt'i yakalayarak bir Arm Drag yapıyor. Matt yere düştükten sonra ayağa kalkıyor ve bir tekme sallıyor ama Ospreay onu yakalıyor ve Dragon Screw! Matt ayağını tutarak ayağa kalkarken Ospreay'den bir Dropkick geliyor. Sonrasında Ospreay hızlıca köşeye çıkıyor ve Matt ayağa kalktıktan sonra Ospreay ona doğru atlıyor ve Pip Pip Cheeiro! Ospreay tuşa gidiyor. 1-2-
Kickout! Matt tuşu atmayı başarıyor. Ospreay bir anda Jeff'i görüyor ve gözüne onu kestiriyor. Ospreay, Matt'i bırakıp ona doğru gidiyor. İplere uzanarak ona doğru bakıyor ve iplere tutunarak ayağa kalkıyor. Bu esnada Matt de aynı şekilde ayaklanmaya çalışıyor. Will, Jeff'e bakmayı bırakıp ringe odaklandığı sırada Matt kendisini yakalıyor ve SIDE EFFECT! Matt ile Ospreay ringin ortasında yerde beklerken Jeff ise seyircilerin arasında sevinirken görüyoruz. Matt için tezahürat yapıyor. Bir süre sonra sadece alkışlayarak devam ediyor ve bir sakız çıkarıp çiğnemeye başlıyor. Matt ayağa kalkarak köşeye çıkıyor ve Delete tezahüratı yaptıktan sonra Ospreay'e doğru atlıyor ve Diving Leg Drop! Başarılı! Matt tuşa gidiyor. 1-2- Kickout! Matt hızlıca ayaklanıyor ve Ospreay'in ayağa kalkmasını bekliyor. Ospreay ayağa kalkınca onu yakalıyor ve Side Effect için hamle yapıyor fakat Ospreay kendisini Matt'in arkasına atıyor. Matt hızlıca ayaklanıp Ospreay'in karnına bir tekme atıyor ve TWIST OF FATE!
HAYIR! OSPREAY SON ANDA MATT'İ İTEREK ONDAN KURTULUYOR VE İPLERE ATLIYOR! OSCUTTER! OSPREAY, MATT'İ GAFİL AVLADI! Ospreay hızlıca ayağa kalkıyor ve Matt'i yakalıyor. Storm Driver '93 için hamle yapmadan önce Jeff'e doğru bakıyor.
Bu John Cena! Arka alandan, Stage'e gelen isim John Cena'dan başkası değil! John, arka alandan tempolu bir şekilde geldikten sonra, kendisine yaklaşan kamerasına doğru elindeki bez parçasını gösteriyor ve asker selamını verdikten sonra ringe doğru koşmaya başlıyor. Saniyeler içerisinde ringe gelen John'un, iplerin altından kayarak ringin içerisine girdiğini ve direkt olarak MJF'in karşısına geçtiğini seyrediyoruz. İkili face-to-face yapıyorlar, John'un ifadesi; MJF'in yanında biraz daha yumuşak görünüyor. MJF bir hayli huzursuz görünüyor bu davetsiz misafiri karşısında. Bu sırada iplerin arasından bir mikrofonun uzatıldığını fark ediyoruz, John; o noktaya giderek mikrofonu alıyor ve eski konumuna tekrardan geçtikten sonra elindeki mikrofonu ağzına doğru götürerek konuşmaya başlıyor.
