Çeviri: Punk Kemerle Şovdan Ayrılıyor


The Rainmaker

Zen Nihon
Katılım
3 Tem 2023
Konular
696
Mesajlar
1,027
Beğeni sayısı
204
PG Nakit
8,590
Favori Güreşçi
Tomohiro Ishii
Yazar: Dave Meltzer
Tarih: 25 Temmuz 2011

Collage-Maker-20-Jan-2023-12.27-PM.jpg

Bir yerlerde, Brian Pillman Money in the Bank izliyor ve muhtemelen yüzünde bir gülümseme taşıyordu.


Pillman’ın bundan yaklaşık 15 yıl önce bir hedefi vardı. Bu hedef, dünya şampiyonu olmak değildi çünkü onun döneminde sahip olduğu fiziksel yapıyla bu ihtimal oldukça düşüktü. Hayatı boyunca imkânsız denileni başaran biri olarak—boyu 1.75 cm, ağırlığı ise kolej futbol yıllarında steroid desteğiyle en fazla 102 kiloya ulaşmış olan biri—ilk takım All-American savunma hattı oyuncusu seçilmek bile başlı başına olağanüstüydü. Serbest oyuncu olarak bir NFL kadrosuna girmesi ya da o dönemde profesyonel güreşte yıldız olması da olağandışıydı.


Eminim Pillman da, C.M. Punk gibi, güreşin en büyük yıldızı olmayı isterdi. Ama onun için asıl hayal, maaşını belli bir seviyeye yükseltmekti. Çünkü bedeni artık yıpranıyordu ve beş çocuk babasıydı; büyük para kazanmaya başlaması gerektiğini düşünüyordu. Ayrıca yüksek maaş alırsa, şirketin onu maaşına uygun şekilde öne çıkaracağını düşünüyordu. Pillman yıllarca mid-card yani orta seviye güreşçi olarak konumlandırıldı, iyi bir atlet ve sağlam bir işçi olarak görülüyordu. Steve Austin ile birlikte harika bir takım kurmuşlardı, ancak başrolde oldukları bir programın düşük reyting alması üzerine şirket panikleyip takımı erken dağıttı. Takımın karizması Pillman’dı ama Austin boyut olarak daha etkileyiciydi. Takım dağıldığında, Austin “Shawn Michaels” olacak, Pillman ise “Marty Jannetty” gibi geride kalacaktı.


Pillman daha sonra güreş tarihine geçen bir “çifte oyun” gerçekleştirdi. Baba figürü olarak gördüğü eski Cincinnati Bengals kondisyon koçu Kim Wood ile birlikte, profesyonel güreşte gerçeği ve senaryoyu bulanıklaştıracak bir plan yaptılar. Pillman ayrıca uzun yıllar booker’lık yapmış ve işin ustası olan Bruce Hart ve Terry Funk ile de fikir alışverişi yaptı. Plan, WCW’yi yöneten Eric Bischoff ve booker Kevin Sullivan’a, Pillman’ın disiplinsiz ve alaycı bir karaktere büründüğü bir hikâye oynatmaktı, fakat bunu diğer güreşçilerin bile bilmeyeceği şekilde kurguladılar. Pillman, Sullivan’a “booker adam” diye hitap etti, canlı yayında yapılan bir worked shoot segmentinde Sullivan onu yere indirip gözüne hamle yaptı—bu da sokak dövüşü gibi sahnelendi. En dahice kısmı ise, hikâyenin sonunun Pillman’ın WCW’den kovulması ve düşman şirket ECW’ye gitmesiyle bitmesiydi (her ne kadar ECW aslında hem WCW hem de WWF ile gizli iş ilişkilerine sahip olsa da). Bu şekilde kovulmanın gerçek olduğuna herkes inandırılacaktı.


Bu planın WCW açısından ticari bir getirisi olmadı, hatta şirket bu hikâyeden para bile kazanamadı. Ancak Sullivan ve Bischoff’un hayranları kandırmaktan aldıkları tatmin hissini bildiği için, Pillman bu zayıflığı kullanarak onları ikna etti.


Bu işin en çılgın yanı, Pillman’ın Bischoff’u hikâyeyi sonuna kadar götürmeye ikna etmesiydi. Herkesin kandırılması gerekiyordu. Bu yüzden ofistekileri de kandırmak adına ona resmi bir fesih mektubu gönderilmesini istedi—sanki gerçekten kovulmuş gibi. Ve elbette, gönderdiler.


