PAYBACK #67
21 Mart Cuma, 21:00 - C
Rupp Arena
Lexington, Kentucky
ŞOVU TAKİP ETMEK İÇİN NEDENLER
1- "Sikik MAYHEM Projesi"
2- Beat the Clock Challange
"PGW Champion" Bryan Danielson vs. "The Viper" Randy Orton
3- Wes Lee için Kritik Gece
Pyro gösterisi. PAYBACK #67 BAŞLIYOOOOOORRR!!!!!!
Şovu spiker masasında açıyoruz. Seyircilerden çoşkulu tezahüratlar geliyorken ring tamamen boş. Intro çalıyor, bu sırada Cole ve JBL oldukça mutlu bir şekilde kameralara bakıp konuşmaya başlıyorlar.
Michael Cole: Merhaba sevgili seyirciler, cuma akşamlarının vazgeçilmezi PAYBACK'e hoş geldiniz!
JBL: Royal Rumble'a iki hafta kaldı Michael. Heyecanı herkes benim gibi hissedebiliyor mu? Yılın en büyük şovu WrestleMania yaklaştı. Bu büyük geceye en önden bilet alabilmek için sadece 2 hafta var. Bu kişi kim olacak? Büyük bir merak konusu. Heyecanlıyız, bekliyoruz.
JBL: Royal Rumble'a iki hafta kaldı Michael. Heyecanı herkes benim gibi hissedebiliyor mu? Yılın en büyük şovu WrestleMania yaklaştı. Bu büyük geceye en önden bilet alabilmek için sadece 2 hafta var. Bu kişi kim olacak? Büyük bir merak konusu. Heyecanlıyız, bekliyoruz.
Michael Cole: Ben de çok merak ediyorum John. Bir Road to WrestleMania dönemi daha gelip çattı. Doğal olarak Royal Rumble galibiyeti için herkes asılıyor. Fakat beni merak ettiren daha önemli bir şey var: Will nerede?
JBL: Geçen hafta yediği azardan sonra onu ilk defa MAYHEM'de gördük. Bu gece için onu görebileceğimizi sanmıyorum Michael. Arka alanda, her yerde onu aradık ama henüz arenaya gelmediğini fark ettik. O olmadan şova başladık. Belki geçen haftalarda olduğu gibi, keyfi geldiğinde yanımıza damlar.
Bu sırada kameralar seyircileri gösteriyor. Arena etrafında gezinirken onu görüyoruz: WILL OSPREAY! O yeniden seyircilerin arasında. Kameraya somurtarak bakıyor. Bu sırada seyircilerden tezahüratlar gelmeye başlıyor: WE WANT OSPREAY (clap clap clap) WE WANT OSPREAY (clap clap clap) WE WANT OSPREAY (clap clap clap)
JBL: O buradaymış Michael. Oldukça şaşkınım. Ospreay gibi biri ile anlaşmak oldukça zor doğrusu. Onu ikna etmeye çalıştıkça kendisi ringden daha da uzaklaşıyor. Bir kez daha azar işitirse şov akşamları arena önündeki köfte ekmekçilerde onu göreceğimize yemin edebilirim.
JBL: Geçen hafta yediği azardan sonra onu ilk defa MAYHEM'de gördük. Bu gece için onu görebileceğimizi sanmıyorum Michael. Arka alanda, her yerde onu aradık ama henüz arenaya gelmediğini fark ettik. O olmadan şova başladık. Belki geçen haftalarda olduğu gibi, keyfi geldiğinde yanımıza damlar.
Bu sırada kameralar seyircileri gösteriyor. Arena etrafında gezinirken onu görüyoruz: WILL OSPREAY! O yeniden seyircilerin arasında. Kameraya somurtarak bakıyor. Bu sırada seyircilerden tezahüratlar gelmeye başlıyor: WE WANT OSPREAY (clap clap clap) WE WANT OSPREAY (clap clap clap) WE WANT OSPREAY (clap clap clap)
JBL: O buradaymış Michael. Oldukça şaşkınım. Ospreay gibi biri ile anlaşmak oldukça zor doğrusu. Onu ikna etmeye çalıştıkça kendisi ringden daha da uzaklaşıyor. Bir kez daha azar işitirse şov akşamları arena önündeki köfte ekmekçilerde onu göreceğimize yemin edebilirim.
Michael Cole: Şu adamı rahat bırakın John. Yeni bir kariyere başlamak istiyorsa bu kimseyi ilgilendirmez. Seyirci de güreşçiler de Ospreay'i istiyor; ama o istemiyor işte. Artık zorlamayın. Onun devri bitti, kendisi bu defteri çoktan kapatmış.
JBL: Ters psikoloji yapıyorsun Michael, buna eminim.
Konuşmalar devam ederken kameralarımız önce dev ekrana yöneliyor, sonra da arena dışına açılıyor.
Parmağındaki yüzükle oynayan bir isim görüyoruz. Bu kişinin başta yüzünü göremiyoruz. Kameralar sadece ele odaklanmış durumda. Diğer her yer karanlık. Pahalı bir saat, lüks bir takım elbise ve şık iki yüzük. Bunun anlamı...
Tony D'Angelo burada demek. Kendisini sükut içerisinde Sapori Antichi'nin önünde beklerken görüyoruz. Uzaklardan gelen bir limuzin az sonra yaklaşıyor ve onu almak üzere restoranın önünde duruyor. Kapı şoför tarafından açılırken Tony içeriye giriyor ve oturuyor. Bekliyorlar.
Bir süre sonra Stacks, Rizzo, Corino ve Crusifino restorandan çıkıp limuzine biniyor. Kapılar kapandıktan sonra Tony, onlardan bir açıklama yapmalarını bekliyor. Çünkü ekibin büyük bir hata sebebiyle geciktiklerinin oldukça farkında. Sessizce onların suratına bakıyor, öfke ve hırsla. Kimse başta konuşamıyor. Tony bir süre daha bekledikten sonra sinirli bir şekilde şoförüne sür emrini veriyor. Araç aynı sessizlikte yola çıkıyor.
Biraz sonra aynı aracın PGW arenasına girdiğini ve yavaşladığını görüyoruz. Durduktan sonra kapılar açılıyor. İçeriden inen isimler...
ROMAN REIGNS, ENZO, ALBERTO DEL RIO, PAUL HEYMAN VE...
WES LEE!!!!! WES LEE ORADA! İtalyanlardan kurtulmayı başardı. Esaret artık bitti. Wes özgür! Bunu yanındaki adamlara borçlu. Wes bunun farkında. Mahcup bir şekilde onlara bakıyor önce. Sonra da etrafındaki havayı kokluyor. PGW arenasını çok özledi. Güreşmeyi dört gözle bekliyor kendisi. Bir Road to WrestleMania daha yaklaşmışken Wes'in olmaması zaten imkansızdı. Artık o geri döndü. Ringin dışına da adım atmak istemiyor.
Dört adam, araçtan indikten sonra Wes'in etrafını çeviriyorlar. Bu sırada Alberto'nun gülümsediğini görüyoruz. PGW'yi tehlikeden kurtarma operasyonu başarıyla sonuçlandı. Hem de çok hızlı bitti. Kendisi oldukça keyifli.
JBL: Ters psikoloji yapıyorsun Michael, buna eminim.
Konuşmalar devam ederken kameralarımız önce dev ekrana yöneliyor, sonra da arena dışına açılıyor.
Parmağındaki yüzükle oynayan bir isim görüyoruz. Bu kişinin başta yüzünü göremiyoruz. Kameralar sadece ele odaklanmış durumda. Diğer her yer karanlık. Pahalı bir saat, lüks bir takım elbise ve şık iki yüzük. Bunun anlamı...
Tony D'Angelo burada demek. Kendisini sükut içerisinde Sapori Antichi'nin önünde beklerken görüyoruz. Uzaklardan gelen bir limuzin az sonra yaklaşıyor ve onu almak üzere restoranın önünde duruyor. Kapı şoför tarafından açılırken Tony içeriye giriyor ve oturuyor. Bekliyorlar.
Bir süre sonra Stacks, Rizzo, Corino ve Crusifino restorandan çıkıp limuzine biniyor. Kapılar kapandıktan sonra Tony, onlardan bir açıklama yapmalarını bekliyor. Çünkü ekibin büyük bir hata sebebiyle geciktiklerinin oldukça farkında. Sessizce onların suratına bakıyor, öfke ve hırsla. Kimse başta konuşamıyor. Tony bir süre daha bekledikten sonra sinirli bir şekilde şoförüne sür emrini veriyor. Araç aynı sessizlikte yola çıkıyor.
Biraz sonra aynı aracın PGW arenasına girdiğini ve yavaşladığını görüyoruz. Durduktan sonra kapılar açılıyor. İçeriden inen isimler...
ROMAN REIGNS, ENZO, ALBERTO DEL RIO, PAUL HEYMAN VE...
WES LEE!!!!! WES LEE ORADA! İtalyanlardan kurtulmayı başardı. Esaret artık bitti. Wes özgür! Bunu yanındaki adamlara borçlu. Wes bunun farkında. Mahcup bir şekilde onlara bakıyor önce. Sonra da etrafındaki havayı kokluyor. PGW arenasını çok özledi. Güreşmeyi dört gözle bekliyor kendisi. Bir Road to WrestleMania daha yaklaşmışken Wes'in olmaması zaten imkansızdı. Artık o geri döndü. Ringin dışına da adım atmak istemiyor.
Dört adam, araçtan indikten sonra Wes'in etrafını çeviriyorlar. Bu sırada Alberto'nun gülümsediğini görüyoruz. PGW'yi tehlikeden kurtarma operasyonu başarıyla sonuçlandı. Hem de çok hızlı bitti. Kendisi oldukça keyifli.
Alberto "La Cara" Del Rio: Ben de bir zamanlar Meksikalılar tarafından alıkonuldum Wes, çölde yaşadım ve hayatımın en zor günlerini geride bıraktım hermano. Ama senin kadar sık ve üst üste kaçırılmamıştım. Büyük cenabetsin bastardo. Kabul edelim. Bir an önce, birileri seni bayıltmadan, siktir olup o PGW ringine gitmeni tavsiye ediyorum. Profesyonel güreşçi olduğunu unutmamak için bir maça çık. Royal Rumble geliyor, belki sen de iddianı ortaya koyanlardan götü boklulardan biri olabilirsin. Özgür olduğunu iliklerine kadar hisset Wes. Farkında ol. Sağlam bir hatun bulup onu sabaha kadar becerebilecek kadar özgürsün. Bir erkek daha ne ister ki?
Wes "bok" kelimesini duyunca oldukça sinirleniyor. Belli etmemeye çalışsa da Alberto'ya dik dik bakıyor. Biraz sonra Alberto'nun oradan neşeyle ayrıldığını görüyoruz. Görevini tamamlamış bir adam olarak dinlenmeye geçiyor. Bu sırada Roman, Enzo ve Heyman orada. Reigns söze giriyor.
Roman Reigns: Ben kindar biriyim Wes. Dwayne'in geçen sene bana yaptıkları dün gibi aklımda. Velveteen Dream ile gerçekleşmeyen şampiyonluk maçım da aynı şekilde. Kaybettiğim o Prince of PGW 2023 gecesinde bile seni net bir şekilde hatırlıyorum. Eğer sen olmasan başarılar kazanabileceğim akşamların seninle beraber bok olduğunu görüyorum. Benim için bir külfetsin. Ama PGW'yu, her ne kadar Dwayne'den nefret etsem de ayakta tutmak için çabalıyorum. Çünkü o Royal Rumble galibiyeti benim olacak. Ben bu yıl WrestleMania'da o büyük altını kazanacak kişiyim. Dwayne'e rağmen sezonu ayakta kapatacağım. Sen de beni o gece alkışlayarak tarihe tanıklık edeceksin. Çünkü bunu hak ettim Wes. Hem de herkesten daha çok. Tüm her şeye rağmen; sana, kuzenlerime, Alberto'ya ve hatta İtalyanların burayı ele geçirip her şeyi bitirme ihtimaline rağmen PGW'yi kurtardım ve bu şirketi taşımak istiyorum. Anlıyor musun? Sakın bir aptallık yaptığını görmeyeyim.