John Cena: Hey, Max, senin ağzın hiç durmuyor, öyle değil mi? Her kelimen, bu ringin çevresini saran binlerce insanın kulaklarına çivi gibi çakılıyor. Hadi ama adamım, PGW World Television ve PGW Pure Championship'leri alman yeterince göz kanatırken, burada yaptığın 'şov'u uzatarak bu eziyeti neden uzatıyorsun? Sana yardımcı olmama izin ver, anlatayım. Gürültü ile gerçek arasındaki farkı bilen birisi ile karşı karşıyasın. Gürültü geçicidir, uçar-gider; gerçekler ise kalıcıdır. Sen çok konuşuyorsun ve bunun altında, devam ettiremeyecek kadar korkuyor olman yatıyor! İşte bu yüzden sürekli bağırıyorsun: 'Ben en iyiyim! Ben şampiyonum!' Ama gerçekte, sen kendi boşluğunu susturmaya çalışıyorsun! (Bir süre duraksadıktan sonra devam ediyor) Radarımdasın, aklım sende, (İşaret parmağıyla gösteriyor) kemerlerde. Sana karşında John Cena'nın durmasının zorluklarını zamanla göstereceğim lakin problemlerin bu kadarla bitmiyor. senin sorunun fazla konuşman değil, susturulmayı hiç öğrenmemiş olman. Senin çeneni kapatmanın zamanı geldi. Swerve ile işim bitti, Randy Orton’a geçen ay bir yardım sözü verdim ama ortada Randy Orton kalmadı. Bunun ne anlama geldiğinin farkındasın, değil mi?
John konuşmasını sonlandırıyor, karşısındaki MJF'in öfke katsayısının bir hayli yükseldiğini ve ring içerisinde bir gerginliğin başladığını fark ediyoruz. Öyle ki, MJF ufak ufak renk değiştirmeye, kızarmaya başlıyor. Artan tansiyon, onun fazla gecikmeden bir yanıt vermesine de işaret ediyor. MJF direkt olarak yanıtlıyor.
MJF: Vay be, John Cena, Holywood Kahramanı, burada. Şu anda buraya gelmiş olman, emeklilik sandığından çekilmiş eski bir paranın hâlâ geçerli olduğunu iddia etmesi gibi. Ama sana söyleyeyim, o para artık tedavülden kalktı. (Kahkaha atıyor) Senin değerini bitiren şey zaman değil, benim varlığım çünkü ben bugünün yüzüyüm, ben yarının nefesiyim ve bu şirket için sandığından çok daha fazla şey ifade ediyorum! (Yuhalanıyor) Bana iyi kulak ver. Sen her zaman çocukların kahramanıydın, posterlerde gülümseyen yüzdün. Ben ise bu oyunun çıplak gerçeğiyim. Sen umut satardın, ben hakikati. Sen ‘asla pes etme’ dedin, ben ise ‘pes etmeyenleri kır’ dedim ve gördüğün gibi, bu ringin geleceğini belirleyen sloganlar değil, sonuçlardır. Benim sonuçlarım da altınla ölçülüyor. Double champ… Yalnızca bir unvan değil, arka alandaki onlarca güreşçiden çok daha farklı bir varoluş biçimi! Senin sorunun, aynaya baktığında hâlâ o masum kahramanı görmen. Ama gerçekte orada gördüğün şey kırışmış bir maske. İnsanlar seni alkışladığında sen vardın. Her kahraman bir gün celladını bulur. Seninki burada, karşında. Senin gölgenin altında büyüyen bir kuşak vardı— ama ben o gölgeyi yaktım. Artık yeni güneş benim ve o güneş doğduğunda, John Cena’yı kimse göremez. You can’t see me değil, you can’t escape me!
Catchphrase'i üzerinden vurulan John'un da gerginliği dışarıya vuruyor lakin profesyonelliğiyle bunu bastırıyor, en azından bunu yapmaya çalışıyor. MJF yeterince yuhalandıktan sonra, John'un mikrofonu tekrardan ağzına doğru götürdüğünü ve MJF'e karşılık verdiğini görüyoruz.