Elinde resmi fesih mektubuyla Pillman, WWF ile Vince McMahon ve Jim Ross üzerinden görüşmelere başladı. O dönemki amacı, adını sert güreşçi kitlesine duyurmak ve kendisini “aranan isim” gibi göstermekti. Böylece maaşını artırabilecekti. Ona göre WCW’de ne kadar iyi olduğun ya da ne kadar sevildiğin değil, şirketin sana ne kadar para harcadığı seni yukarı taşıyordu. Lex Luger örneğini sık sık verirdi. Luger, güreşi pek umursamayan ama ideal bir vücuda ve boyuta sahip biriydi: 1.91 boyunda, 120 kiloluk kusursuz bir fizik. Luger’ın “para getirmediği” sıkça söylenirdi ama bu tamamen doğru değildi; 1988’de başrolde bulunduğu dönemlerde ciddi gelir elde etmişti. Fakat o günlerde yıl 1996’ydı. Luger, yıllarca yüksek maaş almış ve ana kadroda tutulmuştu; oysa çoğu zaman gerçekten popüler bile değildi. Ama büyük para alıyorsan, korunuyordun. Pillman bir anıyı da sık sık anlatırdı: Konnan WCW’ye ilk geldiğinde, ondan Lucha Libre hareketlerini öğrenmek istemişti. Beraber ringde yeni hareketler çalışırlarken Luger oradan geçmiş ve onları gülerek izlemişti. Çünkü Luger’ın yeni hareketler öğrenmesine ya da iyi maçlar çıkarmasına gerek yoktu.

Sistemi manipüle etme yolunda ilerlerken, günlerce uyumadığı dönemlerde bir noktada direksiyon başında uyuyakaldı ve bir Humvee kazası geçirdi. Araçtan öyle bir şekilde fırladı ki, hayatta kalması bile mucizeydi. Vücudunun her yerinde yaralar vardı, en kötüsü ise tamamen harap olan ayak bileğiydi. Doktorlar bileğini kaynaştırmak zorunda kaldı ve kariyerinin bittiğini söylediler. Ancak Pillman, herkese doktorların kendisinin tamamen iyileşeceğini söylediğini aktardı. Hem WWF hem WCW, hastanede yatarken, neredeyse tanınmaz haldeyken ve büyük bir depresyon içindeyken ona teklif yaptı. Planı mükemmel ilerliyordu, WCW ile hayalini kurduğu o büyük kontratı imzalamak üzereydi. Ancak tam doruk noktasına ulaşmak üzereyken her şeyi mahvettiğini düşünüyordu.


WWF ve WCW, onun iyileşeceğine ve sektörde “sıcak bir isim” olduğuna inandıkları için teklifler sundular. WWF ona kesintisiz bir sözleşme teklif etti. WCW ise belki daha iyi bir anlaşma sundu ama sözleşmede her 90 günde bir fesih imkânı vardı. Pillman, güreşemeyecek durumda olabileceğinden ve bunu anladıklarında WCW’nun onu işten çıkaracağından korktuğu için WWF ile sözleşme imzalamak zorunda kaldığını hissetti.


O dönemde güreş dünyasında herkes, WCW yöneticileriyle gizli bir çalışmanın içindeki adamın hikâyesini bilir. Ona sahte bir serbest oyunculuk verilmişti ama bu sonunda gerçek olmuştu. Bu yüzden, o noktadan sonra güreş dünyasında genel bir kural oluştu: Kimse uzun vadeli bir kontratı yoksa ciddi bir itiş (push) almazdı. (Gerçi TNA’da bunun istisnaları oldu, ama TNA zaten başka bir hikâye.) Bu yüzden, Vince McMahon’un C.M. Punk gibi bir ismin uzun vadeli sözleşme olmadan bu kadar popülerleşmesine izin vermesi, pek mümkün görünmüyor; çünkü McMahon bu dönemi bizzat yaşamış biri.