Wes Lee bok kelimesinin özel olarak seçildiğini fark ediyor. O cümleden sonra oldukça sinirleniyor. Onunla konuşan herkes Wes'e karşı oldukça saygısız davranıyor. Üstelik tehdit de ediyorlar. Fakat onlara saygıyı öğretecek. Wes Lee buna inanıyor. Öfkeyle Roman'a dik dik bakıyor. Roman da ona ters ters bakarken biraz sonra arkasını dönüyor ve soyunma odasına doğru ağır ağır gidiyor. Enzo ve Heyman da Şef'in hemen arkasındalar. Wes onların gidişini nefretle izlerken kameralar ringe dönüyor.
Bazıları yuhalıyor, bazıları ise merakla onu izliyor. PGW Dünya Şampiyonu Jack Perry alanda! Deri kombinasyonu karizmasını katmerlemiş. Arenanın ambiyansını soluyarak ringe doğru ilerliyor. Ellerini cebine sokmuş, başı hafif öne eğik, adımlarını aceleye getirmeyen bir şekilde sahneye çıkıyor. Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme var ama bu, ne tam bir alay ne de bir kibir göstergesi. Tam olarak çözülemeyen, gizemli bir ifade. Jack Perry İfadesi. Rampadan ağır adımlarla inerken gözleri, kendisini izleyen kalabalıkta geziniyor. Ama kimseyle göz göze gelmiyor, sanki ortamın içinde ama aynı zamanda tamamen kendi dünyasında. Ringin etrafına geldiğinde bir an duraksıyor, iplerin altından süzülerek içeri giriyor ve köşeye yaslanıyor. Mikrofonu alırken dahi elini cebinden çıkarmıyor. Birkaç saniye seyircilerin seslerini dinliyor, sanki onların enerjisini ölçüyormuş gibi. Sonra nihayet başını kaldırıyor, bakışlarını kameralara çeviriyor ve umursamaz bir gülümsemeyle konuşmaya başlıyor.
Jack Perry: Ne hakkında konuşmalıyım? Sikik Mayhem projesi mi? Bir de utanmadan proje demişler. İnsanların, kendilerini ve yaptıklarını abartarak sunmasına bayılıyorum. 2 hafta sonra önemini yitirecek şeylere devrim havası atfetmek. Herkes itici birer reklamcı olmuş, kendi küçük dünyasında... Peki ya Dwayne'in büyük sıçmasından mı bahsetmeli? Oh, geçen hafta Regal'in kucağına bırakılan bombaya bakacak olursak sıçarken bile kafasında oynadığı anlaşılıyor. Dominik hakkında konuşmak ister misiniz? (Seyirciler oldukça iyi bir reaksiyon veriyor. Basına yansıyan haberlerden sonra olayla ilgili herhangi bir resmi açıklama yapılmadı.) Fakat ben konuşmak istemiyorum.
Wes "bok" kelimesini duyunca oldukça sinirleniyor. Belli etmemeye çalışsa da Alberto'ya dik dik bakıyor. Biraz sonra Alberto'nun oradan neşeyle ayrıldığını görüyoruz. Görevini tamamlamış bir adam olarak dinlenmeye geçiyor. Bu sırada Roman, Enzo ve Heyman orada. Reigns söze giriyor.
Roman Reigns: Ben kindar biriyim Wes. Dwayne'in geçen sene bana yaptıkları dün gibi aklımda. Velveteen Dream ile gerçekleşmeyen şampiyonluk maçım da aynı şekilde. Kaybettiğim o Prince of PGW 2023 gecesinde bile seni net bir şekilde hatırlıyorum. Eğer sen olmasan başarılar kazanabileceğim akşamların seninle beraber bok olduğunu görüyorum. Benim için bir külfetsin. Ama PGW'yu, her ne kadar Dwayne'den nefret etsem de ayakta tutmak için çabalıyorum. Çünkü o Royal Rumble galibiyeti benim olacak. Ben bu yıl WrestleMania'da o büyük altını kazanacak kişiyim. Dwayne'e rağmen sezonu ayakta kapatacağım. Sen de beni o gece alkışlayarak tarihe tanıklık edeceksin. Çünkü bunu hak ettim Wes. Hem de herkesten daha çok. Tüm her şeye rağmen; sana, kuzenlerime, Alberto'ya ve hatta İtalyanların burayı ele geçirip her şeyi bitirme ihtimaline rağmen PGW'yi kurtardım ve bu şirketi taşımak istiyorum. Anlıyor musun? Sakın bir aptallık yaptığını görmeyeyim.
Wes Lee bok kelimesinin özel olarak seçildiğini fark ediyor. O cümleden sonra oldukça sinirleniyor. Onunla konuşan herkes Wes'e karşı oldukça saygısız davranıyor. Üstelik tehdit de ediyorlar. Fakat onlara saygıyı öğretecek. Wes Lee buna inanıyor. Öfkeyle Roman'a dik dik bakıyor. Roman da ona ters ters bakarken biraz sonra arkasını dönüyor ve soyunma odasına doğru ağır ağır gidiyor. Enzo ve Heyman da Şef'in hemen arkasındalar. Wes onların gidişini nefretle izlerken kameralar ringe dönüyor.
Bazıları yuhalıyor, bazıları ise merakla onu izliyor. PGW Dünya Şampiyonu Jack Perry alanda! Deri kombinasyonu karizmasını katmerlemiş. Arenanın ambiyansını soluyarak ringe doğru ilerliyor. Ellerini cebine sokmuş, başı hafif öne eğik, adımlarını aceleye getirmeyen bir şekilde sahneye çıkıyor. Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme var ama bu, ne tam bir alay ne de bir kibir göstergesi. Tam olarak çözülemeyen, gizemli bir ifade. Jack Perry İfadesi. Rampadan ağır adımlarla inerken gözleri, kendisini izleyen kalabalıkta geziniyor. Ama kimseyle göz göze gelmiyor, sanki ortamın içinde ama aynı zamanda tamamen kendi dünyasında. Ringin etrafına geldiğinde bir an duraksıyor, iplerin altından süzülerek içeri giriyor ve köşeye yaslanıyor. Mikrofonu alırken dahi elini cebinden çıkarmıyor. Birkaç saniye seyircilerin seslerini dinliyor, sanki onların enerjisini ölçüyormuş gibi. Sonra nihayet başını kaldırıyor, bakışlarını kameralara çeviriyor ve umursamaz bir gülümsemeyle konuşmaya başlıyor.
Jack Perry: Ne hakkında konuşmalıyım? Sikik Mayhem projesi mi? Bir de utanmadan proje demişler. İnsanların, kendilerini ve yaptıklarını abartarak sunmasına bayılıyorum. 2 hafta sonra önemini yitirecek şeylere devrim havası atfetmek. Herkes itici birer reklamcı olmuş, kendi küçük dünyasında... Peki ya Dwayne'in büyük sıçmasından mı bahsetmeli? Oh, geçen hafta Regal'in kucağına bırakılan bombaya bakacak olursak sıçarken bile kafasında oynadığı anlaşılıyor. Dominik hakkında konuşmak ister misiniz? (Seyirciler oldukça iyi bir reaksiyon veriyor. Basına yansıyan haberlerden sonra olayla ilgili herhangi bir resmi açıklama yapılmadı.) Fakat ben konuşmak istemiyorum.
Seyirciler Dominik'e acımasalar da Jack Perry'nin umarsız tavrı da tepkilerini topluyor. Dalga dalga yayılan memnuniyetsizliği fark eden Jack, ağzının kenarıyla sırıtıyor.
Jack Perry: Edge... (Cheer geliyor.) Onun, amca bıyığı bırakan bir çocuğu büyük bir tehdit olarak görmesi beni güldürüyor. Neden böyle hissettiğini bilmiyorum ama, Edge'in ihtişamlı kariyerine baktığımda şaşırtıcı derecede aptal olduğunu söyleyebilirim. WrestleMania'da ses getirmek için Rumble'ı dört gözle bekleyen bir dilenci olsaydım, Rey Mysterio'yu bile Edge'den daha büyük bir tehdit olarak görürdüm. O halde kim için buradayım? Onun kim olduğunu biliyorsunuz.
Jack Perry: Döndüğü gün beni hedef alan biri vardı. Bir bokmuş gibi ayağının tozuyla bana meydan okuyabileceğini sanan... Belki de kim olduğunu bilmiyorsunuzdur. Çünkü o hep alt segment biriydi. Tuvalet molası güreşçisi... (Jack Perry gülümsüyor.) Başta onu, gözü yükseklerde olan herkes gibi iddialı düşündüm. Aynı bok olduğunu anlamam ise uzun sürmedi. Bunu nerden mi biliyorum? Gauntlet'i hepiniz izlediniz öyle değil mi? Leo Kruger'ı eleyecek seviyede bile değilken nasıl oluyor da en iyisine karşı gelebiliyorsun? Senden bahsediyorum Gorilla. Benden 2 kat büyük, 3 kat kalıplı, 4 kat aptal olabilirsin. Senin zamanın geçti Keith. Ve o zamanı da değerlendiremedin. Satoshi Nakamoto'nun kim olduğunu mu merak ediyorsun?
Perry, suratına oturmuş sinsi gülümsemesiyle elini cebine götürüp telefonunu çıkarıyor. Birkaç tıkla ulaştığı ekranı kameralara çeviriyor. Yönetmen de Perry'nin telefonuna zoomluyor.
Perry, hesabındaki tamı tamına 4 bitcoini ekrana gösteriyor. Bu miktar, Hollywood yıldızı babasının kariyeri boyunca kazandığından daha fazla olabilir. Mikrofonu ağzına götürürken bir müzik çalıyor. Gülmesine neden olan bir müzik.
"LIMITLESS" KEITH LEE BURADA! JACK PERRY'NİN SERVETİ KARŞISINDA AĞZI AÇILMIŞ.
Ringe girdiğinde Jack Perry'e değil, şimdi ona doğrulttuğu telefona bakıyor. Onu teyit etmek istiyor kendince. Ve evet, Keith bunun sahte olmadığını anladı. Yüz ifadesinden anlaşıldığı üzere Jack Perry bizi trollemiyor. Keith Lee kenardan mikrofon almak için ilerlerken Jack Perry konuşmaya devam ediyor.
Jack Perry: Edge... (Cheer geliyor.) Onun, amca bıyığı bırakan bir çocuğu büyük bir tehdit olarak görmesi beni güldürüyor. Neden böyle hissettiğini bilmiyorum ama, Edge'in ihtişamlı kariyerine baktığımda şaşırtıcı derecede aptal olduğunu söyleyebilirim. WrestleMania'da ses getirmek için Rumble'ı dört gözle bekleyen bir dilenci olsaydım, Rey Mysterio'yu bile Edge'den daha büyük bir tehdit olarak görürdüm. O halde kim için buradayım? Onun kim olduğunu biliyorsunuz.
Jack Perry: Döndüğü gün beni hedef alan biri vardı. Bir bokmuş gibi ayağının tozuyla bana meydan okuyabileceğini sanan... Belki de kim olduğunu bilmiyorsunuzdur. Çünkü o hep alt segment biriydi. Tuvalet molası güreşçisi... (Jack Perry gülümsüyor.) Başta onu, gözü yükseklerde olan herkes gibi iddialı düşündüm. Aynı bok olduğunu anlamam ise uzun sürmedi. Bunu nerden mi biliyorum? Gauntlet'i hepiniz izlediniz öyle değil mi? Leo Kruger'ı eleyecek seviyede bile değilken nasıl oluyor da en iyisine karşı gelebiliyorsun? Senden bahsediyorum Gorilla. Benden 2 kat büyük, 3 kat kalıplı, 4 kat aptal olabilirsin. Senin zamanın geçti Keith. Ve o zamanı da değerlendiremedin. Satoshi Nakamoto'nun kim olduğunu mu merak ediyorsun?
Perry, suratına oturmuş sinsi gülümsemesiyle elini cebine götürüp telefonunu çıkarıyor. Birkaç tıkla ulaştığı ekranı kameralara çeviriyor. Yönetmen de Perry'nin telefonuna zoomluyor.