John Cena: Zaman seni sınar, seni törpüler, seni maskenden soyup geriye özünü bırakır. Ben yıllardır buradayım, ringin kumunda, ışıkların altında, her çivisi pas tutmuş bu köşelerde. Benim ismim hâlâ burada yankılanıyorsa, bunun sebebi kelimeler değil, eylemlerdir. Senin kahkahaların, senin çığlıkların bana korkunun melodisi gibi geliyor çünkü insan ne kadar çok bağırırsa, içindeki sessizliği o kadar ele verir. Sen hakikatten korkuyorsun. Senin altın kemerlerin var ama ağırlıklarını taşıyamıyorsun. Benimse omzumda kemer olmasa da, kalbimde bir miras var. Senin maskeni yırtmak için bu miras yeter de artar bile. Şunu aklından çıkarma: Kahramanlar bazen düşer ama efsaneler asla kaybolmaz. Ben bir efsaneyim. Sen ise hâlâ kendi gölgesinden kaçmaya çalışan bir çıraksın! Söylediklerin kocaman bir yankı odası, ama ben o odayı—
BU KONUŞMADA YARIDA KALIYOR ÇÜNKÜ MJF'İN SALDIRIDA BULUNDUĞUNU GÖRÜYORUZ! HIZLI YUMRUKLAR İLE JOHN'U HAZIRLIKSIZ YAKALLIYOR, ONU SERSEMLETİYOR. ŞİMDİ İSE ONUN KARNINA TEKME ATIYOR VE EĞİLMESİNE YOL AÇIYOR. JOHN EĞİLEREK KARNINI TUTUYOR, MJF; ONUN KAFASINI KOLUYLA SARDIKTAN SONRA BRAINBUSTER YAPIYOR—
JOHN ONU ANİ BİR ŞEKİLDE KALDIRIYOR, OMZUNA ALIYOR! ATTITUDE ADJUSTMEN POZİSYONUNA ALIYOR! MJF ÇIRPINIYOR, ONUN OMZUNDAN İNMEYE, KURTULMAYA ÇALIŞIYOR LAKİN ONU SIMSIKI BİR ŞEKİLDE TUTAN JOHN, MASAYA YAKIN BİR NOKTAYA KONUMLANIYOR OMZUNDAKİ RAKİBİYLE VE ONU MASAYA İNDİRİYOR! ATTITUDE ADJUSTMENT! MASA ÇÖKTÜ, MJF ÜZERİNDE PASTA OLAN MASADA BULDU KENDİSİNİ! MJF HAREKETSİZ BİR ŞEKİLDE ÜZERİNDE PASTA BULUNAN, ÇÖKÜK MASANIN ÜZERİNDE UZANIRKEN; JOHN, RİNG MATI ÜZERİNDE SAHİPSİZ BİR ŞEKİLDE DURAN PGW WORLD TELEVISION CHAMPIONSHIP VE PGW PURE CHAMPIONSHIP'LERİ ALIYOR VE HAVAYA KALDIRIYOR! BU YAŞANANLARIN SONRASINDA KAMERALAR KAPANIYOR VE KAMERALAR KAPANIYOR.
Elevated arena boyunca yankılanmaya başlıyor ve Will Ospreay girişte görünüyor. Ospreay seyircilerin şarkısına eşlik etmesinden dolayı keyifli. Ospreay ringe girdikten sonra rakibini beklemeye başlıyor.
Matt Hardy girişte görünüyor. Seyirciler bu kez de "DELETE!" tezahüratları atmaya başlıyor. Matt Hardy kendine has kahkahalarıyla ringe doğru ilerlerken Will Ospreay'in ciddileşen yüzünü kameralar çekiyor. Matt Hardy ringe giriyor.
Bu sırada tribünün ön sıralarında birisi dikkat çekiyor. Bu Jeff Hardy! Jeff ağabeyine destek olmak için ring kenarında olmak yerine seyircilerin arasında olmayı tercih ediyor. Jeff sigarasını yakarken Ospreay bunu umursamıyormuş gibi görünüyor fakat başaramıyor. Hakem maçın başlaması için gerekli işareti veriyor.
