- İstatistikte sabit
- #1
PAYBACK #89
06 Aralık Cumartesi, 22:00 - C
Tacoma Dome
Tacoma, Washington
PAYBACK #89'U TAKİP ETMEK İÇİN 3 NEDEN!
1- Açılış: Dominik Mysterio, November to Remember'daki cash-in'ininden sonra şovu açacak!
2- The Rock'ın odasına bağlantı gerçekleştirilecek— bir duyurusu var!
3- Heavy is the head that wears the crown... But empty is the soul that denies me- bring your crown to the swamp.
PYROLAR, GÖZ KAMAŞTIRICI BİR SENKRONİZASYONLA ARENAYI PAYBACK MAVİSİNE BOYAYARAK PATLAMAYA BAŞLIYOR! IŞIKLARIN DANSI EŞLİĞİNDE, PRESTIGE GRAND WRESTLING'İN EFSANELEŞEN PAYBACK SERİSİNİN 89. ŞOVU, SEYİRCİLERİN KULAKLARI SAĞIR EDEN TEZAHÜRATLARIYLA RESMEN START ALIYOR!
Şovun başlamasının ardından kameralar ilk olarak yorumcuların masasına gidiyor. Yorumcularımız, şovu yorumluyorlar, şovda gerçekleşeceği duyurulanları değerlendiriyorlar. Bunun takibinde kameraların yönü, ringin içerisine konumlanan Greg Hamilton'a çevriliyor. O, ışıkların altında şık takım elbisesiyle bizleri karşılıyor. Greg, elindeki küçük not kağıdını avucunun içinde hafifçe buruşturup sıkıca kavrıyor, mikrofonu dudaklarına doğru götürüyor ve o gür sesiyle gecenin ilk resmi anonsuna başlıyor.
Greg Hamilton: Ladies and gentlemen, please welcome... The World Heavyweight Champion... "Dirty"... Dominiiik... Mysteriooooo!
BOO! BOO!
BOO! BOO!
BOO! BOO!
Arena titriyor, onun anons edildiği sırada da; anons edildikten sonra da yuhalamalar çığ gibi! Herkes, tek bir ağızdan, var gücüyle onu yuhalıyor! Hakaretler havada uçuşuyor, Dominik nefreti- sıra sıra, herkesin arasında dolaşıyor! Bariyerin etrafını saran binlerin ortak bir noktası var- o da Dominik'ten nefret ediyor olmaları! Onlar tepkiler göstermeye, küfürler etmeye devam ederken... Aniden arenayı inleten o tanıdık melodi duyulur oluyor! Hoparlörlerden yayılan ilk notayla birlikte tüm arenada hava, iyice kararıyor-koyulaşıyor! Seyirciler, bunun anlamını çok iyi bilerek koltuklarından fırlıyorlar ve arenayı sağır edici bir yuhalama dalgası, saf bir nefretle dolduruyor! Giriş rampasında beliren bu silüet, şüphesiz ki o. Dominik Mysterio, şovu açmak üzere buraya geliyor!
"Mr. Money in the Bank" Dominik Mysterio
"Dirty" Dominik Mysterio
Ekrana çıkan "Mr. Money in the Bank" yazısının üzerine çizgi çekildiği ve "Dirty" Dominik Mysterio yazdığı animasyonu seyrediyoruz Titantron'da. Arka alandan elinde kemerleriyle gelen birisi var, bu Dominik Mysterio'dan başkası değil! Ağzında sakızını çiğneyerek çıkmasının sonrasında seyirciler çılgına dönüyorlar! Nefret kusuluyor bütün arena boyunca! Dominik ise bu nefret yığınını göğsünde yumuşatıyor sadece! Elindeki kemerlerle, ringe doğru ağır adımlarla ilerliyor! Kendisini yuhalayan seyircilere gülüyor. Uzun zaman sonra ringe varıyor fakat ringe girmiyor, etrafını dolaşıyor. Daha fazla nefreti nasıl üzerime çekerimi kovalıyor adeta! Ringin doğusuna geldiğinde, yorumcu masasındaki John "Bradshaw" Layfield'ın kendisine nasıl da öfkeyle baktığını görüyor ve bunu bir fırsata dönüştürerek yorumcu masasının üzerine çıkıyor. Orada kemerlerini havaya kaldırıyor! Bu sırada John'un ona öfkeyle baktığını ve aralarında bir konuşmanın geçtiğini fark ediyoruz.
John "Bradshaw" Layfield: Sana bu dünyada kim güvenebilir, huh? Sen yürüyen bir ihanetsin! O kemer senin değil, o kemer senin sahtekarlığının kanıtı! Mide bulandırıcısın!
Dominik Mysterio: I don't hear ya! Come on J- suck it!
Michael Cole: Sakin ol John, don't to that.