Perry, hesabındaki tamı tamına 4 bitcoini ekrana gösteriyor. Bu miktar, Hollywood yıldızı babasının kariyeri boyunca kazandığından daha fazla olabilir. Mikrofonu ağzına götürürken bir müzik çalıyor. Gülmesine neden olan bir müzik.
"LIMITLESS" KEITH LEE BURADA! JACK PERRY'NİN SERVETİ KARŞISINDA AĞZI AÇILMIŞ.
Ringe girdiğinde Jack Perry'e değil, şimdi ona doğrulttuğu telefona bakıyor. Onu teyit etmek istiyor kendince. Ve evet, Keith bunun sahte olmadığını anladı. Yüz ifadesinden anlaşıldığı üzere Jack Perry bizi trollemiyor. Keith Lee kenardan mikrofon almak için ilerlerken Jack Perry konuşmaya devam ediyor.
Jack Perry: Şaşırmış gibisin. Sence bunu niye gösteriyorum, huh? (Keith mikrofonu alıp karşısına geçer. Perry onun gözlerine bakmaktadır.) Bunu gösteriyorum, çünkü geçip giden zamanı fark etmen gerekiyor. Sınırsız mı? Sınırsız diye bir şey yok. İnsan denen aşağılık türün ömrü kısadır. Benimle rekabet mi etmek istiyorsun? Önce kariyerine bak, geçmişine... Bunu hak edecek ne yaptın? Hangi kemerleri kazandın, hangi başarıları? Kimleri yendin? Hangi gettonun daddy'si oldun? İşte hayat böyledir. Birileri düşünmekten saçlarını ağartırken öbürü köprüyü geçer. Senden daha iyiyim Keith. Ringde, parada, kariyerde, her şeyde... Yarışabileceğimiz her kulvarda, senden iyiyim. Sadece seninle de sınırlı değil. Arka alandaki herkesten. Çünkü ben en iyisiyim. Hayatımın sonuna dek cennet gibi bir tatil köyünde, genç ve güzel kızlarla günümü gün etmeyi bilmez miydim? Bu imkanım yok mu? Fakat bunu yaparsam, en iyisi olduğumu kanıtlayamam Keith. Kendime...
Keith Lee: Gerçekten en iyisi olduğuna inanan biri bunlara ihtiyaç duymaz. Gözlerine baktığımda ne görüyorum, biliyor musun? Kendinden şüphe duyan öfkeli bir çocuk. O boş bakan ukala gözlerinde, yalnız ve korkmuş bir çocuğun güçlü görünme endişesini, hepsini görüyorum. Babanın yokluğunu onun mirasını değerlendirmeye çalışarak doldurdun demek. Tebrik ediyorum Jack. Sen bir ekonomistsin. Babanın parasını pizzanın cazibesine kapılmadan koruyabildin. Hiçlikten gelen yüzbinlerce çocuktan 10 adım öndesin. Fakat unutma, hayat gerçek anlamda birkaç fırsat çıkarır insanın önüne. Sadece birkaç fırsat... Ve sen onu kullanmışa benziyorsun. Rüyanın sonsuza dek devam edeceğine seni inandıran nedir? Talih kuşunun sana ait olduğunu düşünmene sebep olan? Evet, Jack. Kriptolarla ilgileniyorum. Fakat ilk medeniyetten beri varlığını korumuş şeyle daha çok ilgileniyorum: Büyük Altın'la!
Keith Lee: Gerçekten en iyisi olduğuna inanan biri bunlara ihtiyaç duymaz. Gözlerine baktığımda ne görüyorum, biliyor musun? Kendinden şüphe duyan öfkeli bir çocuk. O boş bakan ukala gözlerinde, yalnız ve korkmuş bir çocuğun güçlü görünme endişesini, hepsini görüyorum. Babanın yokluğunu onun mirasını değerlendirmeye çalışarak doldurdun demek. Tebrik ediyorum Jack. Sen bir ekonomistsin. Babanın parasını pizzanın cazibesine kapılmadan koruyabildin. Hiçlikten gelen yüzbinlerce çocuktan 10 adım öndesin. Fakat unutma, hayat gerçek anlamda birkaç fırsat çıkarır insanın önüne. Sadece birkaç fırsat... Ve sen onu kullanmışa benziyorsun. Rüyanın sonsuza dek devam edeceğine seni inandıran nedir? Talih kuşunun sana ait olduğunu düşünmene sebep olan? Evet, Jack. Kriptolarla ilgileniyorum. Fakat ilk medeniyetten beri varlığını korumuş şeyle daha çok ilgileniyorum: Büyük Altın'la!
Jack Perry: Sen dahil, bu arenadaki herkes biliyor ki, bu kemer için ciddi bir aday değilsin. Neden burada olduğunu, ringimde bulunacak boşluğu bulabildiğini söyleyeyim: Bir rakibim yok. Aptal sürüsünün gözleri Rumble'dan başka bir şey görmüyor. Oysa önünde sonunda varmak istedikleri yer, benim ringim değil mi? Big Gold Belt, değil mi? Neden vakit kaybediyorlar da koca bir çuvalla muhatap olmak zorunda kalıyorum? Bir düşün Keith. Kaba etin yerine biraz da beyin kaslarını çalıştır. Kimse bana bulaşmak istemiyor. Onları rezil edeceğimi biliyorlar. Fakat sen, çoktan rezil olduğunun farkında olamayacak kadar aptalsın. Söyle bana. Madem kriptoya ilgin var: Cüzdanında kaç bitcoin var Keith? Hadi göster bize. (Keith boş boş bakıyor Perry'e. Onu küçük düşürmesine izin vermiyor.) 4 mü? Yoksa 3? 2? Hadi ama, ilgili olduğuna göre en kötü 1 bitcoinin vardır? Yoksa?
Jack Perry, omzuna attığı unvanıyla Keith Lee'nin dibine kadar giriyor. Mikrofonu ağzına götürüyor.
Jack Perry: Royal Rumble'da limitlerini zorlasan iyi edersin. Aksi halde seni sileceğim. Öyle bir duruma düşeceksin ki, geçen hafta sıçtığın tuvaleti temizleyerek para kazandığına şükredeceksin. Bu senin için bir unvan fırsatından fazlası Keith. Bir gurur meselesi.
Jack Perry son sözünü söyleyip ringden inmeye yelteniyor.
CHOKESLAM! KEITH, PERRY'Yİ KENDİNE ÇEVİRİP BOĞAZINA YAPIŞIYOR!
YERE ÇARPTIRMAK İÇİN HAVAYA KALDIRDIĞI ESNADA PERRY'DEN YEDİĞİ TEKMEYLE SAVRULUYOR. ŞİMDİ PERRY, BİR DE KARNINA TEKME ATIYOR KEİTH'İN VE BRAINBUSTER!
HAYIR, KALDIRAMADI. KEİTH ONUN İÇİN GERÇEKTEN ÇOK AĞIR. BELİNİ DE ZORLAYAN PERRY'E. KEITH'TEN SERT BİR LARIAT! TIR GİBİ ÇARPTI UFAK ADAMA. ARDINDAN BIG BANG CATASTROPHE İÇİN SIRTLIYOR!
BIG BANG CATASTROPHE!! PERRY YERDE. KEİTH BAĞIRIP TAUNTUNU ATIYOR ALDIĞI İVMEYLE. SONRA BİR ŞEY DİKKATİNİ ÇEKİYOR. JACK PERRY'NİN TELEFONU. KEİTH TELEFONU YERDEN ALIP EKRANI AÇIYOR. KAMERA TAM OLARAK NEYE TIKLADIĞINI GÖREBİLİYOR KEİTH'İN. EKRANDAKİ "SAT" DÜĞMESİNE TIKLIYOR KEİTH VE ANLIK KURDAN EMİR GİRİYOR. BİRKAÇ SANİYE SONRA 4 BİTCOİN'İN DE SATILDIĞINI HABER VEREN BİR BİLDİRİM BELİRİYOR TEPEDE. KEİTH KAHKAHA ATARAK TELEFONU KAMERAYA ÇEVİRİYOR. BUNDAN İNANILMAZ BİR ZEVK ALDI. JACK PERRY, ARTIK BİR BİTCOİNE BİLE SAHİP DEĞİL. JACK PERRY BİR GECEDE CAHİL KALIYOR! ŞU ANA KADAR KAZANDIKLARIYLA YETİNMEK ZORUNDA!
Keith Lee gülerek telefonu yerde yatan Perry'nin yanına bırakırken Limitless çalıyor. Reklamlara gidiyoruz.
Jack Perry, omzuna attığı unvanıyla Keith Lee'nin dibine kadar giriyor. Mikrofonu ağzına götürüyor.
Jack Perry: Royal Rumble'da limitlerini zorlasan iyi edersin. Aksi halde seni sileceğim. Öyle bir duruma düşeceksin ki, geçen hafta sıçtığın tuvaleti temizleyerek para kazandığına şükredeceksin. Bu senin için bir unvan fırsatından fazlası Keith. Bir gurur meselesi.
Jack Perry son sözünü söyleyip ringden inmeye yelteniyor.
CHOKESLAM! KEITH, PERRY'Yİ KENDİNE ÇEVİRİP BOĞAZINA YAPIŞIYOR!
YERE ÇARPTIRMAK İÇİN HAVAYA KALDIRDIĞI ESNADA PERRY'DEN YEDİĞİ TEKMEYLE SAVRULUYOR. ŞİMDİ PERRY, BİR DE KARNINA TEKME ATIYOR KEİTH'İN VE BRAINBUSTER!
HAYIR, KALDIRAMADI. KEİTH ONUN İÇİN GERÇEKTEN ÇOK AĞIR. BELİNİ DE ZORLAYAN PERRY'E. KEITH'TEN SERT BİR LARIAT! TIR GİBİ ÇARPTI UFAK ADAMA. ARDINDAN BIG BANG CATASTROPHE İÇİN SIRTLIYOR!
BIG BANG CATASTROPHE!! PERRY YERDE. KEİTH BAĞIRIP TAUNTUNU ATIYOR ALDIĞI İVMEYLE. SONRA BİR ŞEY DİKKATİNİ ÇEKİYOR. JACK PERRY'NİN TELEFONU. KEİTH TELEFONU YERDEN ALIP EKRANI AÇIYOR. KAMERA TAM OLARAK NEYE TIKLADIĞINI GÖREBİLİYOR KEİTH'İN. EKRANDAKİ "SAT" DÜĞMESİNE TIKLIYOR KEİTH VE ANLIK KURDAN EMİR GİRİYOR. BİRKAÇ SANİYE SONRA 4 BİTCOİN'İN DE SATILDIĞINI HABER VEREN BİR BİLDİRİM BELİRİYOR TEPEDE. KEİTH KAHKAHA ATARAK TELEFONU KAMERAYA ÇEVİRİYOR. BUNDAN İNANILMAZ BİR ZEVK ALDI. JACK PERRY, ARTIK BİR BİTCOİNE BİLE SAHİP DEĞİL. JACK PERRY BİR GECEDE CAHİL KALIYOR! ŞU ANA KADAR KAZANDIKLARIYLA YETİNMEK ZORUNDA!
Keith Lee gülerek telefonu yerde yatan Perry'nin yanına bırakırken Limitless çalıyor. Reklamlara gidiyoruz.
Reklamların ardından yeniden ringdeyiz. Oradalar! Bunlar Tuz Adam ve Muz Adam! İkisi de ringde sakince ısınıyor. Seyircilerden karışık tepkiler gelirken onlar giriş yapacak güreşçiyi bekliyorlar. Biraz sonra...
OHOHOHO! RANDY ORTON BURADA! ÇOK KALIN GELDİ, ÇOOOK! Tuz Adam ve Muz Adam onu gördükten sonra oldukça geriliyor. Çünkü ikisi de biliyor ki, Randy Orton ile maça çıkmak hayat sigortasının her an devreye girebileceği anlamına geliyor. İkili ringden inip Orton'un içeri girmesi için bekliyor. Saygıda kusur etmiyorlar kısacası. Randy Orton içeriye giriyor. Hiç konuşmadan, soğuk ve saldırgan bakışlarla tauntlarını atıyor. Köşesine geçiyor ve gerçek rakibini bekliyor.
