Güvenlik görevlisi hava limanındaki kişiye bakıyor. Biletini inceliyor. Üstünü arıyor ve yanındaki valizi X-Ray'den geçiriyor.
Sadece kaybettik... Her zaman bu kadar basit miydi bunu söylemek. Ait olmadığın bir yerde var olmaya çalışmak. Asla senin olmayan bir rüyayı görmek. Asla senin olmayan hayalleri kurmak. Gerçekleşmeyecek bir hikayeye inanmak. Farklı şeyleri hissediyorum. Öfke... Nefret... İnkar... Bilmiyorum. Ne söylemem gerektiğini bilmiyorum. Sadece hayal kırıklığımı hissediyorum. Bütün dünyanın suratına yumruk atmak istiyorum. Son nefesimi verene kadar kavga etmek. Bağırmak çağırmak, kırmak ve dökmek. Bunları hissetmem gerektiğini bilmeme rağmen bundan kendimi alıkoyamıyorum. Akıntıya karşı yüzüyorum. Akıntı beni sürükleyip gidiyor. Karşımdaki gözlerde duygular görüyorum. Bazıları öfke, bazıları hayal kırıklığı. Sepetin içindeki o çürük elma olmak nedir bilir misiniz? O istenmeyen kişi olmak. Kabul ettim deseniz de, içinizde bir parça vardır. Siz her şeyden vazgeçseniz bile içinizde hala bir umut vardır. Asla solmamanızı sağlayan. Bir güzellik var. En çok canınızı yakan şey. O güzellik içinde var. Savaştım. Tüm gücümle savaştım. Onu içimden söküp çıkartmak için savaştım. Bana seslenmelerini engellemek için her şeyi yaptım. Fakat sadece bir an için onu duydum. Bir an için onu hissettim. Sonrası... Boşluk. Sonu gelmeyen bir boşluk. Bir şeyleri kaybettim. Her aldığım yara, aynı yere çentik bıraktı. Her çentikte biraz daha kanadı. Kanamaması için kaçtım. Kanamaması için her şeyi yaptım. Ancak her seferinde yaralarımı deştiler. "Bu senin ihtiyacın olan şey" dediler. Ben sadece artık kanamak istemedim. Yaralarımın deşilmemesini istedim. Solup gitmek istemedim. Fakat kimse bunu sevmedi. Kimseyi kendime sevdirmek için bunu yapmadım. Belki de hayatımda ilk kez kendi kararımı aldım. İlk kez benim için doğru olanı yaptım. Bıraktım. Yaralarımın daha fazla kanamaması için bıraktım. Ancak yine yeterli değildim. Sadece uzaktan izlemek istedim. Bir daha yaralarımın kanayamayacağı yerden bakmak istedim. Siz nasıl yapıyorsunuz görmek istedim. Ancak karşımda sadece nefret vardı. Ben ise artık nefreti hissetmek istemiyordum. Artık mutlu olmak istiyordum. Gereksiz sorumluluklardan kaçmak, büyümekten kaçmak istiyordum. Fakat bu mümkün değil. Çünkü sizler sadece kendilerinizi düşünen yaratıklarsınız. Siz bencil istekleriniz yüzünden bir meleği bile makineye bağlayabilecek kişilersiniz. Bunu da "onun için iyi olan bu" diye söyleyebilecek kişilersiniz. Hiçbirinize ihtiyacım yok. Artık bana yol gösterecek birine ihtiyacım yok. Hepiniz sadece yaralarımı kanatan varlıklarsınız. Beni kendi makinelerinizde koşturmak isteyen canlılarsınız. Artık koşmak istemiyorum. Bir daha canım yansın istemiyorum.
Tek valizin sesi, valiz asansöründe duyuluyor. Görevli onu alıp uçağa yerleşmesi için götürüyor.