Dominik, yorumcu masasından aşağıya iniyor ve yakındaki çelik basamağa doğru gidiyor. Çelik basamağı kullanarak Apron'a çıktıktan sonra iplerin arasından geçerek ringe girişini sağlıyor. Ringe girişini gerçekleştiren Dominik, kendisine bir mikrofonun sağlanmakta olduğu sırada; doğrudan köşeye gidiyor ve Second-rope'a çıkarak kemerlerini havaya kaldırıyor! Bir süre orada kaldıktan, sakızını çiğneyerek kendisine yöneltilen tepkileri seyrettikten sonra aşağıya iniyor. İplerin arasından kendisine uzatılan mikrofonu alıyor, kemerlerini omuzlarına atıyor ve elindeki mikrofonu ağzına doğru kaldırdıktan sonra konuşmaya başlıyor.
Dominik Mysterio: Tacoma- Washington! (Yuhalanıyor) Vay canına... Bu ses... Bu iğrenç gürültü... Sadece Washington gibi bir çöplükten, sürekli yağan o kasvetli yağmurdan beyni paslanmış insanlardan çıkabilirdi! (Yuhalanıyor) Biraz çenenizi kapatmaya ve burayı dinlemeye ne dersiniz, huh? (Seyirciler son güçleriyle yuhalıyorlar) Buraya gelmek için heyecanlı olduğunuzu, bilet yarışmasına girdiğinizden haberdarım. Söyleyin; o biletleri beni yargılamak için aldınız, değil mi? (Kahkaha atıyor) O küçük telefonlarınızla beni çekip sosyal medyada 'Dom' bir hain' diye ağlamak için buradasınız. Hepiniz bana bakıp bir canavar görüyorsunuz. Geçen hafta Jack Perry'ye yaptıklarımı izlediniz ve benim 'kardeşimi' sattığımı düşündünüz. Ama o minik beyinlerin, o listos geçinen aptal kafaların anlamadığı bir şey var: İhanet, sadakatin bittiği yerde başlar. Ve o- Jack Perry... Sadakati bozan ilk kişi oydu! (Seyirciler önce şaşırıyorlar, sonra da var güçleriyle yuhalamaya devam ediyorlar) Bizim bir planımız vardı! O ringe girdiğimde amacım neydi— tarih yazmak. O kemerleri birleştirmek. Ben PGW Undisputed Champion olacaktım. Ben bu şirketin tek ve gerçek kralı olacaktım. Peki o cabrón ne yaptı? Sırf kendi egosunu tatmin etmek için, sırf (Sesini incelterek konuşuyor) "Bakın ben de buradayım, ben de sert çocuğum." diyebilmek için maçı diskalifiye ile bitirdi! Benim anımı çaldı! Kemerlerin birleşmemesine, dolayısıyla benim de Undisputed olmamı engelledi! Beni zirveye taşımak yerine, kendi küçük şovunu yapmayı seçti. O yüzden bana hain demeyin çünkü gerçekten ihaneti yapan oydu! Ben sadece hedefe giden yolda ayağıma takılan bir taşı kenara attım! ¡Eso es todo lo que hice!
Spiker masası bile objektifliğini koruyamıyor, Dominik'in bunları söyleme yüzsüzlüğünü ele alıyorlar! Varlığıyla herkese kötü enerji veriyor, ona küfür ediyorlar, hakaret ediyorlar! Dominik ise karşısına aldığı insanları umursamıyor, onların yuhalamalarını duymazdan geliyor. Sadece bekliyor, kulak asmadan. Şimdi konuşma sırası geliyor ama seyirciler onu bastırıyorlar. Dominik yuhalamaların devam ettiği hâlde, elindeki mikrofona konuşuyor. Mikrofona bağırarak konuşuyor ki sesi anlaşılsın, öyle bir uğultu mevcut!
Dominik Mysterio: Biliyorum— biliyorum hepiniz şu an neyi merak ediyorsunuz. İnternetteki o küçük forumlarınızda, sosyal medya platformlarında neler konuştuğunuzu okudum. Hepiniz, 'Zavallı Dom', partneri yok; kemerleri boşa çıkarmak zorunda kalacak' diye ellerinizi ovuşturuyorsunuz, değil mi? (Kahkaha atıyor) Hayır, hayır, hayır... Siz gerçekten hiçbir şey bilmiyorsunuz. Bakın, ben sizin aksine sadece güreş izlemiyorum; ben bu şirketin kurallarını, tüzüğünü okuyorum. Avukatlarımla, şirket yönetimiyle çok keyifli bir toplantı yaptık. (Sol omzundaki PGW Tag Team Championship'i kaldırarak konuşuyor) Ben bu ay, bu bebekleri (Vurguluyor) savundum mu? EVET! Zil çaldı mı? Çaldı. Maç kayıtlara geçti mi? Geçti. Bu ne demek biliyor musunuz, Washington? (Yuhalanıyor) Bu demek oluyor ki; benim yükümlülüğüm bitti! Önümüzdeki Pay-Per-View'a kadar bu kemerleri savunmak zorunda değilim! Yani ben, Dominik Mysterio, önümüzdeki haftalarca bu kemerlerin ağırlığıyla omuzlarımı güçlendirirken, sadece ve sadece keyfime bakacağım! (Yuhalanıyor) Hiç acelem yok. Sıradaki büyük şova kadar, bana ayak bağı olmayacak, 'ben' yerine 'biz' diyebilecek ve bu kemerleri hak edecek yeni bir partner bulmak için bol bol vaktim var! O zamana kadar... Bu altınların parıltısı gözlerinizi kamaştırmaya devam edecek!