ŞAMPİYON BURADA! Bryan Danielson girişte görünüyor. Seyircilerden YES chantleri geliyor. Danielson, PGW şampiyonluk kemerini havaya kaldırıyor. Sonra da beline takıyor ve ringe doğru ilerliyor. Biraz sonra içeriye giriyor. Köşesine geçtikten sonra herkes neler olacağını merakla bekliyor. Bu sırada Samantha ilgili maç için anonsu geçiyor. Böylece herkes durumu net bir şekilde anlayabiliyor.
Samantha Irvin: Bayanlar ve baylar! Sıradaki mücadele, Beat the Clock Challenge!
Güreş arenalarında uzun süredir yapılmayan bir maç! Herkes şaşırıyor. Bryan Danielson kemerini çıkartıyor ve köşesine koyuyor. Sonra da rakibini bekliyor. İlk mücadele onun olacak. Böylece Randy Orton, geçmesi gereken süreyi biliyor olacak ve geçmeye çalışacak. Bryan ise en kısa sürede maçı bitirip Randy'i zorlayacak.
Biraz sonra Orton ringden inerken Tuz ve Muz Adam içeriye girmek için rekabet ediyor. İkisi de Bryan'a kaybetmenin daha az can yakıcı olduğunu iyi biliyor. İkili arasında kısa bir tartışma gerçekleşiyor. Taş kağıt makas oynamaya karar veriyorlar ve bu 20 saniyelik oyunda kaybeden taraf Muz Adam oluyor. Tuz Adam neşeyle içeriye giriyor. Muz Adam ise kenarda, oldukça mutsuz. Hemen karşı köşesinde ona dik dik, katil gibi bakan Orton'u görünce gerçek manada tırsıyor. Bryan ise bu sekansa trajikomik bir şekilde gülüyor. Biraz sonra hakem maçı başlatırken dev ekranda da kronometrenin çalıştığını görüyoruz.
Beat the Clock Challange
"PGW Champion" Bryan Danielson vs. "Local Wrestler" Tuz Adam
Zil çalar çalmaz Tuz Adam, Danielson'un üstüne koşuyor. Şampiyon bir Clothesline ile buna karşılık veriyor. Tuz Adam ayağa kalkıp Danielson'a koşuyor, bu sefer Lariat vurmak istiyor fakat Danielson eğiliyor, Neckbreaker ile onu yere seriyor. Tuz Adam acı içinde kafasını tutarak kalkmaya çalışırken Danielson'dan sert bir Roundhouse Kick! 19 saniye oldu bile!
Danielson köşesine geçiyor ve bekliyor. Tuz Adam ağır ağır kalkmaya çalışıyor. Danielson bekliyor. 28 saniye! Tuz Adam kalktı. Danielson koşuyor, Tuz Adam arkasını dönüyor veeee BUSAIKU KNEE!!!!! 39.saniyedeyiz. Danielson, yerdeki Tuz Adam üzerine sakince yatıyor ve tuş etmek için pozisyon alıyor. Hakem sayıyor. 1......2.......
OHOHOHO! RANDY ORTON BURADA! ÇOK KALIN GELDİ, ÇOOOK! Tuz Adam ve Muz Adam onu gördükten sonra oldukça geriliyor. Çünkü ikisi de biliyor ki, Randy Orton ile maça çıkmak hayat sigortasının her an devreye girebileceği anlamına geliyor. İkili ringden inip Orton'un içeri girmesi için bekliyor. Saygıda kusur etmiyorlar kısacası. Randy Orton içeriye giriyor. Hiç konuşmadan, soğuk ve saldırgan bakışlarla tauntlarını atıyor. Köşesine geçiyor ve gerçek rakibini bekliyor.
ŞAMPİYON BURADA! Bryan Danielson girişte görünüyor. Seyircilerden YES chantleri geliyor. Danielson, PGW şampiyonluk kemerini havaya kaldırıyor. Sonra da beline takıyor ve ringe doğru ilerliyor. Biraz sonra içeriye giriyor. Köşesine geçtikten sonra herkes neler olacağını merakla bekliyor. Bu sırada Samantha ilgili maç için anonsu geçiyor. Böylece herkes durumu net bir şekilde anlayabiliyor.
Samantha Irvin: Bayanlar ve baylar! Sıradaki mücadele, Beat the Clock Challenge!
Güreş arenalarında uzun süredir yapılmayan bir maç! Herkes şaşırıyor. Bryan Danielson kemerini çıkartıyor ve köşesine koyuyor. Sonra da rakibini bekliyor. İlk mücadele onun olacak. Böylece Randy Orton, geçmesi gereken süreyi biliyor olacak ve geçmeye çalışacak. Bryan ise en kısa sürede maçı bitirip Randy'i zorlayacak.
Biraz sonra Orton ringden inerken Tuz ve Muz Adam içeriye girmek için rekabet ediyor. İkisi de Bryan'a kaybetmenin daha az can yakıcı olduğunu iyi biliyor. İkili arasında kısa bir tartışma gerçekleşiyor. Taş kağıt makas oynamaya karar veriyorlar ve bu 20 saniyelik oyunda kaybeden taraf Muz Adam oluyor. Tuz Adam neşeyle içeriye giriyor. Muz Adam ise kenarda, oldukça mutsuz. Hemen karşı köşesinde ona dik dik, katil gibi bakan Orton'u görünce gerçek manada tırsıyor. Bryan ise bu sekansa trajikomik bir şekilde gülüyor. Biraz sonra hakem maçı başlatırken dev ekranda da kronometrenin çalıştığını görüyoruz.
Beat the Clock Challange
"PGW Champion" Bryan Danielson vs. "Local Wrestler" Tuz Adam
Zil çalar çalmaz Tuz Adam, Danielson'un üstüne koşuyor. Şampiyon bir Clothesline ile buna karşılık veriyor. Tuz Adam ayağa kalkıp Danielson'a koşuyor, bu sefer Lariat vurmak istiyor fakat Danielson eğiliyor, Neckbreaker ile onu yere seriyor. Tuz Adam acı içinde kafasını tutarak kalkmaya çalışırken Danielson'dan sert bir Roundhouse Kick! 19 saniye oldu bile!
Danielson köşesine geçiyor ve bekliyor. Tuz Adam ağır ağır kalkmaya çalışıyor. Danielson bekliyor. 28 saniye! Tuz Adam kalktı. Danielson koşuyor, Tuz Adam arkasını dönüyor veeee BUSAIKU KNEE!!!!! 39.saniyedeyiz. Danielson, yerdeki Tuz Adam üzerine sakince yatıyor ve tuş etmek için pozisyon alıyor. Hakem sayıyor. 1......2.......
3!
Kazanan: "PGW Champion" Bryan Danielson (0:45)
Danielson kazandı. Kaslarını sıkarak Enzo Amore taklidi yapıyor kendisi, sonra da gülüyor. Herkes göndermeyi anladı! Geçen haftalarda Dark STG'yi bile neredeyse yaracak kıvama getirmişti Enzo. Bu an ile kendisine atıfta bulunuluyor. Danielson biraz sonra ayağa kalkıyor ve toparlanmaya çalışan Tuz Adam'a elini uzatıyor. Tuz Adam Danielson'un elini sıkıyor ve dostça bir son izliyoruz. 45 saniye de gayet iyi bir süre.
Kazanan: "PGW Champion" Bryan Danielson (0:45)
Danielson kazandı. Kaslarını sıkarak Enzo Amore taklidi yapıyor kendisi, sonra da gülüyor. Herkes göndermeyi anladı! Geçen haftalarda Dark STG'yi bile neredeyse yaracak kıvama getirmişti Enzo. Bu an ile kendisine atıfta bulunuluyor. Danielson biraz sonra ayağa kalkıyor ve toparlanmaya çalışan Tuz Adam'a elini uzatıyor. Tuz Adam Danielson'un elini sıkıyor ve dostça bir son izliyoruz. 45 saniye de gayet iyi bir süre.
Biraz sonra Orton içeriye giriyor. Danielson kenara geçerken Tuz Adam da ringden inmeye çalışıyor. Bu sırada Orton'un yanından geçmeye çalışırken...
RKOO!!!!! RKO GELDİ! NEDEN? Orton neden olduğunu açıklamıyor, fakat yılan bakışları ve hafif tebessümü ile bundan keyif aldığını görebiliyoruz. Tuz Adam yerde yatıyor. Oysa bu acıyı çekmemek için Muz Adam ile taş kağıt makas bile oynamışlardı. Ama hayat adil değil. Orton daha da adil olmayan bir şey yapıyor. Yerdeki adamın kafasını isabet alacak şekilde hızla geriliyor ve PUNT KICK! PUNT KICK! TUZ ADAM İPTAL!
Orton deli deli geziniyor ringde. Belki de Angelico ile konuşuyor, bilemiyoruz. Fakat Tuz Adam acı içinde boynunu tutarak ringde öylece yatıyor. Muz Adam eli ayağı boşalmış bir şekilde kenarda. Bryan Danielson hızla içeriye giriyor ve Tuz Adam'a daha fazla saldırmaması için Orton'un karşısına dikiliyor. Orton ile Bryan bakışıyorlar. Tuz Adam, görevliler tarafından hızla ringden alınırken Bryan onunla konuşuyor.
Bryan Danielson: Dinle Randall, ne burası senin Knoxville'deki evinin bahçesi ne de bu güreşçiler oyuncakların. İnsanların hayatlarıyla böyle alay edilmez dostum. Buna hangi vicdan dayanabilir ki, huh? Yapma şunu.
Orton Bryan'a öylece bakıyor. İçi boş bir şekilde, olabildiğince anlamsız. Bryan sakince onunla konuşmaya çalışırken Tuz Adam çoktan ringin dışına çıkartıldı. Orton, Bryan'a eliyle dışarıyı gösteriyor. Çünkü gerçekleşmesi gereken bir maç var. Bryan el mahkum, aşağıya iniyor. Muz Adam yavaşça içeriye girmeye çalışıyor. Korka korka girdikten sonra hakem ikisini de kontrol ediyor, zil çalarken 45 saniyelik süre başlıyor!
Beat the Clock Challange
"The Viper" Randy Orton vs. "Local Wrestler" Muz Adam
Maç başlamasına rağmen iki tarafta da ilk 3-4 saniye hareketlilik olmuyor. Muz Adam köşesinde. Onun gelmeyeceğini anlayan Orton koşarak üstüne gidiyor ve Corner Clothesline! Muz Adam yerde. Orton onu hızla kaldırıp iplere gönderiyor ve RKOOO!!!!! RKO GELDİ! Saniyeler henüz 28'i gösteriyor! SÜRENİN BİTMESİNE DAHA ÇOOK VAR! İNANILMAZ! ORTON SONRASINDA...
TUŞ ETMEK YERİNE YERDE YATAN ADAMIN KALKMASI İÇİN BEKLİYOR! GERİLİYOR! BİR PUNT KICK DAHA GELECEK! MUZ ADAM AĞIR AĞIR KALKIYOR. SANİYELER 16'YI GÖSTERDİ BİLE! SADECE 16 KISA SANİYE KALDI. ORTON KOŞARAK GELİYOR VE...
RKOO!!!!! RKO GELDİ! NEDEN? Orton neden olduğunu açıklamıyor, fakat yılan bakışları ve hafif tebessümü ile bundan keyif aldığını görebiliyoruz. Tuz Adam yerde yatıyor. Oysa bu acıyı çekmemek için Muz Adam ile taş kağıt makas bile oynamışlardı. Ama hayat adil değil. Orton daha da adil olmayan bir şey yapıyor. Yerdeki adamın kafasını isabet alacak şekilde hızla geriliyor ve PUNT KICK! PUNT KICK! TUZ ADAM İPTAL!
Orton deli deli geziniyor ringde. Belki de Angelico ile konuşuyor, bilemiyoruz. Fakat Tuz Adam acı içinde boynunu tutarak ringde öylece yatıyor. Muz Adam eli ayağı boşalmış bir şekilde kenarda. Bryan Danielson hızla içeriye giriyor ve Tuz Adam'a daha fazla saldırmaması için Orton'un karşısına dikiliyor. Orton ile Bryan bakışıyorlar. Tuz Adam, görevliler tarafından hızla ringden alınırken Bryan onunla konuşuyor.