Brian Pillman’ın profesyonel güreşçi olarak en büyük gecesi, 6 Temmuz 1997 tarihli Canadian Stampede PPV’siydi. Pillman, o dönemde Hart Foundation ile gevşek bir bağlantı içerisindeydi. O sırada Bret Hart, Amerika’da heel (kötü adam) olarak gösterildiği ama Kanada’da ve dünyanın geri kalanında babyface (iyi adam) olmaya çalıştığı bir hikâyenin içindeydi. Röportajlarında Amerika karşıtı söylemler yapıyor, Avrupa’yı ve özellikle Kanada’yı övüyor, Amerikalı seyircileri kendisini yuhaladıkları için suçluyordu. Başta Pillman, bu hikâyenin içinde yer alırken Bret’in Kanada’da “iyi adam” kalmaya çalışmasının çılgınca olduğunu düşünüyordu. Pillman heel olmak istiyordu. O geceki ana etkinlik, on kişilik bir takım maçıydı: Bret & Owen Hart & Jim Neidhart & Davey Boy Smith & Pillman’dan oluşan Hart takımı Kanada bayraklarıyla ringe çıktı. Neidhart ve Smith aslında Kanadalı değildi ama Stampede Wrestling dönemlerinden Hart kardeşlerle evliydiler. Pillman bir Hart kardeşle evlenmedi ama kariyerine Owen Hart’la birlikte Stampede’de başladı. TV’de heel karakterlerdi, ancak rakipleri Steve Austin, Ken Shamrock, Goldust ve Road Warriors olan ABD takımı karşısında Calgary seyircisi onları öyle bir coşkuyla destekledi ki, bu tür bir tezahürat nadiren duyulurdu.


O şovun ardından, o döneme dek organizasyon tarihindeki en iyi PPV olarak görülen bu etkinlikten sadece birkaç saat sonra, Pillman bunun kariyerinin en güzel gecesi olduğunu söyledi. Bret Hart’ın haklı, kendisinin ise haksız olduğunu kabul etti; bu tür bir hikâyede bir şehirde babyface, başka bir şehirde heel olmanın, eğer doğru oynanırsa, izleyici tepkisini azaltmadığını dile getirdi. Ancak bu büyük geceden yalnızca üç ay sonra, WWE’nin St. Louis’teki bir PPV gösterisinin öğleden sonrasında, Pillman Minneapolis yakınlarında bir motelde ölü bulundu.


Muhtemelen Pillman’ın bazı yönleri C.M. Punk’a ilham vermişti—ama aynı zamanda ağrı kesiciler, alkol ve eğlence amaçlı uyuşturucular kullanımıyla hayatını 35 yaşında sonlandırmış ve beş çocuğunu babasız bırakmış bir adam olarak, Punk’ın onun bazı yönlerine hayranlık duymadığı da açıktır.

Ama Punk, Pillman’ın başlattığını çok daha büyük bir ölçekte gerçekleştirdi. Pillman gibi onun da ana akım bir yıldız olmak için “doğru” görünümü yoktu. Pillman’ın fiziği ve karizması vardı ama o günlerde ne kadar iyi olursan ol, kısa boyu ve narin yapısı, devasa ağır sikletlerin hüküm sürdüğü bir çağda onun için ciddi bir dezavantajdı. Pillman’ın ana kadroda yer aldığı dönemler oldu—Steve Austin’le birlikte oluşturduğu The Hollywood Blonds takımı, Four Horsemen ve Hart Foundation üyeliği gibi—ama bu hiçbir zaman tek başına bir yıldız olarak değildi. Eddie Guerrero’ya benzer şekilde, tam olarak ne yapması gerektiğini kafasında netleştirip boy dezavantajını da aşarak gerçek bir ana olay ismi olmaya yaklaşmışken, vücudu iflas etti; bu da depresyona girmesine ve fırsat penceresinin kapanmakta olduğunu fark etmesine yol açtı.


Punk Pillman kadar kısa boylu değildi ama onların sahip olduğu vücut yapısına da sahip değildi. Steroidsiz çalışan ve ortalama genetiğe sahip birinin ulaşabileceği nokta belliydi. Ama Punk’ın en büyük silahı konuşma yeteneğiydi ve onun döneminde, ne mutlu ki, bir adamı büyük yapan artık kasları değil, mikrofon başında döktükleriydi. Ve 2011 yılında, tam zamanlı güreşçiler arasında onunla boy ölçüşebilecek kimse yoktu.