Dominik korkunç bir şekilde yuhalanmaya devam ediyor. Ona bu sefer çok ağır küfürler geliyor, o da alaycı tavırlarla devam ediyor.
Dominik Mysterio: Tranquilo, tranquilo... Ama ben zalim bir hükümdar değilim— adil bir kralım, un Rey generoso! Jack'e de hakkını teslim etmek istiyorum. (Pis bir sırıtışla kameraya göz kırpıyor) Avukatlarıma özel bir talimat verdim. Resmi kayıtlarda, çok sevdiğiniz Wikipedia sayfalarında, tarih kitaplarında... Bu saltanat süresi boyunca 'partnerim' olarak o basura'nın adı yazmaya devam edecek! (Seyirci şaşkınlık ve öfkeyle bağırırken Dominik kendi kendini alkışlamaya başlıyor) Evet, evet alkışlayın beni! Come on! Bu cömertliğim karşısında eğilin! Bu da benden ona, o soğuk hastane odasında yatarken, hemşireler ağzındaki kanı silip pipetle beslerken okuması için küçük bir jest olsun. Pobrecito... Belki yıllar sonra torunlarına, 'Bakın çocuklar, ben bir hiçtim ama bir zamanlar efsanevi Dominik Mysterio'nun gölgesinde nefes alma şerefine erişmiştim' diye anlatır! O benim hikayemde sadece bir dipnot, bir nada! Ve bu kemerler—
Greg Hamilton: Ladies and gentlemen, please welcome... The World Heavyweight Champion... "Dirty"... Dominiiik... Mysteriooooo!
BOO! BOO!
BOO! BOO!
BOO! BOO!
Arena titriyor, onun anons edildiği sırada da; anons edildikten sonra da yuhalamalar çığ gibi! Herkes, tek bir ağızdan, var gücüyle onu yuhalıyor! Hakaretler havada uçuşuyor, Dominik nefreti- sıra sıra, herkesin arasında dolaşıyor! Bariyerin etrafını saran binlerin ortak bir noktası var- o da Dominik'ten nefret ediyor olmaları! Onlar tepkiler göstermeye, küfürler etmeye devam ederken... Aniden arenayı inleten o tanıdık melodi duyulur oluyor! Hoparlörlerden yayılan ilk notayla birlikte tüm arenada hava, iyice kararıyor-koyulaşıyor! Seyirciler, bunun anlamını çok iyi bilerek koltuklarından fırlıyorlar ve arenayı sağır edici bir yuhalama dalgası, saf bir nefretle dolduruyor! Giriş rampasında beliren bu silüet, şüphesiz ki o. Dominik Mysterio, şovu açmak üzere buraya geliyor!
"Dirty" Dominik Mysterio
Ekrana çıkan "Mr. Money in the Bank" yazısının üzerine çizgi çekildiği ve "Dirty" Dominik Mysterio yazdığı animasyonu seyrediyoruz Titantron'da. Arka alandan elinde kemerleriyle gelen birisi var, bu Dominik Mysterio'dan başkası değil! Ağzında sakızını çiğneyerek çıkmasının sonrasında seyirciler çılgına dönüyorlar! Nefret kusuluyor bütün arena boyunca! Dominik ise bu nefret yığınını göğsünde yumuşatıyor sadece! Elindeki kemerlerle, ringe doğru ağır adımlarla ilerliyor! Kendisini yuhalayan seyircilere gülüyor. Uzun zaman sonra ringe varıyor fakat ringe girmiyor, etrafını dolaşıyor. Daha fazla nefreti nasıl üzerime çekerimi kovalıyor adeta! Ringin doğusuna geldiğinde, yorumcu masasındaki John "Bradshaw" Layfield'ın kendisine nasıl da öfkeyle baktığını görüyor ve bunu bir fırsata dönüştürerek yorumcu masasının üzerine çıkıyor. Orada kemerlerini havaya kaldırıyor! Bu sırada John'un ona öfkeyle baktığını ve aralarında bir konuşmanın geçtiğini fark ediyoruz.
John "Bradshaw" Layfield: Sana bu dünyada kim güvenebilir, huh? Sen yürüyen bir ihanetsin! O kemer senin değil, o kemer senin sahtekarlığının kanıtı! Mide bulandırıcısın!
Dominik Mysterio: I don't hear ya! Come on J- suck it!
Michael Cole: Sakin ol John, don't to that.
Dominik, yorumcu masasından aşağıya iniyor ve yakındaki çelik basamağa doğru gidiyor. Çelik basamağı kullanarak Apron'a çıktıktan sonra iplerin arasından geçerek ringe girişini sağlıyor. Ringe girişini gerçekleştiren Dominik, kendisine bir mikrofonun sağlanmakta olduğu sırada; doğrudan köşeye gidiyor ve Second-rope'a çıkarak kemerlerini havaya kaldırıyor! Bir süre orada kaldıktan, sakızını çiğneyerek kendisine yöneltilen tepkileri seyrettikten sonra aşağıya iniyor. İplerin arasından kendisine uzatılan mikrofonu alıyor, kemerlerini omuzlarına atıyor ve elindeki mikrofonu ağzına doğru kaldırdıktan sonra konuşmaya başlıyor.