Matt Hardy vs. Will Ospreay
Zil çalıyor ve maç başlıyor. Ospreay hızlıca Matt'in üzerine atlıyor ve Lou Thesz Press ile onu yere seriyor. Ardından onu yerde yumruklamaya başlıyor. Ospreay sert yumruklar atıyor. Matt cevap vermekte zorlanıyor ama en sonunda Ospreay'i üzerinden atarak kendisi onun üstüne çıkıyor ve birkaç yumruk attıktan sonra onun üzerinden sendeleyerek kalkıyor. Ospreay de aynı şekilde ayağa kalkıyor. Ospreay, Matt'e doğru koşuyor ama Matt'ten bir Elbow Strike geliyor ve Ospreay yere düşüyor. Sonrasında Matt'ten Fist Drop geliyor ama Matt ıska geçiyor. Ospreay hızlıca ayağa kalkıyor ve Matt'i yakalayarak bir Arm Drag yapıyor. Matt yere düştükten sonra ayağa kalkıyor ve bir tekme sallıyor ama Ospreay onu yakalıyor ve Dragon Screw! Matt ayağını tutarak ayağa kalkarken Ospreay'den bir Dropkick geliyor. Sonrasında Ospreay hızlıca köşeye çıkıyor ve Matt ayağa kalktıktan sonra Ospreay ona doğru atlıyor ve Pip Pip Cheeiro! Ospreay tuşa gidiyor. 1-2-
Kickout! Matt tuşu atmayı başarıyor. Ospreay bir anda Jeff'i görüyor ve gözüne onu kestiriyor. Ospreay, Matt'i bırakıp ona doğru gidiyor. İplere uzanarak ona doğru bakıyor ve iplere tutunarak ayağa kalkıyor. Bu esnada Matt de aynı şekilde ayaklanmaya çalışıyor. Will, Jeff'e bakmayı bırakıp ringe odaklandığı sırada Matt kendisini yakalıyor ve SIDE EFFECT! Matt ile Ospreay ringin ortasında yerde beklerken Jeff ise seyircilerin arasında sevinirken görüyoruz. Matt için tezahürat yapıyor. Bir süre sonra sadece alkışlayarak devam ediyor ve bir sakız çıkarıp çiğnemeye başlıyor. Matt ayağa kalkarak köşeye çıkıyor ve Delete tezahüratı yaptıktan sonra Ospreay'e doğru atlıyor ve Diving Leg Drop! Başarılı! Matt tuşa gidiyor. 1-2- Kickout! Matt hızlıca ayaklanıyor ve Ospreay'in ayağa kalkmasını bekliyor. Ospreay ayağa kalkınca onu yakalıyor ve Side Effect için hamle yapıyor fakat Ospreay kendisini Matt'in arkasına atıyor. Matt hızlıca ayaklanıp Ospreay'in karnına bir tekme atıyor ve TWIST OF FATE!
HAYIR! OSPREAY SON ANDA MATT'İ İTEREK ONDAN KURTULUYOR VE İPLERE ATLIYOR! OSCUTTER! OSPREAY, MATT'İ GAFİL AVLADI! Ospreay hızlıca ayağa kalkıyor ve Matt'i yakalıyor. Storm Driver '93 için hamle yapmadan önce Jeff'e doğru bakıyor.
Will Ospreay: Jeff, senin yerine kardeşin geldi. Onu da yendikten sonra bahanen kalmayacak! Bu sefer hangi motivasyonla karşıma çıkacaksın, hangi saplantın seni benim peşimden getirecek?
Ospreay bu sözlerinden sonra Matt'i Storm Driver '93 için kaldırmaya çalışıyor ancak Matt direniyor. Sonrasında Back Body Drop ile Ospreay'i üzerinden atıyor ama Ospreay ayakları üzerine düşüyor. Matt bir Clothesline sallıyor ama ıska geçiyor. Ospreay iplere doğru koşuyor ve OsCutter için atlıyor fakat Matt onu yakalıyor ve Bubba Bomb! Matt eski rakiplerinden birisi olan Bubba Ray'in finisherını yapıyor! Sonrasında yerdeki Ospreay'e bir Fist Drop! Ospreay yüzünü tutarak ayağa kalkıyor. Matt onu yakalıyor ve Belly To Belly Suplex! Matt hızlıca köşeye çıkıyor fakat Ospreay çok çabuk kendine geliyor ve o da köşeye çıkıyor. İkili köşede birbirini yumruklarken bir anda ringe düşüyorlar. Matt, Ospreay'in üzerine düşüyor.
İkili ayağa kalkmaya çalışıyor. Matt daha diri duruyor. Matt, Ospreay'i yakalıyor ve Side Effect! Matt hızlıca ayağa kalkıyor ve yeniden Ospreay'in ayağa kalkmasını bekliyor. Ospreay iplere tutunarak ayağa kalkıyor. Sonrasında Matt onun karnına bir tekme atıyor ve Twist Of Fate için hamle yapıyor fakat Ospreay, Matt'i iterek köşeye koşuyor sonrasında oradan sekerek Matt'e doğru koşuyor ve HIDDEN BLADE! AMA HAKEME! MATT SON ANDA ÇEKİLEREK BU HAREKETTEN KURTULUYOR VE BU HIDDEN BLADE, YANLIŞ YERDE KONUMLANMIŞ OLAN ZAVALLI HAKEME İSABET EDİYOR! Ospreay sonrasında hakeme bakıyor ama şaşkınlığını çabuk atıyor üzerinden ve tekrardan Matt'e yönelerek onu bir Arm Drag ile ringin öbür tarafına atıyor.