Canadian Stampede şovu, 17 Temmuz 2011’deki WWE Money in the Bank PPV’sine en yakın karşılaştırmaydı—şirket tarihinin en iyi PPV’lerinden biri. Punk, kendi şehri olan Chicago’da John Cena’yı yenerek WWE şampiyonu oldu ve Vince McMahon’un kemeri geri alacak birini göndermesine fırsat vermeden seyircilerin arasına karışarak kemerle kaçtı.


Bu daha büyük bir hikâyenin parçasıydı; ertesi gece, hikâye kurgusu içinde WWE Yönetim Kurulu, Vince McMahon’u yetkilerinden alıp yerine HHH’yi (Triple H) geçirme kararı aldı. Temel fikir, Vince’in artık yaşlandığı, kötü kararlar verdiği ve işlerin devam etmesi gerektiğiydi. Bütün bu olayların nasıl birbirine bağlanacağı ya da gerçekten bağlanıp bağlanmayacağı belli değil. Punk, WWE ekranlarında görünmeden ismini medyada gündemde tutacak bazı şeyler yapacak gibi duruyor. Onun WWE kemerinin “kendi versiyonu” ile yeni yaratılan versiyonun birleşmesi söz konusu; bu da 25 Temmuz’daki Raw programında Rey Mysterio ile The Miz arasında yapılacak maçla belirlenecek. Belki de Vince’in yerine heel (kötü adam) karakterini devralan HHH ile hikâyesel bir çekişme yaşanacak—HHH güreşebildiği için bu mantıklı görünüyor.


Ancak işin nereye gideceği oldukça karmaşık. Belki de kafa karışıklığının nedeni, gerçekten kimsenin ne yapılacağını bilmemesi. Bu da, daha önceki gizemli Genel Müdür senaryosu ya da her yıl tekrarlanan “Vince McMahon’un ölümü ya da sakatlığı” hikâyeleri gibi olabilir. Pazar günü heel karakter olarak Punk’ı sabote eden Vince McMahon, ertesi gün babyface (iyi adam) olarak ekrandan uzaklaştırıldı. Peki, Vince ve Punk aynı anda babyface olarak mı karşı karşıya gelecek? Yüzeyde bakıldığında, Punk ile Vince’in karşı karşıya gelmesi, Punk’ı ana kadroda zirveye taşımak için en mantıklı yol gibi görünüyordu ama bu plan şimdiden zarar gördü. Şampiyon olarak ayrılma hikâyesi, ertesi gün hemen yeni bir turnuva başlatılarak fazlasıyla sulandırıldı. Kemerin güçlü kalması gerekiyordu, çünkü PPV’nin temel taşıydı. Ama ertesi gece Raw’da kemer, önemsiz bir süs eşyası gibi sunuldu; seyircinin pek de önemsemediği maçlarda orta kademe isimler için bir araç oldu. Sonra yeni şampiyon belirleme fikri de iptal edildi ve olay, John Cena’yla yapılan bir Vince McMahon hikâyesinin gölgesinde kaldı.


Şirket şu an benzersiz bir dengeleme oyunu oynamaya çalışıyor: Punk’ın ismi gündemde tutulacak ama WWE onun varlığını inkâr edecek. 18 Temmuz’da Punk, WWE kemerini de yanına alarak bir Chicago Cubs beyzbol maçına gitti. Yayında kendisinden bahsedildi ama şirketin istediği türde bir tanıtım olmadı. Saha kenarındaki bir sunucu, “WWE ağır siklet kemerini kazanmış bir Chicago’lu şu an Cubs oyuncularıyla birlikte,” dedi. Ardından, “Ama ağır siklet olmak için çok küçük görünüyor,” yorumunu yaptı. Diğer iki sunucu da “Çünkü her şey zaten sahte,” diye karşılık verdi. WWE, Punk’ı gece programlarına ve ana akım medyaya çıkarmak için tanıdıklarını devreye sokuyor.