Bryan Danielson: Dinle Randall, ne burası senin Knoxville'deki evinin bahçesi ne de bu güreşçiler oyuncakların. İnsanların hayatlarıyla böyle alay edilmez dostum. Buna hangi vicdan dayanabilir ki, huh? Yapma şunu.
Orton Bryan'a öylece bakıyor. İçi boş bir şekilde, olabildiğince anlamsız. Bryan sakince onunla konuşmaya çalışırken Tuz Adam çoktan ringin dışına çıkartıldı. Orton, Bryan'a eliyle dışarıyı gösteriyor. Çünkü gerçekleşmesi gereken bir maç var. Bryan el mahkum, aşağıya iniyor. Muz Adam yavaşça içeriye girmeye çalışıyor. Korka korka girdikten sonra hakem ikisini de kontrol ediyor, zil çalarken 45 saniyelik süre başlıyor!
Beat the Clock Challange
"The Viper" Randy Orton vs. "Local Wrestler" Muz Adam
Maç başlamasına rağmen iki tarafta da ilk 3-4 saniye hareketlilik olmuyor. Muz Adam köşesinde. Onun gelmeyeceğini anlayan Orton koşarak üstüne gidiyor ve Corner Clothesline! Muz Adam yerde. Orton onu hızla kaldırıp iplere gönderiyor ve RKOOO!!!!! RKO GELDİ! Saniyeler henüz 28'i gösteriyor! SÜRENİN BİTMESİNE DAHA ÇOOK VAR! İNANILMAZ! ORTON SONRASINDA...
TUŞ ETMEK YERİNE YERDE YATAN ADAMIN KALKMASI İÇİN BEKLİYOR! GERİLİYOR! BİR PUNT KICK DAHA GELECEK! MUZ ADAM AĞIR AĞIR KALKIYOR. SANİYELER 16'YI GÖSTERDİ BİLE! SADECE 16 KISA SANİYE KALDI. ORTON KOŞARAK GELİYOR VE...
PUNT KICK! PUNT KICK GELDİ! ORTON HIZLA TUŞA GİDİYOR! ÇOK RAHAT BİR GALİBİYET OLDU! 1..........2........
3!
Kazanan ve Beat the Clock Challenge Galibi: "The Viper" Randy Orton (0:34)
Orton kazandı! Kendisi galibiyeti kucaklıyor ve ringde seviniyor. Sonra da köşeye çıkıyor. Oldukça heyecanlı. Köşede öylece etrafa bakıyor ve spiker masasının kenarında kendisini izleyen Bryan'a dönüyor. Tauntunu atarken biraz sonra bel çevresine kemer işareti yapıyor. Beline o kemeri takacağını gösteriyor Orton! Bu er ya da geç olacak. Bryan Danielson ise ciddiyetle ona bakıyor.
Kazanan ve Beat the Clock Challenge Galibi: "The Viper" Randy Orton (0:34)
Orton kazandı! Kendisi galibiyeti kucaklıyor ve ringde seviniyor. Sonra da köşeye çıkıyor. Oldukça heyecanlı. Köşede öylece etrafa bakıyor ve spiker masasının kenarında kendisini izleyen Bryan'a dönüyor. Tauntunu atarken biraz sonra bel çevresine kemer işareti yapıyor. Beline o kemeri takacağını gösteriyor Orton! Bu er ya da geç olacak. Bryan Danielson ise ciddiyetle ona bakıyor.
Michael Cole: Royal Rumble'de bu maçın olacağı artık garanti gibi John. Ne düşünüyorsun? Bryan Danielson vs. Randy Orton - PGW Championship! Yakın zamanda anons edileceğine eminim.
JBL: İzlemesi çok keyifli olacak Michael. İlk maçta Wyatt'ın müdahalesini görmüştük. Bu sefer kendisi Royal Rumble ile meşgul olacak gibi görünüyor. Eğer karışmazsa çok çekişmeli bir mücadele göreceğimize eminim.
JBL: İzlemesi çok keyifli olacak Michael. İlk maçta Wyatt'ın müdahalesini görmüştük. Bu sefer kendisi Royal Rumble ile meşgul olacak gibi görünüyor. Eğer karışmazsa çok çekişmeli bir mücadele göreceğimize eminim.
Kameralar açıldığında ringi boş görüyoruz, içerisi bomboş. Seyirciler meraklı bir şekilde şovun devam etmesini bekliyorlar. Onların içerisinde yer aldıkları duygu halinin yerini heyecan alıyor çünkü bir şarkı işitir oluyoruz. Bu şarkı kulaklarda yankılanıyor, uzadıkça uzuyor.
Seyirciler şarkıya eşlik ederken, arka alandan gelen isim Sami Zayn oluyor! Elindeki kemeri ile kendisine yöneltilen reaksiyonları gülerek izledikten sonra, kendisini iyice hypeliyor. Ringe doğru yol alıyor, fazla sürmeden ringe varıyor. Çelik basamakları kullanarak Apron'a çıktıktan sonra iplerin arasından girmiyor, ilerliyor. Diğer köşeye varıyor ve tırmanıyor, bir ayağı Second-rope'de; diğeri Top-rope'de. Kemerini havaya kaldırıyor ve kendisini gelen reaksiyonlara bırakıyor! Bir süre orada kaldıktan sonra Apron'a iniyor ve iplerin arasından geçerek ringe giriyor. İlk işi kemerini havaya kaldırarak karşı taraftaki iplere gitmek oluyor. Araya biraz zaman giriyor, artık şarkı kesiliyor. Sami kendisine iplerin arasından uzatılan bir mikrofonu alıyor ve onu ağzına doğru tutuyor. Konuşmaya başlıyor.
Sami Zayn: Ah, bazen sadece susmak gerekiyor, bunu biliyorum. Ama bugünü farklı hissediyorum, ya da bugün bana farklı hissettiriyor. İnsan bazen sadece susmak ister ama bunun imkansız hâle geldiği anlar beliriyor, benzer bir anın içerisinde olmalıyım. Sadece... Dünya dursa, kimse konuşmasa, her şey silinip gitse... Benim geçtiğimiz yıl boyunca en çok hissettiğim şey buydu, yalnızca sessizlik arzusu. (Elini kısa bir süre saçına götürüyor, bir hayli düşünceli duruyor) Her şey çok sesliydi, çığlıklar, tezahüratlar, arkadan konuşmalar, bana fısıldayanlar, arkamdan gülenler... Hepsi bir hayli çoktu, bir o kadar da akıl karıştırıcı... Beni bu ringe getiren hayalimdi ama beni burada tutan şey savaşmaktı. Kendimle, sistemle, geçmişimle... Her savaşı kazandım sandım, meğer o savaşlarda sadece parçalanıyormuşum. Ben bu ringin ortasında yıkıldım ama bunu kimse görmedi çünkü insanlar güreşçinin sadece galibiyetlerini izler. Kaybettiklerini, geceleri yatakta gözlerini tavana dikerek düşündüklerini... Bunu hiç kimse umursamaz! O gün PGW Intercontinental Championship'i aldım ve ateşe verdim. Sadece bir kemeri değil; anılarımı, dostluklarımı, içimde taşıdığım her pişmanlığı da yaktım. Her ''İyi işti.'' diyen arkadaşı, her ''Seninle gurur duyuyorum.'' diyen sahte alkışı... Hepsini ateşe verdim. Yardıma ihtiyacım vardı ama bu görmezden gelindi, hayal kırıklığına kapıldım. Beni yıkan Kevin Owens değildi, PURE değildi. Silas Young bile değildi. Beni yıkan, beni omuzlarında taşıması gereken Val Venis’ti!
Bir süre duraksayarak arenadaki şaşırma reaksiyonlarını izliyor, bunun akabinde kaldığı yerden devam ediyor konuşmasına.
Sami Zayn: Dinleyin, o günler oldukça eskide kaldı benim için. Ben artık o değilim, aynı noktaya dönmemek için, benzer işleri bir daha yaşamamak için kendime her gün söz veriyorum. Artık geçmişin zincirleriyle dövüşmeyeceğim. Her adımımı geçmişe borçlu değilim; geleceğe, daha doğru bir versiyonuma borçluyum. Saniyeler, dakikalar geçtikçe iyileşiyorum ve en iyi halime yakınlaşıyorum. Bunu görebiliyorsunuz, değil mi, huh? İçinde öfke taşıyan bir hayalet değil, kendini yeniden inşa etmiş bir adam olarak devam ediyorum. Artık Sami Zayn sadece kafası kırık bir isim değil; yanmış ama küllerinden doğrulmuş bir hakikat. (Kısa bir süre duraksadıktan sonra devam ediyor) Geçmiş her seferinde biraz daha yutan bir bataklık gibidir, bunu çok iyi bir şekilde bilirim çünkü ben çok uzun bir süre; onun içinde kıpırdamadan kalmayı tercih ettim. Şimdi ise farklı bir yolda yürüdüğümü söylemek kolay olurdu, ya da daha hızlı. Ama mesele yol değil. Asıl mesele, artık yürürken hangi ayakkabıyı giydiğim. O çamurun içinden çıkarken paçalarıma bulaşanlar hâlâ üzerimde, farkındayım. Ama artık o izleri taşıyan adam, o gecenin adamı değil. Gözlerimin ardında duran kişi çok daha sessiz, çok daha derin konuşuyor ve ben o sesi, geçmişin uğultusuna tercih etmeye başladım. Aynı ring, aynı seyirciler, belki aynı düşmanlar... Ama artık ben aynı adam değilim, belki hiçbir zaman olmadım da. Sadece şimdi ilk kez buna cesaret ettim. İşte böyle, üstelik bu kadar da değil. Prestige Grand Wrestling'in (Kemerini havaya kaldırıyor) World Television Şampiyonu olarak karşınızdayım!
Kendisine yönelen alkışların bitmesini bekliyor, bu sırada havaya kaldırdığı kemeri beline takmak üzere mikrofonu bir süre yere bırakıyor. Tekrardan doğrulduğu sırada, spiker masasında bir eksiklik olduğunu görüyor. Bu Will Ospreay'ın eksikliği, kendisi spiker masasında yer almamış durumda. Sami doğruluyor, PGW World Television Championship'i takıyor. Bunun ardından tekrardan mikrofonu alıyor, ağzına doğru tutuyor ve devam ediyor.
Sami Zayn: Yo, Mic, John... Orada bir eksiklik var, fazla sıkış sıkış oturmuyor gibi görünüyorsunuz. (Gülüyor) Sanırım Will'in anlık değişikliklerini anlayabiliyorum, onu buralarda en iyi ben anlayabilirim. Onu bir süredir izliyorum, kendisi artık sahnede yer almıyor. Ringin dışarısında, mikrofonun arkasında kalmayı tercih ediyor. O kendisini, insanların maç anlatımına farklı bir tarz ile yaklaşmasını övmesiyle kandırsın; ben onun içerisindeki fırtınadan oldukça net bir şekilde haberdarım. Kendisine yönelen övgülerin içinden sızan bir yorgunluk var onun bakışlarında. Kendisi kalabalık içinde yalnız kalan bir sessizlik ve ben o sessizliği tanıdım çünkü ben de oradaydım bir zamanlar. Ben de o sessizliğin ortasında, sadece kalbimin atışını duyarak yaşamıştım. Belki de Will ne yaşadığını bilmiyordur, belki de her sabah ''Ben iyiyim.'' diyerek kalkıyordur. Ama inanın, insan en çok kendine yalan söylediğinde parçalanıyor ve bazen en acı olan, bunun farkına bile varamamak. Ben seni suçlamıyorum. Sadece seni anlıyorum, içindeki o fırtınayı bir gün fark edersen ve buna karşı durmaya karar verirsen; bil ki seni anlayan biri var çünkü bir zamanlar o fırtınanın tam ortasından geçmiş biriyim. Depresyondasın, ciddi bir buhrandasın ve üzerindeki baskının fazla olduğunu hissediyorsun Will, kendini kandırma ve savaş.