Dominik Mysterio: Tacoma- Washington! (Yuhalanıyor) Vay canına... Bu ses... Bu iğrenç gürültü... Sadece Washington gibi bir çöplükten, sürekli yağan o kasvetli yağmurdan beyni paslanmış insanlardan çıkabilirdi! (Yuhalanıyor) Biraz çenenizi kapatmaya ve burayı dinlemeye ne dersiniz, huh? (Seyirciler son güçleriyle yuhalıyorlar) Buraya gelmek için heyecanlı olduğunuzu, bilet yarışmasına girdiğinizden haberdarım. Söyleyin; o biletleri beni yargılamak için aldınız, değil mi? (Kahkaha atıyor) O küçük telefonlarınızla beni çekip sosyal medyada 'Dom' bir hain' diye ağlamak için buradasınız. Hepiniz bana bakıp bir canavar görüyorsunuz. Geçen hafta Jack Perry'ye yaptıklarımı izlediniz ve benim 'kardeşimi' sattığımı düşündünüz. Ama o minik beyinlerin, o listos geçinen aptal kafaların anlamadığı bir şey var: İhanet, sadakatin bittiği yerde başlar. Ve o- Jack Perry... Sadakati bozan ilk kişi oydu! (Seyirciler önce şaşırıyorlar, sonra da var güçleriyle yuhalamaya devam ediyorlar) Bizim bir planımız vardı! O ringe girdiğimde amacım neydi— tarih yazmak. O kemerleri birleştirmek. Ben PGW Undisputed Champion olacaktım. Ben bu şirketin tek ve gerçek kralı olacaktım. Peki o cabrón ne yaptı? Sırf kendi egosunu tatmin etmek için, sırf (Sesini incelterek konuşuyor) "Bakın ben de buradayım, ben de sert çocuğum." diyebilmek için maçı diskalifiye ile bitirdi! Benim anımı çaldı! Kemerlerin birleşmemesine, dolayısıyla benim de Undisputed olmamı engelledi! Beni zirveye taşımak yerine, kendi küçük şovunu yapmayı seçti. O yüzden bana hain demeyin çünkü gerçekten ihaneti yapan oydu! Ben sadece hedefe giden yolda ayağıma takılan bir taşı kenara attım! ¡Eso es todo lo que hice!
Spiker masası bile objektifliğini koruyamıyor, Dominik'in bunları söyleme yüzsüzlüğünü ele alıyorlar! Varlığıyla herkese kötü enerji veriyor, ona küfür ediyorlar, hakaret ediyorlar! Dominik ise karşısına aldığı insanları umursamıyor, onların yuhalamalarını duymazdan geliyor. Sadece bekliyor, kulak asmadan. Şimdi konuşma sırası geliyor ama seyirciler onu bastırıyorlar. Dominik yuhalamaların devam ettiği hâlde, elindeki mikrofona konuşuyor. Mikrofona bağırarak konuşuyor ki sesi anlaşılsın, öyle bir uğultu mevcut!
Dominik Mysterio: Biliyorum— biliyorum hepiniz şu an neyi merak ediyorsunuz. İnternetteki o küçük forumlarınızda, sosyal medya platformlarında neler konuştuğunuzu okudum. Hepiniz, 'Zavallı Dom', partneri yok; kemerleri boşa çıkarmak zorunda kalacak' diye ellerinizi ovuşturuyorsunuz, değil mi? (Kahkaha atıyor) Hayır, hayır, hayır... Siz gerçekten hiçbir şey bilmiyorsunuz. Bakın, ben sizin aksine sadece güreş izlemiyorum; ben bu şirketin kurallarını, tüzüğünü okuyorum. Avukatlarımla, şirket yönetimiyle çok keyifli bir toplantı yaptık. (Sol omzundaki PGW Tag Team Championship'i kaldırarak konuşuyor) Ben bu ay, bu bebekleri (Vurguluyor) savundum mu? EVET! Zil çaldı mı? Çaldı. Maç kayıtlara geçti mi? Geçti. Bu ne demek biliyor musunuz, Washington? (Yuhalanıyor) Bu demek oluyor ki; benim yükümlülüğüm bitti! Önümüzdeki Pay-Per-View'a kadar bu kemerleri savunmak zorunda değilim! Yani ben, Dominik Mysterio, önümüzdeki haftalarca bu kemerlerin ağırlığıyla omuzlarımı güçlendirirken, sadece ve sadece keyfime bakacağım! (Yuhalanıyor) Hiç acelem yok. Sıradaki büyük şova kadar, bana ayak bağı olmayacak, 'ben' yerine 'biz' diyebilecek ve bu kemerleri hak edecek yeni bir partner bulmak için bol bol vaktim var! O zamana kadar... Bu altınların parıltısı gözlerinizi kamaştırmaya devam edecek!
Dominik korkunç bir şekilde yuhalanmaya devam ediyor. Ona bu sefer çok ağır küfürler geliyor, o da alaycı tavırlarla devam ediyor.