Aynı zamanda, WWE tüm güreşçilere, röportajlarda ya da özellikle Twitter ve Facebook gibi sosyal medya platformlarında Punk’ın adını anmamaları yönünde talimat verdi. Elbette, Raw’da John Cena’ya yazılmış senaryoda bilerek Punk’ın adını telaffuz etmesi sağlandı. Green Bay’deki seyirciler de Punk’ın adını tezahüratlarla duyurmak için yönlendirildi. Raw başlamadan önce Justin Roberts, WWE yönetimi emriyle seyircilerin C.M. Punk tezahüratı yapmasının yasaklandığını açıkladı—ki bu açıklama da planlıydı, çünkü şov boyunca tezahüratların yayılması hedefleniyordu. Nitekim, Punk tezahüratları televizyonda da etkili bir şekilde duyuldu. Reklam arasında Vince McMahon seyircilere “ölü gibi” olduklarını söyleyerek heel’lik yaptı. Canlı izleyicilerden biri, bazı Punk taraftarlarının tezahürata başladığını ama çoğunluğun katılmadığını, bu yüzden tezahüratların çabuk sönümlendiğini ve Cena ile Rey Mysterio’nun seyirci nezdinde Punk’tan daha fazla ilgi gördüğünü aktardı. Şirket, şov arasında ev içi görüntü olarak Punk’ın şampiyonluğu kazandığı anı gösterdi ve seyircinin %70’i bu görüntüyü yuhaladı. Ancak işin özü, televizyonda nasıl yansıtıldığı ve ekrana gereken atmosferin verilmesiydi—ve bu konuda hedeflerine ulaştılar.

Ama bu hikâyenin devamı nasıl olursa olsun, o maçı ve o geceyi kimse ondan alamaz. Bu maç, 1997 yılında aynı salonda yapılan Bret Hart ile Steve Austin arasındaki maçı fazlasıyla andırıyordu. Austin’in dönüşümünün tamamen hayata geçirildiği ve şirket tarihinin en önemli karşılaşmalarından biri olan o maç gibi… Bu karşılaşmanın da o kategoriye girmesi mümkün, ama bu kesin değil; çünkü her şey devamındaki gelişmelere bağlı. Bu maçın en yakın benzeri, Cena ile Rob Van Dam arasında yapılan One Night Stand PPV’sindeki karşılaşmaydı, ancak tarihsel açıdan geriye dönüp bakıldığında çok da anlamlı bir şeye dönüşmedi.


Ama en azından, bu gece şehir efsanelerine karışmalı. Hani insanlar cuma akşamı bir bara girer, konu güreşe gelir ve birileri o gece orada olduğunu, Punk’ın Cena’yı yenip WWE şampiyonu olduğu geceyi hatırlatır ya… Milwaukee’de herhangi bir barda, 40 yıla yakın bir süre boyunca güreş konuşulunca, yaşlı bir kadının kafese tırmandığı o meşhur Crusher ile Mad Dog maçından bahsedilir ya, işte onun gibi.


Şunu da belirtmek gerekir: Hart ile Austin arasındaki maç, dönüm noktasıydı ve Austin, sonrasında şirket tarihinin (ve belki de tüm sektörün) en çok kazandıran ismi oldu. Ama bu hemen gerçekleşmedi. Austin babyface olduktan sonra Shawn Michaels ile yaptığı ilk PPV maçında seyircinin büyük kısmı hâlâ Michaels’tan yanaydı. Fakat WWE’nin işleri o yıl istikrarlı şekilde büyümeye devam etti ve yaz aylarında Austin’in şirketin en büyük yıldızı olduğu netleşti. Gerçek patlamayı ise 1998’de Mike Tyson hikâyesi ve Vince McMahon’la yaşadığı çekişmeyle yaptı.


Punk’ın bir sonraki Austin mi, bir sonraki Batista mı, yoksa bir sonraki Rob Van Dam mı olacağı tamamen bundan sonrasında yapılacaklara bağlı. Ama o gece, bir şey başardı ki kimse elinden alamaz. Şirketin ve rakibinin yardımıyla, güreşin "kusursuz oyununu" sergiledi.


qzh824bah4u21.png

Aynı gecede Christian, Randy Orton’a karşı hakem kararı ya da diskalifiye yoluyla kemer değişimi şartıyla yapılan maçta, Orton’un diskalifiye olmasıyla Dünya Ağırsiklet Şampiyonluğu’nu geri kazandı. Bu, hem Orton’u koruyup hem hikâyeyi sürdürmenin bir yoluydu; çünkü Orton arka arkaya çok kez kazanmıştı. Orton’un neden korunmaya ihtiyacı olduğu ise başka bir konu. Maç güzeldi. Bitiriş sekansı normal bir gecede rezalet olurdu ama bu gece normal bir gece değildi.