Bu sözlerin ardından, kameraların yönü seyircilerin arasında oturmakta olan Will'e dönüyor. O bu konuşmaları, Sami'ye dik dik bakarak dinledi. Bu bakışlar sürüyor, kendisinin görüntüsünün Titantron'a verilmesi ile arenadaki sesler yükseliyor. İstifini bozmamakta ısrarcı, öylece oturuyor ve olan biteni izliyor. Bu sırada Sami ise seyirci kalabalığının arasında yer alan Will'e doğrudan bakarak devam ediyor.
Sami Zayn: Bana öyle bakma... (Bekliyor) Bana bu şekilde bakmayı bırak dostum, buraya gel ve bana kalbinden gelen şeyleri söyle. Yanıma gel ve seninle dostça konuşarak sorunlarının üzerine gidelim. Kolaya kaçma, zor olanı dene, baskının üzerine git.
Seyircilerden aşırı yoğun ''YES!'' tezahüratları geliyor, arenada iğne atsan yere düşmez adeta! Will oturmaya devam ettikçe baskı iyice büyüyor. Bir zaman sonra Will'in bu çağrılara yanıtsız kalması imkansız oluyor. Will oturduğu yerden kalkıyor ve o alanı terk ederek seyircilerin arasından ayrılmaya başlıyor. Davranışlarının ağırlığından, isteksizliğini ve alakasızlığını görebiliyoruz. Bir süre sonra bariyerin arkasında buluyor kendisini, bariyerin üzerinden atlayarak arenanın ring bölümünde buluyor kendisini. Anonsörün yanına doğru gidiyor ve oradan bir mikrofon alıyor.
Aldığı mikrofon ile ringe girmek yerine spiker masasının önüne geçiyor ve konuşmaya başlıyor.
Will Ospreay: Evet, buradayım Sami. Konuşabilirsin.
Sami Zayn: Ben şu anda bir savaş başlatma amacı gütmüyorum, bunu hisset. Kimseye meydan okumuyorum, sana da. Bu bir düello değil Will, dostça uzatılmış bir el çünkü her şeyin öncesinde önündeki zorlukları görüyorum ve seni bu savaşta yalnız bırakmak istemiyorum. İnandığım şey, bazen iyileşmek için yalnız olmamanın gerektiği. Sana akıl vermeyeceğim, ne yapman gerektiğini de söyleyecek değilim. Ama eğer bir gün ayağa kalkıp kendin için yürümek istersen, bil ki yanında yürüyen bir kişi olacak. Ben artık yalnız kalmanın ne demek olduğunu biliyorum ve hiçbir insan o yalnızlığı hak etmiyor. (Seyirciler şaşırıyorlar) İyileşmek bir yolculuktur ve bu yolculukta herkesin sırtında taşıdığı bir şeyler olur. Bazılarımız yarım kalmış cümleler taşır, bazıları geçmişten gelen sesleri; bazıları ise sadece kendini. Eğer o yük seni yere bastırıyorsa, bırak birlikte taşıyalım. Bu senin zayıflığın değil, gösterebileceğin en büyük cesaret örneği olur.
Will'in mimiklerinde yumuşama yok, pek oralı değil. Mikrofonu ağzına doğru tutuyor ve konuşuyor.
Will Ospreay: Ben zaten iyiyim Sami, bir desteğe ihtiyacım yok. Herkes kendi yolunu yürür, ben de yürümeye devam ediyorum. Bana öğretmenlik yapmaya çalışma, ben senden ders istemiyorum. Sanırım bu kadar yeter.
Will mikrofonu spiker masasına bırakıyor ve eski yerine dönmek üzere hareketleniyor. Bu sırada Sami yükseliyor, lafa giriyor. Will'in bu konuşmalara kulak vermek üzere duraksadığını görüyoruz, bariyerin üzerinden atlamıyor ve spiker masasının önündeki pozisyonuna dönüyor.
Sami Zayn: İyi falan değilsin Will, iyi değilsin! Şu haline de bir bak. Biliyor musun Will, hayatım boyunca bu kelimeyi o kadar çok duydum ki artık anlamını kaybetti. ''İyiyim.''i bir kalıp olarak kullanma, bunu bir zırh olarak değerlendirme. Sen bunu söylediğinde, kimse başka bir soru yöneltmeyecektir. Kimse içeri bakmaz çünkü sormak, görmek demektir. Görmek de, çoğu zaman rahatsız edici bir şeydir. (Boğazını temizledikten sonra hızla devam ediyor) ''İyiyim.''... O kelime öyle güçlü bir yalandır ki, herkes onun rahatlatıcılığına inanmak ister. Ama iyi olmak ne demek, acı çekmemek mi, için boşken dışarıya dolu görünmek mi, başarılı olmak mı, güçlü görünmek mi, hayatta kalmak mı? Yoksa sadece… Batmadığın sürece nefes alıyor sayılmak mı? Ben bir şey görüyorum. Senin sesinin tonunda, bakışlarının kenarında, yürüyüşünün ağırlığında bir şey var. Belki sende olduğunu fark etmediğin bir şey, belki sen bile onun ne olduğunu bilmiyorsun ama; o orada olduğunu hissettiriyor. Ringe çıkmak istemediğini söylüyorsun, peki, pekala... Yeteneklerini değerlendirmen için sana ısrar etmek zorundayım Will, Royal Rumble maçına girip o maçın galibi olabilirsin. Bunu yapacak kapasiten fazlasıyla var. Dilersen onu al, yolunu aç. (Uzun uzun Will'e baktıktan sonra devam ediyor) Ne istediğini bilmiyorsun... Eğer istemediğin bir şeyler varsa, neden hâlâ buradasın? Neden her hafta bu arenada, bu şirketin içinde, bu hayatın kıyısında bekliyorsun? Eğer gerçekten bir şey istemeseydin… Çoktan istifayı basar, siktir olup giderdin. Sessizce kaybolurdun, bir çiftlik evine yerleşirdin belki. Belki başka bir kemeri de sen yakardın. Herkesin görmesini istemediği o çığlığı, sen de bir kibritle dile getirirdin. Ama sen gitmedin Will, sen hâlâ buradasın. Bana söyle ve anlayayım, ne istiyorsun? Bu ringe girmek için ne istiyorsun?
Will çatık kaşlarla ona bakıyor, sonrasında masanın üzerinde sahipsiz bir şekilde duran mikrofonu eline doğru alıyor. Onu ağzına doğru tutuyor ve bir şeyler söylüyor.
Will Ospreay: (Derin bir nefes veriyor) Grand... Slam...
ÇIĞLIKLAR YÜKSELİYOR, ARENA AYAĞA KALKIYOR! SESLER KORKUNÇ BİR HÂL ALDI, HERKES REAKSİYON GÖSTERİYOR. SAMI BU CEVABI TUHAFSAYARAK, GARİP BİR İFADE İLE ''Bunu söyleyerek ne kast ettin?'' DİYOR. MİKROFONU AĞZINA GÖTÜRMEYİ BİLE UNUTUYOR, ANLAM VERMEYE ÇALIŞIYOR. WILL DEVAM EDİYOR.
Will Ospreay: (Kemeri işaret ediyor) Omzuna duran kemeri, PGW World Television Championship'i istiyorum!
Sami gözünü karartıyor ve agresif bir şekilde yanıtlıyor.
Sami Zayn: (Kemerini havaya kaldırıyor) Gel ve bunu al o zaman! Uzakları işaret etmeyeceğim, hemen önümüzdeki şovda... MAYHEM'de! MAYHEM'de ortada benim kemerimin olduğu bir maçta kozlarımızı paylaşalım! İstediğin bu mudur, huh? Eğer iyileşme kararlılığını göstereceksen, eğer bu seni iyi hissettirecekse, ringime gel ve benimle kapış. Eğer bu sana iyi gelecekse, ben (İşaret ediyor) bu kemeri de yakmaya hazırım! Tamam mı, cevap ver, cevap!
Will'in yüzünde çekimser, kararsız bir ifade var. Arada kalmış gibi, yanıt vermiyor. Mikrofonu tekrardan bırakıyor ve bariyerin üstünden atlayarak oturduğu yere geri dönüyor. Sami kızgın bir şekilde onun gidişini izlerken, kameralar kapanıyor ve reklamlar giriyor. Şovumuz kısa bir araya gidiyor.
Kofi Kingston stage'de beliriyor. Boom tauntunu atarak pyroları patlatıyor. Sonrasında zıplayarak bir kez daha pyroyu patlatıyor. Arkasından da Xavier Woods geliyor. Kofi'yi alkışlıyor. İkili beraber ringe doğru yürüyorlar. Çelik merdivenden çıkmadan önce Kofi'nin sırtına vura vura gazlıyor. Kofi sonrasında hızla çelik merdivenden çıkıyor. Peşine Top Rope'a çıkıyor ve taunt atıyor. Ardından zıplayarak oradan iniyor ve rakibini beklemeye başlıyor.
Tyler Bate yavaş adımlarla stage'de beliriyor. Sonrasında kameraya bir bakış atıyor. Kameraya bakarak "Valentine seni seviyorum." dedikten sonra yavaş adımlarla ringe doğru yürüyor. Ringe girmeden rakibini bir süzüyor. Daha sonrasında çelik merdivenden çıkıyor ve ceketini apronda seyirciye fırlatıp ringe giriyor. İkili face to face atıyorlar. Hakem onları ayırıyor. Sonrasında zili çalıyor.
Kofi Kingston vs. Tyler Bate
Maç başladı. Bate ve Kofi birbirlerine yaklaşıyor. Test Of Strength! Bir süre birbirlerine üstünlük kurmaya çalışıyorlar. O sırada Kofi'den aniden bir tekme geliyor. Bate'in kolundan çeviriyor. Bir takla atıyor ve sonrasında tekrar çeviriyor. Gelişine bir Dropkick! Fakat Bate bunu atlatıp Kofi kalkarken seri bir Sucker Punch! Kofi sersemleyerek köşeye çekiliyor. Bate üstüne koşuyor ve bir Clothesline fakat Kofi aniden Pendulum Kick! Sonrasında hızla Top Rope'a çıkıyor ve Diving Crossbody'le uçuyor! Fakat Bate bunu seri bir dropkickle engelliyor! Kofi karnını tutarak yerden kalkarken Bate hızla iplerden sekiyor ve Rolling Wheel Kick! Kofi sersemleyerek geri geri gelip orta iplerin arasından ring dışına düşüyor! Tyler Bate hazırlık yapıyor ve iplerden sekiyor. Fosbury Flop!
Bate hızla kaldırıyor ve Kofi'yi bariyerlere taşıyor. Kafasını bariyerlere vuruyor ve üst üste uppercutlarla devam ediyor. O sırada Xavier Woods! Ringin diğer tarafından çıkıp ringe sandalye atıyor! Hakem sandalyenin ringe geldiğini görüyor fakat Woods hızla ringin altına kaçtığı için bunu fark etmiyor. Woods ringin diğer tarafından çıkıyor. Tyler Bate'in saçından kavrıyor ve ringposta fırlatıyor! Bate yerde acıyla yüzünü tutuyor. Kofi hızla kafasından tutarak kaldırıyor ve Bate'i hızla ringe sokuyor. Hakem çevresinde kimseleri bulamayınca Woods'u soruşturuyor. Fakat Woods hayır diye kafasını sallıyor. Kofi ringe girip hızla iplerden sekiyor ve Leaping Clothesline! Ardından hazırlanıyor ve iplerden sekiyor. BOOM DROP!
Bate bundan kaçıyor! Bate köşeye çekiliyor! Kofi hızla üstüne koşuyor ve atlıyor fakat Bate bundan kaçıyor. Aniden tutuyor ve Tyler Driver 97'ye alıyor! Hayır! Kofi bunu çeviriyor ve Trouble In Paradise! Bate bundan eğiliyor! Sucker Punch! Bu seferki ıska! Kofi aniden bir S.O.S.! Hayır! Bate bunu çeviriyor ve German Suplex! Kaldırıyor fakat Kofi dirseğiyle bunu engelliyor! Bate köşeye çekiliyor. Kofi koşarak Monkey Flip'le Bate'i yere çakıyor! Kofi hızla iplerden sekiyor. Leaping Clothesline fakat hayır! Bate eğiliyor Kofi boşa atlıyor. Sonrasında ikilli aynı anda ipten sekiyorlar ve Double Crossbody! Crossbodyle çarpışıyorlar! İkisi de yerde! İkili bir süre yerde kalıyor. Hakem sayarken yavaşça ayaklandıkları sırada bir şey oluyor..