Gerçek şu ki, sen benim arkadaşım değilsin. Benim tanıdığım bile değilsin. Benim kim olduğum hakkında en ufak bir fikrin yok. Gözlerinde bunu görebiliyorum. Gözlerinde beni görebildiğini biliyorum. Senin gördüğün kişi yanlış. Sen egoist birini görüyorsun. Şımarık biri. Yolunu kaybetmiş biri. Ben bunların hiçbiri değilim. Ben, sen değilim. Sen, beni kendin gibi görüyorsun. Eski sen, sevmediğin sen, değiştirmek için her şeyi yaptığın sen. Ben o kişi değilim. Ben senin şeytanınım. Senin asla peşini bırakmayan şeytanın. Kafanı her çevirdiğinde gördüğün kişi. Ruhuna öfkeyi ve korkuyu salan kişi. Ancak ben bunları sende görmüyorum. Çünkü benim için, sen sadece bir isimsin. Sen beni öfkenin kaynağı olarak görüyorsun. Ben seni görmüyorum. Ben sana bakmıyorum. Ben seninle ilgilenmiyorum. Ben sadece kendimle ilgileniyorum. Hasar alan yarama bakıyorum. Onun kanamaması için uğraşıyorum. İçimdeki en insan yeri korumaya çalışıyorum. Sen onu kanatmak istiyorsun. Kanadığında iyi olacağıma inanıyorsun. Ancak bu doğru değil. Kanatmaya çalıştığın şey, benim elimde kalan tek şey. Onu kaybettiğimde, elimde hiçbir şey kalmayacak. Benden geriye bir şey kalmayacak. Senden hiçbir şey istemiyorum. Oraya dokunma. Bana, benim olmayan hayalleri kurdurtma. Bana benim olmayan rüyaları gösterme. Canım yanıyor. Her seferinde sadece canım yanıyor. Yapma. Onu yaptığında, benden geriye hiçbir şey kalmayacak. Onu yaptığında, öfkeyle dövülmüş bir demirden başka bir şey kalmayacak. Onun solmasına izin vermeyeceğim. Bir yara daha almasına izin vermeyeceğim. Bendeki tek güzel şeyin elimden alınmasına izin vermeyeceğim. Asla solmayacağım. Asla solup gitmeyeceğim. Her şeyimi kaybetmiş olsam da, onun elimden kaybolmasına izin vermeyeceğim.
Bir anons geçiyor. Ayağa kalkıyor.
Bunun için seninle savaşmayacağım. Sana istediğini vermeyeceğim. Gideceğim. Botlarımı sonsuza kadar bir rafa koyacağım ve bir daha kimsenin göremeyeceği bir yere gideceğim. Canımı yakamadığınız bir yere. Elimdeki son şeyin solmadığı yere. Yaramı kanatamayacağınız bir yere, sonsuza kadar kaybolmaya gideceğim.
Uçağın kapıları açılıyor. Bütün hava limanındaki tek kişi uçağa doğru ilerliyor. Yaralarından kaçabileceği tek yere gidiyor...
Found out
Treasures are always lost
Pleasures and rage combined
I'm watchin' you
Be careful with your moves
Sadece kaybettik... Her zaman bu kadar basit miydi bunu söylemek. Ait olmadığın bir yerde var olmaya çalışmak. Asla senin olmayan bir rüyayı görmek. Asla senin olmayan hayalleri kurmak. Gerçekleşmeyecek bir hikayeye inanmak. Farklı şeyleri hissediyorum. Öfke... Nefret... İnkar... Bilmiyorum. Ne söylemem gerektiğini bilmiyorum. Sadece hayal kırıklığımı hissediyorum. Bütün dünyanın suratına yumruk atmak istiyorum. Son nefesimi verene kadar kavga etmek. Bağırmak çağırmak, kırmak ve dökmek. Bunları hissetmem gerektiğini bilmeme rağmen bundan kendimi alıkoyamıyorum. Akıntıya karşı yüzüyorum. Akıntı beni sürükleyip gidiyor. Karşımdaki gözlerde duygular görüyorum. Bazıları öfke, bazıları hayal kırıklığı. Sepetin içindeki o çürük elma olmak nedir bilir misiniz? O istenmeyen kişi olmak. Kabul ettim deseniz de, içinizde bir parça vardır. Siz her şeyden vazgeçseniz bile içinizde hala bir umut vardır. Asla solmamanızı sağlayan. Bir güzellik var. En çok canınızı yakan şey. O güzellik içinde var. Savaştım. Tüm gücümle savaştım. Onu içimden söküp çıkartmak için savaştım. Bana seslenmelerini engellemek için her şeyi yaptım. Fakat sadece bir an için onu duydum. Bir an için onu hissettim. Sonrası... Boşluk. Sonu gelmeyen bir boşluk. Bir şeyleri kaybettim. Her aldığım yara, aynı yere çentik bıraktı. Her çentikte biraz daha kanadı. Kanamaması için kaçtım. Kanamaması için her şeyi yaptım. Ancak her seferinde yaralarımı deştiler. "Bu senin ihtiyacın olan şey" dediler. Ben sadece artık kanamak istemedim. Yaralarımın deşilmemesini istedim. Solup gitmek istemedim. Fakat kimse bunu sevmedi. Kimseyi kendime sevdirmek için bunu yapmadım. Belki de hayatımda ilk kez kendi kararımı aldım. İlk kez benim için doğru olanı yaptım. Bıraktım. Yaralarımın daha fazla kanamaması için bıraktım. Ancak yine yeterli değildim. Sadece uzaktan izlemek istedim. Bir daha yaralarımın kanayamayacağı yerden bakmak istedim. Siz nasıl yapıyorsunuz görmek istedim. Ancak karşımda sadece nefret vardı. Ben ise artık nefreti hissetmek istemiyordum. Artık mutlu olmak istiyordum. Gereksiz sorumluluklardan kaçmak, büyümekten kaçmak istiyordum. Fakat bu mümkün değil. Çünkü sizler sadece kendilerinizi düşünen yaratıklarsınız. Siz bencil istekleriniz yüzünden bir meleği bile makineye bağlayabilecek kişilersiniz. Bunu da "onun için iyi olan bu" diye söyleyebilecek kişilersiniz. Hiçbirinize ihtiyacım yok. Artık bana yol gösterecek birine ihtiyacım yok. Hepiniz sadece yaralarımı kanatan varlıklarsınız. Beni kendi makinelerinizde koşturmak isteyen canlılarsınız. Artık koşmak istemiyorum. Bir daha canım yansın istemiyorum.