Bu esnada Jeff Hardy bariyerlerden atlayarak ring kenarına geliyor. Ospreay, Matt'i bırakıp hemen Jeff'e yöneliyor. Ospreay, Jeff'e bağırmaya başlıyor.
İkili ayağa kalkmaya çalışıyor. Matt daha diri duruyor. Matt, Ospreay'i yakalıyor ve Side Effect! Matt hızlıca ayağa kalkıyor ve yeniden Ospreay'in ayağa kalkmasını bekliyor. Ospreay iplere tutunarak ayağa kalkıyor. Sonrasında Matt onun karnına bir tekme atıyor ve Twist Of Fate için hamle yapıyor fakat Ospreay, Matt'i iterek köşeye koşuyor sonrasında oradan sekerek Matt'e doğru koşuyor ve HIDDEN BLADE! AMA HAKEME! MATT SON ANDA ÇEKİLEREK BU HAREKETTEN KURTULUYOR VE BU HIDDEN BLADE, YANLIŞ YERDE KONUMLANMIŞ OLAN ZAVALLI HAKEME İSABET EDİYOR! Ospreay sonrasında hakeme bakıyor ama şaşkınlığını çabuk atıyor üzerinden ve tekrardan Matt'e yönelerek onu bir Arm Drag ile ringin öbür tarafına atıyor.
Bu esnada Jeff Hardy bariyerlerden atlayarak ring kenarına geliyor. Ospreay, Matt'i bırakıp hemen Jeff'e yöneliyor. Ospreay, Jeff'e bağırmaya başlıyor.
Will Ospreay: Senin yüzünden kemerimi kaybettim! Senin yüzünden uğraşıyorum!
Jeff, Ospreay'e hiç cevap vermeden ona dik dik bakmaya devam ediyor. Hatta sigarasından bir fırt daha çekip yüzüne üflüyor.
Bu esnada Matt Hardy ayaklanıyor ve Ospreay'i kendine doğru çekiyor ve TWIST OF FATE! MATT, OSPREAY'İ GAFİL AVLIYOR BU SEFER! MATT TUŞA GİDİYOR! 1-2-3-4- SEYİRCİLER TUŞU SAYIYOR ÇÜNKÜ HAKEM HALA RİNGİN BİR KÖŞESİNDE BAYGIN! Jeff hakeme doğru koşuyor ve onu ayağa kaldırmaya çalışıyor. Hakem zar zor kendini ringin ortasına atıyor ve o da saymaya başlıyor. 1-2-
KICKOUT! Jeff eliyle aprona vuruyor üzüntüden. Matt ise zar zor iplere tutunarak ayağa kalkıyor. Ospreay ise hala yerde. Matt ağır adımlarla köşeye çıkıyor. Diving Leg Drop için hazırlandıktan sonra atlayışını gerçekleştiriyor ama Ospreay son anda çekiliyor ve Matt kıç üstü ring zeminine çakılıyor. Matt belini tutarak ayağa kalkarken Ospreay de iplere tutunarak ayağa kalkıyor. Matt köşeye çekilen Ospreay'in üzerine koşuyor ve Corner Clothesline! Ardından Bulldog için hamle yapıyor ama Ospreay kaldırıp onu ringin ortasına atıyor. Matt ayağa kalktığında ise Ospreay onun karnına tekme atarak sırtlıyor ve STORMBREAKER! OSPREAY TUŞA GİDİYOR! 1-2-
Jeff, Ospreay'e hiç cevap vermeden ona dik dik bakmaya devam ediyor. Hatta sigarasından bir fırt daha çekip yüzüne üflüyor.