Dominik Mysterio: Tranquilo, tranquilo... Ama ben zalim bir hükümdar değilim— adil bir kralım, un Rey generoso! Jack'e de hakkını teslim etmek istiyorum. (Pis bir sırıtışla kameraya göz kırpıyor) Avukatlarıma özel bir talimat verdim. Resmi kayıtlarda, çok sevdiğiniz Wikipedia sayfalarında, tarih kitaplarında... Bu saltanat süresi boyunca 'partnerim' olarak o basura'nın adı yazmaya devam edecek! (Seyirci şaşkınlık ve öfkeyle bağırırken Dominik kendi kendini alkışlamaya başlıyor) Evet, evet alkışlayın beni! Come on! Bu cömertliğim karşısında eğilin! Bu da benden ona, o soğuk hastane odasında yatarken, hemşireler ağzındaki kanı silip pipetle beslerken okuması için küçük bir jest olsun. Pobrecito... Belki yıllar sonra torunlarına, 'Bakın çocuklar, ben bir hiçtim ama bir zamanlar efsanevi Dominik Mysterio'nun gölgesinde nefes alma şerefine erişmiştim' diye anlatır! O benim hikayemde sadece bir dipnot, bir nada! Ve bu kemerler—
Bir saniye, bu sözler yarıda kesiliyor? Ne oluyor— bir tema müziğinin arena boyunca çalmaya-yankılanmaya başladığını fark ediyoruz. Bariyerlerin etrafını saran binler, ayağa kalkıyor ve arka alandan, Stage'e gelecek olan ismi görmeye çalışıyorlar. Onu görmeye-tanımaya çalışıyorlar çünkü arenada çalmakta olan bu müzik, bizler tarafından daha önce duyulmamıştı ve kime ait olduğu bilinmiyor! Arka alandan gelen... Bu—
FINN BÁLOR! FINN, ARAYA GİREN UZUN ZAMANIN SONRASINDA KENDİSİNİ TEKRARDA PRESTIGE GRAND WRESTLING'DE BULUYOR!
Michael Cole: OH MY GOD! FINN BÁLOR IS BACK! FINN BÁLOR IS HERE IN TACOMA!
Stage'den çıkan dumanların arasından beliren isim Finn! Arka alandan çıkagelen ve Stage'in tam orta noktasına duran kişi Finn! Kendisini şoke olarak, Dominik'in karşısında desteklerle karşılayan seyirci kitlesini izliyor bir süre, onları süzüyor. Bunu hissetmeyeli, onun için gerçekten çok uzun zaman olmuştu! Finn'in üzerinde ceket var, sakalları ise uzun. Kendisinin suratsız olduğunu, yüz ifadesinin düşük olduğunu rahatlıkla seçebiliyorduk ama ring içerisinde Dominik'in şoke olması onu güldürmeyi başarıyor. Dominik'in şaşırmasına ve sonra da bozulması, Finn'i keyiflendirmeyi sağlıyor. Finn, bakışlarını onun üzerinden ayırmadan ringe doğru ilerliyor; Dominik ise bozulmuş bir şekilde bakışlarını ondan kaçırıyor, ring matına bakıyor!
FINN BÁLOR! FINN, ARAYA GİREN UZUN ZAMANIN SONRASINDA KENDİSİNİ TEKRARDA PRESTIGE GRAND WRESTLING'DE BULUYOR!
Michael Cole: OH MY GOD! FINN BÁLOR IS BACK! FINN BÁLOR IS HERE IN TACOMA!
Stage'den çıkan dumanların arasından beliren isim Finn! Arka alandan çıkagelen ve Stage'in tam orta noktasına duran kişi Finn! Kendisini şoke olarak, Dominik'in karşısında desteklerle karşılayan seyirci kitlesini izliyor bir süre, onları süzüyor. Bunu hissetmeyeli, onun için gerçekten çok uzun zaman olmuştu! Finn'in üzerinde ceket var, sakalları ise uzun. Kendisinin suratsız olduğunu, yüz ifadesinin düşük olduğunu rahatlıkla seçebiliyorduk ama ring içerisinde Dominik'in şoke olması onu güldürmeyi başarıyor. Dominik'in şaşırmasına ve sonra da bozulması, Finn'i keyiflendirmeyi sağlıyor. Finn, bakışlarını onun üzerinden ayırmadan ringe doğru ilerliyor; Dominik ise bozulmuş bir şekilde bakışlarını ondan kaçırıyor, ring matına bakıyor!
John "Bradshaw" Layfield: LOOK AT DOMINIK'S FACE! HE LOOKS LIKE HE'S SEEN A GHOST! THE JUDGMENT DAY'S PAST HAS COME TO HAUNT HIM!
Elinde bir adet mikrofonu olan Finn, bir süre içerisinde ringe varıyor. Doğrudan çelik basamaklara doğru hareketlendiğini fark ediyoruz. Adımlarını teker teker attıktan sonra Apron'da buluyor kendisini. Doğrudan ringe geçmek yerine, orada ilerliyor ve Apron'ı tam ortaladıktan sonra ringe giriyor. Dominik onunla göz göze gelme konusunda imtina ederken, Finn onun tam karşısına konumlanıyor ve rahatsızlık veriyor. Şarkı kesiliyor, Finn ise derin bir nefes verdikten sonra elindeki mikrofonu dudaklarına doğru uzatarak karşısındaki Dominik'e söylemek istediklerini, sözlerini sarf etmeye başlıyor.