Tek valizin sesi, valiz asansöründe duyuluyor. Görevli onu alıp uçağa yerleşmesi için götürüyor.
Gerçek şu ki, sen benim arkadaşım değilsin. Benim tanıdığım bile değilsin. Benim kim olduğum hakkında en ufak bir fikrin yok. Gözlerinde bunu görebiliyorum. Gözlerinde beni görebildiğini biliyorum. Senin gördüğün kişi yanlış. Sen egoist birini görüyorsun. Şımarık biri. Yolunu kaybetmiş biri. Ben bunların hiçbiri değilim. Ben, sen değilim. Sen, beni kendin gibi görüyorsun. Eski sen, sevmediğin sen, değiştirmek için her şeyi yaptığın sen. Ben o kişi değilim. Ben senin şeytanınım. Senin asla peşini bırakmayan şeytanın. Kafanı her çevirdiğinde gördüğün kişi. Ruhuna öfkeyi ve korkuyu salan kişi. Ancak ben bunları sende görmüyorum. Çünkü benim için, sen sadece bir isimsin. Sen beni öfkenin kaynağı olarak görüyorsun. Ben seni görmüyorum. Ben sana bakmıyorum. Ben seninle ilgilenmiyorum. Ben sadece kendimle ilgileniyorum. Hasar alan yarama bakıyorum. Onun kanamaması için uğraşıyorum. İçimdeki en insan yeri korumaya çalışıyorum. Sen onu kanatmak istiyorsun. Kanadığında iyi olacağıma inanıyorsun. Ancak bu doğru değil. Kanatmaya çalıştığın şey, benim elimde kalan tek şey. Onu kaybettiğimde, elimde hiçbir şey kalmayacak. Benden geriye bir şey kalmayacak. Senden hiçbir şey istemiyorum. Oraya dokunma. Bana, benim olmayan hayalleri kurdurtma. Bana benim olmayan rüyaları gösterme. Canım yanıyor. Her seferinde sadece canım yanıyor. Yapma. Onu yaptığında, benden geriye hiçbir şey kalmayacak. Onu yaptığında, öfkeyle dövülmüş bir demirden başka bir şey kalmayacak. Onun solmasına izin vermeyeceğim. Bir yara daha almasına izin vermeyeceğim. Bendeki tek güzel şeyin elimden alınmasına izin vermeyeceğim. Asla solmayacağım. Asla solup gitmeyeceğim. Her şeyimi kaybetmiş olsam da, onun elimden kaybolmasına izin vermeyeceğim.
Bir anons geçiyor. Ayağa kalkıyor.
Bunun için seninle savaşmayacağım. Sana istediğini vermeyeceğim. Gideceğim. Botlarımı sonsuza kadar bir rafa koyacağım ve bir daha kimsenin göremeyeceği bir yere gideceğim. Canımı yakamadığınız bir yere. Elimdeki son şeyin solmadığı yere. Yaramı kanatamayacağınız bir yere, sonsuza kadar kaybolmaya gideceğim.
Uçağın kapıları açılıyor. Bütün hava limanındaki tek kişi uçağa doğru ilerliyor. Yaralarından kaçabileceği tek yere gidiyor...
Found out
Treasures are always lost
Pleasures and rage combined
I'm watchin' you
Be careful with your moves
- Oynadığınız Karakterin Adı
- Will Ospreay