Bu Tyler Breeze! Hakemle konuşmaya başlıyor. Woods aniden ona saldırıyor! İkili karşılıklı yumruklaşıyorlar! O sırada köşede kalkmaya çalışan Kofi'ye Val aniden bir jopla vuruyor! Kofi yere yapışıyor! Val hızla jopu ring altına atıyor. Bate arkasını döndüğünde yerde yatan Kofi'yi görüyor ve şaşkınca ona bakıyor. Val onu pinle diyor. Tyler Bate kafasını sallayarak bunu reddediyor. Kofi'yi kaldırıyor ve köşeye koyuyor! Sağlam bir tokat atarak Kofi'yi kendine getiriyor! Parmağıyla suratını işaret ederek "Hadi vur bana!" diyor! Kofi sağlam bir yumruk! Bir yumruk daha! Sonrasında bir yumruk daha! Ringin ortasına getiriyor Bate'i! Bate ringin ortasına gelince ikili karşılıklı yumruklaşıyorlar! Bir Kofi bir Bate! İkisi de yıkılmıyor! Kofi yumruklarda üstünlük kurar gibi oluyor! Bate sendeliyor! Kofi geri geri çekiliyor ve TROUBLE IN PARADISE!
Fakat hayır! Bate bundan eğiliyor ve bir Gut Kick geçiriyor! Sonrasında tutuyor ve TYLER DRIVER 97!!! TUŞA GİDİYOR! 1.........2........
Seyirciler şarkıya eşlik ederken, arka alandan gelen isim Sami Zayn oluyor! Elindeki kemeri ile kendisine yöneltilen reaksiyonları gülerek izledikten sonra, kendisini iyice hypeliyor. Ringe doğru yol alıyor, fazla sürmeden ringe varıyor. Çelik basamakları kullanarak Apron'a çıktıktan sonra iplerin arasından girmiyor, ilerliyor. Diğer köşeye varıyor ve tırmanıyor, bir ayağı Second-rope'de; diğeri Top-rope'de. Kemerini havaya kaldırıyor ve kendisini gelen reaksiyonlara bırakıyor! Bir süre orada kaldıktan sonra Apron'a iniyor ve iplerin arasından geçerek ringe giriyor. İlk işi kemerini havaya kaldırarak karşı taraftaki iplere gitmek oluyor. Araya biraz zaman giriyor, artık şarkı kesiliyor. Sami kendisine iplerin arasından uzatılan bir mikrofonu alıyor ve onu ağzına doğru tutuyor. Konuşmaya başlıyor.
Sami Zayn: Ah, bazen sadece susmak gerekiyor, bunu biliyorum. Ama bugünü farklı hissediyorum, ya da bugün bana farklı hissettiriyor. İnsan bazen sadece susmak ister ama bunun imkansız hâle geldiği anlar beliriyor, benzer bir anın içerisinde olmalıyım. Sadece... Dünya dursa, kimse konuşmasa, her şey silinip gitse... Benim geçtiğimiz yıl boyunca en çok hissettiğim şey buydu, yalnızca sessizlik arzusu. (Elini kısa bir süre saçına götürüyor, bir hayli düşünceli duruyor) Her şey çok sesliydi, çığlıklar, tezahüratlar, arkadan konuşmalar, bana fısıldayanlar, arkamdan gülenler... Hepsi bir hayli çoktu, bir o kadar da akıl karıştırıcı... Beni bu ringe getiren hayalimdi ama beni burada tutan şey savaşmaktı. Kendimle, sistemle, geçmişimle... Her savaşı kazandım sandım, meğer o savaşlarda sadece parçalanıyormuşum. Ben bu ringin ortasında yıkıldım ama bunu kimse görmedi çünkü insanlar güreşçinin sadece galibiyetlerini izler. Kaybettiklerini, geceleri yatakta gözlerini tavana dikerek düşündüklerini... Bunu hiç kimse umursamaz! O gün PGW Intercontinental Championship'i aldım ve ateşe verdim. Sadece bir kemeri değil; anılarımı, dostluklarımı, içimde taşıdığım her pişmanlığı da yaktım. Her ''İyi işti.'' diyen arkadaşı, her ''Seninle gurur duyuyorum.'' diyen sahte alkışı... Hepsini ateşe verdim. Yardıma ihtiyacım vardı ama bu görmezden gelindi, hayal kırıklığına kapıldım. Beni yıkan Kevin Owens değildi, PURE değildi. Silas Young bile değildi. Beni yıkan, beni omuzlarında taşıması gereken Val Venis’ti!
Bir süre duraksayarak arenadaki şaşırma reaksiyonlarını izliyor, bunun akabinde kaldığı yerden devam ediyor konuşmasına.
Sami Zayn: Dinleyin, o günler oldukça eskide kaldı benim için. Ben artık o değilim, aynı noktaya dönmemek için, benzer işleri bir daha yaşamamak için kendime her gün söz veriyorum. Artık geçmişin zincirleriyle dövüşmeyeceğim. Her adımımı geçmişe borçlu değilim; geleceğe, daha doğru bir versiyonuma borçluyum. Saniyeler, dakikalar geçtikçe iyileşiyorum ve en iyi halime yakınlaşıyorum. Bunu görebiliyorsunuz, değil mi, huh? İçinde öfke taşıyan bir hayalet değil, kendini yeniden inşa etmiş bir adam olarak devam ediyorum. Artık Sami Zayn sadece kafası kırık bir isim değil; yanmış ama küllerinden doğrulmuş bir hakikat. (Kısa bir süre duraksadıktan sonra devam ediyor) Geçmiş her seferinde biraz daha yutan bir bataklık gibidir, bunu çok iyi bir şekilde bilirim çünkü ben çok uzun bir süre; onun içinde kıpırdamadan kalmayı tercih ettim. Şimdi ise farklı bir yolda yürüdüğümü söylemek kolay olurdu, ya da daha hızlı. Ama mesele yol değil. Asıl mesele, artık yürürken hangi ayakkabıyı giydiğim. O çamurun içinden çıkarken paçalarıma bulaşanlar hâlâ üzerimde, farkındayım. Ama artık o izleri taşıyan adam, o gecenin adamı değil. Gözlerimin ardında duran kişi çok daha sessiz, çok daha derin konuşuyor ve ben o sesi, geçmişin uğultusuna tercih etmeye başladım. Aynı ring, aynı seyirciler, belki aynı düşmanlar... Ama artık ben aynı adam değilim, belki hiçbir zaman olmadım da. Sadece şimdi ilk kez buna cesaret ettim. İşte böyle, üstelik bu kadar da değil. Prestige Grand Wrestling'in (Kemerini havaya kaldırıyor) World Television Şampiyonu olarak karşınızdayım!
Kendisine yönelen alkışların bitmesini bekliyor, bu sırada havaya kaldırdığı kemeri beline takmak üzere mikrofonu bir süre yere bırakıyor. Tekrardan doğrulduğu sırada, spiker masasında bir eksiklik olduğunu görüyor. Bu Will Ospreay'ın eksikliği, kendisi spiker masasında yer almamış durumda. Sami doğruluyor, PGW World Television Championship'i takıyor. Bunun ardından tekrardan mikrofonu alıyor, ağzına doğru tutuyor ve devam ediyor.
Sami Zayn: Yo, Mic, John... Orada bir eksiklik var, fazla sıkış sıkış oturmuyor gibi görünüyorsunuz. (Gülüyor) Sanırım Will'in anlık değişikliklerini anlayabiliyorum, onu buralarda en iyi ben anlayabilirim. Onu bir süredir izliyorum, kendisi artık sahnede yer almıyor. Ringin dışarısında, mikrofonun arkasında kalmayı tercih ediyor. O kendisini, insanların maç anlatımına farklı bir tarz ile yaklaşmasını övmesiyle kandırsın; ben onun içerisindeki fırtınadan oldukça net bir şekilde haberdarım. Kendisine yönelen övgülerin içinden sızan bir yorgunluk var onun bakışlarında. Kendisi kalabalık içinde yalnız kalan bir sessizlik ve ben o sessizliği tanıdım çünkü ben de oradaydım bir zamanlar. Ben de o sessizliğin ortasında, sadece kalbimin atışını duyarak yaşamıştım. Belki de Will ne yaşadığını bilmiyordur, belki de her sabah ''Ben iyiyim.'' diyerek kalkıyordur. Ama inanın, insan en çok kendine yalan söylediğinde parçalanıyor ve bazen en acı olan, bunun farkına bile varamamak. Ben seni suçlamıyorum. Sadece seni anlıyorum, içindeki o fırtınayı bir gün fark edersen ve buna karşı durmaya karar verirsen; bil ki seni anlayan biri var çünkü bir zamanlar o fırtınanın tam ortasından geçmiş biriyim. Depresyondasın, ciddi bir buhrandasın ve üzerindeki baskının fazla olduğunu hissediyorsun Will, kendini kandırma ve savaş.
Bu sözlerin ardından, kameraların yönü seyircilerin arasında oturmakta olan Will'e dönüyor. O bu konuşmaları, Sami'ye dik dik bakarak dinledi. Bu bakışlar sürüyor, kendisinin görüntüsünün Titantron'a verilmesi ile arenadaki sesler yükseliyor. İstifini bozmamakta ısrarcı, öylece oturuyor ve olan biteni izliyor. Bu sırada Sami ise seyirci kalabalığının arasında yer alan Will'e doğrudan bakarak devam ediyor.
Sami Zayn: Bana öyle bakma... (Bekliyor) Bana bu şekilde bakmayı bırak dostum, buraya gel ve bana kalbinden gelen şeyleri söyle. Yanıma gel ve seninle dostça konuşarak sorunlarının üzerine gidelim. Kolaya kaçma, zor olanı dene, baskının üzerine git.
Seyircilerden aşırı yoğun ''YES!'' tezahüratları geliyor, arenada iğne atsan yere düşmez adeta! Will oturmaya devam ettikçe baskı iyice büyüyor. Bir zaman sonra Will'in bu çağrılara yanıtsız kalması imkansız oluyor. Will oturduğu yerden kalkıyor ve o alanı terk ederek seyircilerin arasından ayrılmaya başlıyor. Davranışlarının ağırlığından, isteksizliğini ve alakasızlığını görebiliyoruz. Bir süre sonra bariyerin arkasında buluyor kendisini, bariyerin üzerinden atlayarak arenanın ring bölümünde buluyor kendisini. Anonsörün yanına doğru gidiyor ve oradan bir mikrofon alıyor.
Aldığı mikrofon ile ringe girmek yerine spiker masasının önüne geçiyor ve konuşmaya başlıyor.
Will Ospreay: Evet, buradayım Sami. Konuşabilirsin.
Sami Zayn: Ben şu anda bir savaş başlatma amacı gütmüyorum, bunu hisset. Kimseye meydan okumuyorum, sana da. Bu bir düello değil Will, dostça uzatılmış bir el çünkü her şeyin öncesinde önündeki zorlukları görüyorum ve seni bu savaşta yalnız bırakmak istemiyorum. İnandığım şey, bazen iyileşmek için yalnız olmamanın gerektiği. Sana akıl vermeyeceğim, ne yapman gerektiğini de söyleyecek değilim. Ama eğer bir gün ayağa kalkıp kendin için yürümek istersen, bil ki yanında yürüyen bir kişi olacak. Ben artık yalnız kalmanın ne demek olduğunu biliyorum ve hiçbir insan o yalnızlığı hak etmiyor. (Seyirciler şaşırıyorlar) İyileşmek bir yolculuktur ve bu yolculukta herkesin sırtında taşıdığı bir şeyler olur. Bazılarımız yarım kalmış cümleler taşır, bazıları geçmişten gelen sesleri; bazıları ise sadece kendini. Eğer o yük seni yere bastırıyorsa, bırak birlikte taşıyalım. Bu senin zayıflığın değil, gösterebileceğin en büyük cesaret örneği olur.