Bu seyirci kitlesi oldukça farklıydı: Christian’ı desteklediler, Orton’u yuhaladılar. Stephanie McMahon, spikerlere Orton aleyhine yapılan tezahüratları yok saymalarını emretti. Bu, WWE şovlarında bulabileceğin en bilinçli kitlelerden biriydi. Orton, Christian’a low blow yaptığında, seyirci çılgına döndü. Diskalifiyeyi ve kemer değişimini hemen anlamışlardı. Genelde bir PPV seyircisi, SmackDown maç kurallarını bu kadar iyi bilmez ve alışılmadık bir hamleye bu kadar hızlı tepki vermez. Christian kemeri kazandığında da benzersiz bir an yaşandı—çünkü Orton, onu masaya iki kez RKO’ladı ve büyük alkış aldı. Hem kemer değişimini izlediler, hem de iki büyük sahneye tanıklık ettiler. Orton ilk RKO’yu yaptı ama masa kırılmadı. Bunun üzerine, Vince McMahon’un talimatıyla Orton’a tekrar yapması söylendi. Orton ikinci RKO’yu da masaya yaptı, seyirci yine çıldırdı. Ama masa yine kırılmadı.


Money in the Bank maçlarında ise biri beklenen, diğeri sürpriz sonuç çıktı. Daniel Bryan, SmackDown çantasını kazandı. Raw tarafında ise, gecenin sonunda şampiyon olması planlanan Alberto Del Rio kazandı. Del Rio ilginç bir örnek—bu yıl Royal Rumble ve WrestleMania’da kemeri kazanması bekleniyordu ama planlar değişti. Bu galibiyet onun için uzun vadeli bir plan değildi, ama maçtan birkaç gün öncesine kadar yürürlükteydi.

Burada yapılan şey şuydu: Biri sürpriz, sadık güreş hayranlarına hitap eden bir sonuç (Bryan’ın galibiyeti); diğeri ise uzun vadeli planlarla uyumlu ve daha öngörülebilir olan (Del Rio’nun galibiyeti). En dikkat çeken detay ise, Bryan’ın şampiyonluk maçını WrestleMania’ya kadar bekleteceğini açıklamasıydı. Ancak Cena vs. Rock maçı da WrestleMania’da olacaksa ve Bryan SmackDown kemeri için meydan okuyacaksa, bu Royal Rumble’ı anlamsız kılıyor—tabii Cena vs. Rock şampiyonluk için değilse. Diğer olasılık ise Bryan’ı heel’e çevirmek ve sözünden dönüp fırsat kollayan biri hâline getirmek olabilir.

Main Event'in bitişi, Cena’nın Punk’a STF uyguladığı sırada Vince McMahon ve John Laurinaitis’in ringe gelmesiyle gerçekleşti. Vince, Montreal’i bininci kez yeniden yaratmaya çalışırcasına bağırarak zili çalmalarını emretti. Laurinaitis ringe koştu—muhtemelen hakeme ya da zaman tutucusuna haber vermek için—ama Cena tutuşu bıraktı, ringin dışına çıktı ve Laurinaitis’e yumruk attı (ona gerçek bir yumruk attı, bu da bazıları için onu bir kahraman yapmıştır muhtemelen). Laurinaitis’in orada olma sebebi, Vince’in artık fiziksel temas almaması yönünde talimat verilmiş olmasıydı. Cena ringe döndüğünde, Punk ona GTS yaptı ve maçı kazandı.


Vince hemen ardından Del Rio’ya ringe gelmesi için emir verdi. Del Rio koşarak geldi ama Punk’tan yediği yüksek tekmeyle yere serildi—Mirko Cro Cop’la dövüştüğü geceyi taklit eder gibi nakavt olmuş gibi davrandı. Zilin hiç çalmadığı özellikle vurgulandı, yani Del Rio çantayı bozdurmamış sayıldı. Punk sonra ringden indi, seyircilerin arasına atladı ve şov kapanırken oradan kaçtı. Harika bir şovun kusursuz sonuysa, işte buydu.


Yine de, Punk’ın kemeri alıp gitmiş olması ve bu durumun ne anlama geldiği fikriyle birlikte, Cena’nın kovulacağı (ki kimse buna inanmıyordu) gibi bir stipülasyona rağmen Raw’ın reytingi yalnızca 3.23’tü. Bu da muhtemelen büyük bir hayal kırıklığı oldu.