Finn Bálor: Ne o Dom'? My Dirty- öylece duracak mısın? Yüzüme sanki bir canavar görmüşsün gibi bakıyorsun. Eski dostuna bir "Hoş geldin!" demeyecek misin? Elimi sıkmayacak mısın? Pekala, işleri senin için zorlaştırmayı istemem. Sorun değil. Anlıyorum. Omuzlarındaki o ağırlık, o altın parıltısı... İnsanı değiştirir. Seni tebrik ederim Dominik. Gerçekten. O kemer sana yakışmış. Prestige Grand Wrestling'in zirvesinde, herkesin tepesinde duruyorsun. Ama sana bir soru sormam lazım... (Finn bir adım yaklaşıyor, Dominik'in kişisel alanına giriyor) O kemerin şu an senin omzunda olmasının tek sebebinin ben olduğumu biliyor musun? Şu an, o şampiyonun hayatını yaşayabilmenin tek sebebi, benim geçen sene yaptığım o fedakarlık. (Dominik şaşkın ve savunmacı bir tavırla "Ne alakası var?" der gibi el kol hareketleri yapıyor; Finn parmağını kaldırıp onu susturuyor) Hafızan mı zayıfladı? Hatırlatayım. Geçen sene... Çanta olayları. Ne kadar inatçıydın, hatırlıyor musun? Ne kadar oyunbozan, ne kadar bencil davrandığını? O lanet olası Briefcase'i alabilmek için, o merdivenlerin tepesine çıkabilmek için Judgment Day’i nasıl içeriden kemirdiğini unuttun mu? Her toplantımızda, her stratejimizde 'Ben! Ben! Ben!' diye tutturan, istediği oyuncağı alınmazsa ortalığı birbirine katan o şımarık çocuğu hatırlamıyor musun? Herkes o çantayı senin için, bizim için en iyi olacak şekilde kullanmanı isterken, sen aslında her şeyi mahvetmek üzereydin. O inatçılığın, o kör hırsın... Neredeyse kurduğumuz her şeyi yıkacaktı.
Seyirciler bütünüyle Finn'e destek gösteriyorlar ve onun bu tutumunu alkışlıyorlar. Dominik bozulmuş bir şekilde, onun söylediklerini suratını ekşiterek dinliyor. Finn, seyircilerin onu alkışladığı sırada dinlenmeyi tercih ediyor. Bir süre sonra elindeki mikrofonu ağzına doğru götürerek konuşmasına kaldığı yerden devam ediyor.
Finn Bálor: O gün isteseydim, o çantayı senin elinden söküp alırdım. İsteseydim seni o ringe gömerdim ve kimse de gıkını çıkaramazdı. Ama yapmadım. Neden? Çünkü ben bir liderin yapması gerekeni yaptım. O dönem... Kendi hayatım, bu ringin dışındaki dünyam zaten bir yangın yeriydi. Kafamın içi susmayan seslerle doluydu. Kendi kişisel cehennemimi yaşarken, bir de burada, 'evim' dediğim Judgment Day'de bir iç savaş çıkartmak istemedim. Sırf bu aile dağılmasın, sırf o birlik bozulmasın diye egomu bir kenara bıraktım. Kendimden, kariyerimden, belki de şu an belinde duran o kemerden feragat ettim! Ben geri çekildim ki, sen parlayabilesin! Ben o kapıdan çıkıp giderken, arkama bakmadım sanıyorsun değil mi? Şirketten ayrıldım, evet. Çünkü kafamı toparlamam, kendi savaşlarımı vermem gerekiyordu. Ama sana o çantayı bırakırken, o jesti yaparken sana aslında sessiz bir mesaj verdim Dom'. Sana bir vasiyet bıraktım— o çanta sadece bir fırsat değildi; o çanta 'Carlito ve JD sana emanet' demekti! (Cheer bombası var adeta) Judgment Day'i yaşatmak, bu bayrağı taşımak senin işindi! Ama sen ne yaptın? O emanete, o güvene, 'kardeşlik' dediğimiz o bağa ihanet ettin! Carlito ve JD'yi yarı yolda bıraktın! Onların kovulmasına, ekmeklerinden edilmesine sesini bile çıkarmadın. Kılını bile kıpırdatmadın- onların ateşe atılmasına göz yumdun! Ama unuttuğun bir şey var Dom'... Ben asla unutmam ve asla affetmem— Carlito'nun hesabı, JD'nin gözyaşları ve benim iyi niyetimin bedeli... Hepsi şu an karşımda duruyor! (İnanılmaz Cheer'lanıyor) O kemere çok alışma çünkü geçmişin hayaletleri geri döndü! Ve şimdi- hesabı kapatma zamanı!