Will'in mimiklerinde yumuşama yok, pek oralı değil. Mikrofonu ağzına doğru tutuyor ve konuşuyor.
Will Ospreay: Ben zaten iyiyim Sami, bir desteğe ihtiyacım yok. Herkes kendi yolunu yürür, ben de yürümeye devam ediyorum. Bana öğretmenlik yapmaya çalışma, ben senden ders istemiyorum. Sanırım bu kadar yeter.
Will mikrofonu spiker masasına bırakıyor ve eski yerine dönmek üzere hareketleniyor. Bu sırada Sami yükseliyor, lafa giriyor. Will'in bu konuşmalara kulak vermek üzere duraksadığını görüyoruz, bariyerin üzerinden atlamıyor ve spiker masasının önündeki pozisyonuna dönüyor.
Sami Zayn: İyi falan değilsin Will, iyi değilsin! Şu haline de bir bak. Biliyor musun Will, hayatım boyunca bu kelimeyi o kadar çok duydum ki artık anlamını kaybetti. ''İyiyim.''i bir kalıp olarak kullanma, bunu bir zırh olarak değerlendirme. Sen bunu söylediğinde, kimse başka bir soru yöneltmeyecektir. Kimse içeri bakmaz çünkü sormak, görmek demektir. Görmek de, çoğu zaman rahatsız edici bir şeydir. (Boğazını temizledikten sonra hızla devam ediyor) ''İyiyim.''... O kelime öyle güçlü bir yalandır ki, herkes onun rahatlatıcılığına inanmak ister. Ama iyi olmak ne demek, acı çekmemek mi, için boşken dışarıya dolu görünmek mi, başarılı olmak mı, güçlü görünmek mi, hayatta kalmak mı? Yoksa sadece… Batmadığın sürece nefes alıyor sayılmak mı? Ben bir şey görüyorum. Senin sesinin tonunda, bakışlarının kenarında, yürüyüşünün ağırlığında bir şey var. Belki sende olduğunu fark etmediğin bir şey, belki sen bile onun ne olduğunu bilmiyorsun ama; o orada olduğunu hissettiriyor. Ringe çıkmak istemediğini söylüyorsun, peki, pekala... Yeteneklerini değerlendirmen için sana ısrar etmek zorundayım Will, Royal Rumble maçına girip o maçın galibi olabilirsin. Bunu yapacak kapasiten fazlasıyla var. Dilersen onu al, yolunu aç. (Uzun uzun Will'e baktıktan sonra devam ediyor) Ne istediğini bilmiyorsun... Eğer istemediğin bir şeyler varsa, neden hâlâ buradasın? Neden her hafta bu arenada, bu şirketin içinde, bu hayatın kıyısında bekliyorsun? Eğer gerçekten bir şey istemeseydin… Çoktan istifayı basar, siktir olup giderdin. Sessizce kaybolurdun, bir çiftlik evine yerleşirdin belki. Belki başka bir kemeri de sen yakardın. Herkesin görmesini istemediği o çığlığı, sen de bir kibritle dile getirirdin. Ama sen gitmedin Will, sen hâlâ buradasın. Bana söyle ve anlayayım, ne istiyorsun? Bu ringe girmek için ne istiyorsun?
Will çatık kaşlarla ona bakıyor, sonrasında masanın üzerinde sahipsiz bir şekilde duran mikrofonu eline doğru alıyor. Onu ağzına doğru tutuyor ve bir şeyler söylüyor.
Will Ospreay: (Derin bir nefes veriyor) Grand... Slam...
ÇIĞLIKLAR YÜKSELİYOR, ARENA AYAĞA KALKIYOR! SESLER KORKUNÇ BİR HÂL ALDI, HERKES REAKSİYON GÖSTERİYOR. SAMI BU CEVABI TUHAFSAYARAK, GARİP BİR İFADE İLE ''Bunu söyleyerek ne kast ettin?'' DİYOR. MİKROFONU AĞZINA GÖTÜRMEYİ BİLE UNUTUYOR, ANLAM VERMEYE ÇALIŞIYOR. WILL DEVAM EDİYOR.
Will Ospreay: (Kemeri işaret ediyor) Omzuna duran kemeri, PGW World Television Championship'i istiyorum!
Sami gözünü karartıyor ve agresif bir şekilde yanıtlıyor.
Sami Zayn: (Kemerini havaya kaldırıyor) Gel ve bunu al o zaman! Uzakları işaret etmeyeceğim, hemen önümüzdeki şovda... MAYHEM'de! MAYHEM'de ortada benim kemerimin olduğu bir maçta kozlarımızı paylaşalım! İstediğin bu mudur, huh? Eğer iyileşme kararlılığını göstereceksen, eğer bu seni iyi hissettirecekse, ringime gel ve benimle kapış. Eğer bu sana iyi gelecekse, ben (İşaret ediyor) bu kemeri de yakmaya hazırım! Tamam mı, cevap ver, cevap!
Will'in yüzünde çekimser, kararsız bir ifade var. Arada kalmış gibi, yanıt vermiyor. Mikrofonu tekrardan bırakıyor ve bariyerin üstünden atlayarak oturduğu yere geri dönüyor. Sami kızgın bir şekilde onun gidişini izlerken, kameralar kapanıyor ve reklamlar giriyor. Şovumuz kısa bir araya gidiyor.
Kofi Kingston stage'de beliriyor. Boom tauntunu atarak pyroları patlatıyor. Sonrasında zıplayarak bir kez daha pyroyu patlatıyor. Arkasından da Xavier Woods geliyor. Kofi'yi alkışlıyor. İkili beraber ringe doğru yürüyorlar. Çelik merdivenden çıkmadan önce Kofi'nin sırtına vura vura gazlıyor. Kofi sonrasında hızla çelik merdivenden çıkıyor. Peşine Top Rope'a çıkıyor ve taunt atıyor. Ardından zıplayarak oradan iniyor ve rakibini beklemeye başlıyor.
Tyler Bate yavaş adımlarla stage'de beliriyor. Sonrasında kameraya bir bakış atıyor. Kameraya bakarak "Valentine seni seviyorum." dedikten sonra yavaş adımlarla ringe doğru yürüyor. Ringe girmeden rakibini bir süzüyor. Daha sonrasında çelik merdivenden çıkıyor ve ceketini apronda seyirciye fırlatıp ringe giriyor. İkili face to face atıyorlar. Hakem onları ayırıyor. Sonrasında zili çalıyor.
Kofi Kingston vs. Tyler Bate
Maç başladı. Bate ve Kofi birbirlerine yaklaşıyor. Test Of Strength! Bir süre birbirlerine üstünlük kurmaya çalışıyorlar. O sırada Kofi'den aniden bir tekme geliyor. Bate'in kolundan çeviriyor. Bir takla atıyor ve sonrasında tekrar çeviriyor. Gelişine bir Dropkick! Fakat Bate bunu atlatıp Kofi kalkarken seri bir Sucker Punch! Kofi sersemleyerek köşeye çekiliyor. Bate üstüne koşuyor ve bir Clothesline fakat Kofi aniden Pendulum Kick! Sonrasında hızla Top Rope'a çıkıyor ve Diving Crossbody'le uçuyor! Fakat Bate bunu seri bir dropkickle engelliyor! Kofi karnını tutarak yerden kalkarken Bate hızla iplerden sekiyor ve Rolling Wheel Kick! Kofi sersemleyerek geri geri gelip orta iplerin arasından ring dışına düşüyor! Tyler Bate hazırlık yapıyor ve iplerden sekiyor. Fosbury Flop!
Bate hızla kaldırıyor ve Kofi'yi bariyerlere taşıyor. Kafasını bariyerlere vuruyor ve üst üste uppercutlarla devam ediyor. O sırada Xavier Woods! Ringin diğer tarafından çıkıp ringe sandalye atıyor! Hakem sandalyenin ringe geldiğini görüyor fakat Woods hızla ringin altına kaçtığı için bunu fark etmiyor. Woods ringin diğer tarafından çıkıyor. Tyler Bate'in saçından kavrıyor ve ringposta fırlatıyor! Bate yerde acıyla yüzünü tutuyor. Kofi hızla kafasından tutarak kaldırıyor ve Bate'i hızla ringe sokuyor. Hakem çevresinde kimseleri bulamayınca Woods'u soruşturuyor. Fakat Woods hayır diye kafasını sallıyor. Kofi ringe girip hızla iplerden sekiyor ve Leaping Clothesline! Ardından hazırlanıyor ve iplerden sekiyor. BOOM DROP!
Bate bundan kaçıyor! Bate köşeye çekiliyor! Kofi hızla üstüne koşuyor ve atlıyor fakat Bate bundan kaçıyor. Aniden tutuyor ve Tyler Driver 97'ye alıyor! Hayır! Kofi bunu çeviriyor ve Trouble In Paradise! Bate bundan eğiliyor! Sucker Punch! Bu seferki ıska! Kofi aniden bir S.O.S.! Hayır! Bate bunu çeviriyor ve German Suplex! Kaldırıyor fakat Kofi dirseğiyle bunu engelliyor! Bate köşeye çekiliyor. Kofi koşarak Monkey Flip'le Bate'i yere çakıyor! Kofi hızla iplerden sekiyor. Leaping Clothesline fakat hayır! Bate eğiliyor Kofi boşa atlıyor. Sonrasında ikilli aynı anda ipten sekiyorlar ve Double Crossbody! Crossbodyle çarpışıyorlar! İkisi de yerde! İkili bir süre yerde kalıyor. Hakem sayarken yavaşça ayaklandıkları sırada bir şey oluyor..
Bu Tyler Breeze! Hakemle konuşmaya başlıyor. Woods aniden ona saldırıyor! İkili karşılıklı yumruklaşıyorlar! O sırada köşede kalkmaya çalışan Kofi'ye Val aniden bir jopla vuruyor! Kofi yere yapışıyor! Val hızla jopu ring altına atıyor. Bate arkasını döndüğünde yerde yatan Kofi'yi görüyor ve şaşkınca ona bakıyor. Val onu pinle diyor. Tyler Bate kafasını sallayarak bunu reddediyor. Kofi'yi kaldırıyor ve köşeye koyuyor! Sağlam bir tokat atarak Kofi'yi kendine getiriyor! Parmağıyla suratını işaret ederek "Hadi vur bana!" diyor! Kofi sağlam bir yumruk! Bir yumruk daha! Sonrasında bir yumruk daha! Ringin ortasına getiriyor Bate'i! Bate ringin ortasına gelince ikili karşılıklı yumruklaşıyorlar! Bir Kofi bir Bate! İkisi de yıkılmıyor! Kofi yumruklarda üstünlük kurar gibi oluyor! Bate sendeliyor! Kofi geri geri çekiliyor ve TROUBLE IN PARADISE!
Fakat hayır! Bate bundan eğiliyor ve bir Gut Kick geçiriyor! Sonrasında tutuyor ve TYLER DRIVER 97!!! TUŞA GİDİYOR! 1.........2........
KICKOUTTTTT İNANILMAZZZZZ! SON ANDA KOFI'DEN KICKOUT GELİYOR! BATE'İN AĞZI AÇIK KALIYOR! O SIRADA SEYİRCİLERİN ARASINDA BİR HAREKETLENME VAR..
Miz elinde sandalyeyle seyircilerin arasından dalıyor! Venis'in arkasından sandalyeyi geçiriyor! Bate dönüp o tarafa bakıyor! Miz, yerde Val'ı sandalye darbeleriyle kıstırıyor! O sırada Tyler Breeze koşarak Miz'e yetişmeye çalışıyor fakat Miz bunu fark edip Breeze'in suratına da sandalyeyi geçiriyor! İkisine birden yerde sandalyeyle vururken bir müzik duyuyoruz..
Miz elinde sandalyeyle seyircilerin arasından dalıyor! Venis'in arkasından sandalyeyi geçiriyor! Bate dönüp o tarafa bakıyor! Miz, yerde Val'ı sandalye darbeleriyle kıstırıyor! O sırada Tyler Breeze koşarak Miz'e yetişmeye çalışıyor fakat Miz bunu fark edip Breeze'in suratına da sandalyeyi geçiriyor! İkisine birden yerde sandalyeyle vururken bir müzik duyuyoruz..