Ertesi gece yayınlanan Raw, Punk’ın gittiği düşüncesiyle yeni bir WWE şampiyonu belirlemek için yapılan turnuva üzerine kuruluydu. Rey Mysterio, Dolph Ziggler ve R-Truth’u yendi; Miz ise Alex Riley ve Kofi Kingston’ı mağlup etti. Turnuvada yer alan isimlerin çoğu izleyicilerce “mid-card” olarak görülüyordu, bu da WWE’nin kadro derinliği sorununu iyice gözler önüne serdi. Daha kötüsü, şovun başında bu turnuvanın sadece ilk iki turunun yapılacağı ve finalin ertesi hafta olacağı duyurulmuş olsaydı bir nebze anlaşılırdı. Ama bunun yerine turnuvanın tek gecelik olacağı açıklandı. Ancak Mysterio final maçı için ringdeyken Vince çıkıp, zamanın azaldığını ve Cena’yla yüzleşmesi gerektiğini söyleyerek finalin ertesi haftaya kaydırıldığını açıkladı. Bu da WWE Şampiyonluğu’nun tamamen önemsizleşmiş gibi görünmesine neden oldu.


İşin ironik yanıysa şu: Cena ringe çıktığında, yaptığı şeyi neden yaptığını anlatırken, Vince planına devam ederse bu kemerin hiçbir anlamı kalmayacağını söyledi. Ama Vince’in yaptığı şey, kemeri gerçekten de anlamsız kıldı.


Yazın üçüncü büyük etkinliği olan (ve ikincisi olarak lanse edilen) SummerSlam sadece dört hafta uzaktayken, bu yayında ne herhangi bir maç duyuruldu, ne de doğal bir yön çizildi. Turnuvayı kaybeden isimler için hiçbir hikâye yaratılmadı. Üstelik Miz, tek bacakla dövüşen bir adamken Riley ve Kingston’a galip geldi. Bu da onları izleyicinin arkasında durmaya değmeyecek yüzler olarak gösterdi; Miz’i ise “tüm zorluklara rağmen kazanan” bir babyface gibi gösterdi. İlginçtir ki—ve bu beni şaşırttı—senaryoya göre bu gelişme Miz’in face tarafına döneceği anlamına gelmiyordu.


Şov, Chicago’daki Allstate Arena’da (teknik olarak Rosemont, IL) 14.815 seyirciyle kapalı gişe olarak gerçekleştirildi. Bu rakamdan 12.000’i bilet almıştı ve toplamda 750.000 dolar gelir elde edildi. Bilet satışlarının gidişatına bakıldığında, bu şov Punk senaryosu olmasa da muhtemelen yine satılacaktı; zaten ön satışta da tükenmemişti. Seyirciler, açıya bağlı olarak tarihin en coşkulu kitlelerinden biriydi. Ancak bu açının bilet satışlarını artırdığına dair hiçbir kanıt yok. Seyirci tepkisine ve “yıllar sonra ilk defa PPV satın aldım” diyen insan sayısına bakılırsa, bu şovun satışlarının normalin çok üzerinde olması gerekirdi. Ama ertesi günkü reytinge bakılırsa, bu beklenti karşılık bulmadı.


Şovla ilgili tek olumsuz nokta anlatımdı—rezaletti. Booker T denemesi aylardır sürüyordu ve işe yaramadığı açık. Michael Cole’un kötü karakterli anlatıcı olması da zorlayıcı bir durum. Yayına katkısı olmadı ama Cole vs. Jerry Lawler açısı aylarca sıcak kalmıştı, bu yüzden mazur görülebilir. Cole’un ani bir face tarafına geçişi yapay duracaktır ve insanlar hâlâ ondan nefret ediyor. Ama bu karakter, anlatımı sürükleyen isim olarak işlemiyor ve Booker’ın söylediği her şeyi gömmesi sadece Booker’ı daha da kötü gösteriyor.


Ayrıca Vladimir Kozlov & Santino Marella, şampiyonlar David Otunga & Michael McGillicutty’yi unvan dışı bir maçta yendi. Marella, McGillicutty’yi “Cobra” ile tuşladı. Bu da kemerlerin değerini sorgulatan bir başka örnek: Takım şampiyonları karanlık maçlarda kaybediyor. ABD ve Kıtalararası şampiyonlar ise o kadar “önemli” ki, Money in the Bank maçlarına dahil bile edilmemişler.
 
Anasayfa Üst Alt
Tema Rengi