Elinde bir adet mikrofonu olan Finn, bir süre içerisinde ringe varıyor. Doğrudan çelik basamaklara doğru hareketlendiğini fark ediyoruz. Adımlarını teker teker attıktan sonra Apron'da buluyor kendisini. Doğrudan ringe geçmek yerine, orada ilerliyor ve Apron'ı tam ortaladıktan sonra ringe giriyor. Dominik onunla göz göze gelme konusunda imtina ederken, Finn onun tam karşısına konumlanıyor ve rahatsızlık veriyor. Şarkı kesiliyor, Finn ise derin bir nefes verdikten sonra elindeki mikrofonu dudaklarına doğru uzatarak karşısındaki Dominik'e söylemek istediklerini, sözlerini sarf etmeye başlıyor.
Finn Bálor: Ne o Dom'? My Dirty- öylece duracak mısın? Yüzüme sanki bir canavar görmüşsün gibi bakıyorsun. Eski dostuna bir "Hoş geldin!" demeyecek misin? Elimi sıkmayacak mısın? Pekala, işleri senin için zorlaştırmayı istemem. Sorun değil. Anlıyorum. Omuzlarındaki o ağırlık, o altın parıltısı... İnsanı değiştirir. Seni tebrik ederim Dominik. Gerçekten. O kemer sana yakışmış. Prestige Grand Wrestling'in zirvesinde, herkesin tepesinde duruyorsun. Ama sana bir soru sormam lazım... (Finn bir adım yaklaşıyor, Dominik'in kişisel alanına giriyor) O kemerin şu an senin omzunda olmasının tek sebebinin ben olduğumu biliyor musun? Şu an, o şampiyonun hayatını yaşayabilmenin tek sebebi, benim geçen sene yaptığım o fedakarlık. (Dominik şaşkın ve savunmacı bir tavırla "Ne alakası var?" der gibi el kol hareketleri yapıyor; Finn parmağını kaldırıp onu susturuyor) Hafızan mı zayıfladı? Hatırlatayım. Geçen sene... Çanta olayları. Ne kadar inatçıydın, hatırlıyor musun? Ne kadar oyunbozan, ne kadar bencil davrandığını? O lanet olası Briefcase'i alabilmek için, o merdivenlerin tepesine çıkabilmek için Judgment Day’i nasıl içeriden kemirdiğini unuttun mu? Her toplantımızda, her stratejimizde 'Ben! Ben! Ben!' diye tutturan, istediği oyuncağı alınmazsa ortalığı birbirine katan o şımarık çocuğu hatırlamıyor musun? Herkes o çantayı senin için, bizim için en iyi olacak şekilde kullanmanı isterken, sen aslında her şeyi mahvetmek üzereydin. O inatçılığın, o kör hırsın... Neredeyse kurduğumuz her şeyi yıkacaktı.
Seyirciler bütünüyle Finn'e destek gösteriyorlar ve onun bu tutumunu alkışlıyorlar. Dominik bozulmuş bir şekilde, onun söylediklerini suratını ekşiterek dinliyor. Finn, seyircilerin onu alkışladığı sırada dinlenmeyi tercih ediyor. Bir süre sonra elindeki mikrofonu ağzına doğru götürerek konuşmasına kaldığı yerden devam ediyor.
Finn Bálor: O gün isteseydim, o çantayı senin elinden söküp alırdım. İsteseydim seni o ringe gömerdim ve kimse de gıkını çıkaramazdı. Ama yapmadım. Neden? Çünkü ben bir liderin yapması gerekeni yaptım. O dönem... Kendi hayatım, bu ringin dışındaki dünyam zaten bir yangın yeriydi. Kafamın içi susmayan seslerle doluydu. Kendi kişisel cehennemimi yaşarken, bir de burada, 'evim' dediğim Judgment Day'de bir iç savaş çıkartmak istemedim. Sırf bu aile dağılmasın, sırf o birlik bozulmasın diye egomu bir kenara bıraktım. Kendimden, kariyerimden, belki de şu an belinde duran o kemerden feragat ettim! Ben geri çekildim ki, sen parlayabilesin! Ben o kapıdan çıkıp giderken, arkama bakmadım sanıyorsun değil mi? Şirketten ayrıldım, evet. Çünkü kafamı toparlamam, kendi savaşlarımı vermem gerekiyordu. Ama sana o çantayı bırakırken, o jesti yaparken sana aslında sessiz bir mesaj verdim Dom'. Sana bir vasiyet bıraktım— o çanta sadece bir fırsat değildi; o çanta 'Carlito ve JD sana emanet' demekti! (Cheer bombası var adeta) Judgment Day'i yaşatmak, bu bayrağı taşımak senin işindi! Ama sen ne yaptın? O emanete, o güvene, 'kardeşlik' dediğimiz o bağa ihanet ettin! Carlito ve JD'yi yarı yolda bıraktın! Onların kovulmasına, ekmeklerinden edilmesine sesini bile çıkarmadın. Kılını bile kıpırdatmadın- onların ateşe atılmasına göz yumdun! Ama unuttuğun bir şey var Dom'... Ben asla unutmam ve asla affetmem— Carlito'nun hesabı, JD'nin gözyaşları ve benim iyi niyetimin bedeli... Hepsi şu an karşımda duruyor! (İnanılmaz Cheer'lanıyor) O kemere çok alışma çünkü geçmişin hayaletleri geri döndü! Ve şimdi- hesabı kapatma zamanı!