Bu esnada Matt Hardy ayaklanıyor ve Ospreay'i kendine doğru çekiyor ve TWIST OF FATE! MATT, OSPREAY'İ GAFİL AVLIYOR BU SEFER! MATT TUŞA GİDİYOR! 1-2-3-4- SEYİRCİLER TUŞU SAYIYOR ÇÜNKÜ HAKEM HALA RİNGİN BİR KÖŞESİNDE BAYGIN! Jeff hakeme doğru koşuyor ve onu ayağa kaldırmaya çalışıyor. Hakem zar zor kendini ringin ortasına atıyor ve o da saymaya başlıyor. 1-2-
KICKOUT! Jeff eliyle aprona vuruyor üzüntüden. Matt ise zar zor iplere tutunarak ayağa kalkıyor. Ospreay ise hala yerde. Matt ağır adımlarla köşeye çıkıyor. Diving Leg Drop için hazırlandıktan sonra atlayışını gerçekleştiriyor ama Ospreay son anda çekiliyor ve Matt kıç üstü ring zeminine çakılıyor. Matt belini tutarak ayağa kalkarken Ospreay de iplere tutunarak ayağa kalkıyor. Matt köşeye çekilen Ospreay'in üzerine koşuyor ve Corner Clothesline! Ardından Bulldog için hamle yapıyor ama Ospreay kaldırıp onu ringin ortasına atıyor. Matt ayağa kalktığında ise Ospreay onun karnına tekme atarak sırtlıyor ve STORMBREAKER! OSPREAY TUŞA GİDİYOR! 1-2-
3!
Kazanan: Will Ospreay
Aralarındaki win-lose durumu 1-1 oldu! Will Ospreay, Matt Hardy'i yenmeyi başarıyor! Will, Matt Hardy ile aralarındaki galibiyet sayısını eşitliyor. Jeff Hardy zilin çalmasıyla birlikte ringe giriyor. Ospreay bu esnada ayaklanıyor ve Jeff ile yüz yüze geliyor. İkili birbirlerini süzüyor ve birbirlerine adeta fısıldar gibi konuşuyorlar. İkili arasındaki tansiyon yükseliyor ama Ospreay gittikçe üzerindeki siniri atıyor gibi gözüküyor ve elini yüzüne götürerek 'Vur bana' der gibi işaretler yapıyor.
Bu esnada Matt, Jeff'e tutunarak ayağa kalkmaya çalışıyor. Jeff, Matt'i tutarak ringin dışına çıkarıyor ve kendisi de dışarı çıkarak Matt'i kaldırıyor ve arka alanın yolunu tutuyorlar. Ospreay ikilinin arkasından sırıtırken şovun sonuna geliyoruz.
𝐏𝐆𝐖 𝐏𝐀𝐘𝐁𝐀𝐂𝐊 #𝟖𝟎
Prestige Grand Wrestling LLC ™ 2025
All Rights Reserved
Kazanan: Will Ospreay
Aralarındaki win-lose durumu 1-1 oldu! Will Ospreay, Matt Hardy'i yenmeyi başarıyor! Will, Matt Hardy ile aralarındaki galibiyet sayısını eşitliyor. Jeff Hardy zilin çalmasıyla birlikte ringe giriyor. Ospreay bu esnada ayaklanıyor ve Jeff ile yüz yüze geliyor. İkili birbirlerini süzüyor ve birbirlerine adeta fısıldar gibi konuşuyorlar. İkili arasındaki tansiyon yükseliyor ama Ospreay gittikçe üzerindeki siniri atıyor gibi gözüküyor ve elini yüzüne götürerek 'Vur bana' der gibi işaretler yapıyor.
Bu esnada Matt, Jeff'e tutunarak ayağa kalkmaya çalışıyor. Jeff, Matt'i tutarak ringin dışına çıkarıyor ve kendisi de dışarı çıkarak Matt'i kaldırıyor ve arka alanın yolunu tutuyorlar. Ospreay ikilinin arkasından sırıtırken şovun sonuna geliyoruz.
𝐏𝐆𝐖 𝐏𝐀𝐘𝐁𝐀𝐂𝐊 #𝟖𝟎
Prestige Grand Wrestling LLC ™ 2025
All Rights Reserved