MOMENT
Bütün arena var güçleriyle Cheer'lıyorlar! Arena bir anda o kadar yoğunlaşıyor ki, havaya iğne bıraksan yere düşmeyecek durumda! Herkes bir olarak, Dominik'in karşısında Finn'e destek veriyorlar ve tabiri yerindeyse onu güçlendiriyorlar! Dominik bunun olmasından nefret ediyor olduğunu açıkça belli ediyor, beden dilinden bu rahatlıkla seçilebiliyor. O, bir süre elindeki mikrofonla uğraştıktan sonra onu sıkı bir şekilde tutuyor ve ağzına doğru götürdükten sonra yanıt vermeye başlıyor.
Dominik Mysterio: Vay be... Ne kadar da dokunaklıydı, öyle değil mi, huh? Gerçekten, neredeyse gözlerim dolacaktı ese. 'Emanet', 'Kardeşlik', 'Vasiyet'... Bu kelimeleri kullanmayı ne kadar çok seviyorsun. Ama bir şeyi atlıyorsun— sen kendi kafanda kurduğun bir hayal dünyasında yaşıyorsun! (Yuhalanıyor) Carlito, JD ve sen. Siz benim 'ailem' değildiniz. Hiçbir zaman olmadınız! Ve şu 'fedakarlık' masallarını, 'bana yol açtığın' yalanlarını bir kenara bırak. Sen. Hiçbir. Şey. Yapmadın! Bana bir şey vermediniz Finn, ben her şeyi kendim aldım! O çantayı ben kazandım, o maçları ben çevirdim, o stratejileri ben kurdum. Bu kemerler? Bu başarı? Bu zirve? Hepsini ben, tek başıma, kendi bileğimin hakkıyla, kendi zekamla başardım! Siz beni taşımadınız... Tam tersine, ben yıllarca sizin gibi beceriksizleri sırtımda taşıdım! Benim ışığımdan faydalanan, benim sayemde ekmek yiyen parazitlerdiniz sadece! (Yuhalanıyor) Aileden mi bahsediyorsun? Sana bir sır vereyim Finn... Jack bile sizden daha 'aile'ydi bana! (Korkunç bir uğultu var) Onunla paylaştığım şey, sizinle o destartalado soyunma odalarında paylaştıklarımdan daha gerçekti. Ama ne oldu biliyor musun? Ona bile ne yaptığımı gördün değil mi— onu nasıl harcadığımı, nasıl sildiğimi tüm dünya izledi! Eğer ona bunu yaptıysam... Senin gibi, başarımın üzerine konmaya çalışan birine neler yapabileceğimi hayal bile edemezsin!
Dominik kahkahaya boğuluyor bu söylediklerinin ardından! Kahkahayı basıyor, seyirciler ise ona ağır küfürler yağdırıyorlar! Dominik'in hunharca gülüyor olması ve her şeyi inkar etmesi, Finn'i oldukça irite etmiş gibi görünüyor. Finn sinirli bir şekilde ona bakmaya, gözlerini onun üzerinden çekmemeye devam ediyor. Dominik ise aniden kahkaha halini bozuyor ve Finn'e iyice yaklaşarak, dişlerini sıkarak sözlerini kullanmaya başlıyor.
Dominik Mysterio: Bana bak Finn- gözlerimin içine bak ve o aradığın çocuğu bulmaya çalış. O babasına küsen, saçlarını boyayıp köşede somurtan ergen artık yok- o öldü! Ben onu kendi ellerimle gömdüm. Karşında duran adam Prestige Grand Wrestling'in zirvesi! (Yuhalanıyor) Bana 'liderlikten' bahsedebilirsin ama sen kendi zihnini bile yönetemiyorsun- bu ne olacak? Sen o kafandaki Demon'larla, o seslerle boğuşurken; ben gerçek dünyada, gerçek canavarları dize getirdim! Sen terapi seanslarında huzur ararken, ben burada dönemimi kurdum! It's my era fool, It's DOM-ERA! (Yuhalanıyor. Bir süre duraksadıktan sonra devam ediyor) Beni test mi etmek istiyorsun? O 'eski Dom'un' artık olmadığını, senin o çok sevdiğin 'çırağının' senin celladın olabileceğini sınamak-görmek mi istiyorsun? Pekala... Madem canın yanmak istiyor, madem o kırılgan egon son bir darbe daha istiyor... İstediğini alacaksın! Haftaya, ringde— World Heavyweight Championship için! Ama uyarıyorum Finn... O maça çıktığında karşına bir 'kardeş' gelmeyecek. Karşına seni ve o kafandaki sesleri susturmaya, seni emekli etmeye ant içmiş bir Şampiyon gelecek. Haftaya görüşürüz... Tabii eğer o zamana kadar akıl sağlığını kaybetmezsen!
Bütün arena var güçleriyle Cheer'lıyorlar! Arena bir anda o kadar yoğunlaşıyor ki, havaya iğne bıraksan yere düşmeyecek durumda! Herkes bir olarak, Dominik'in karşısında Finn'e destek veriyorlar ve tabiri yerindeyse onu güçlendiriyorlar! Dominik bunun olmasından nefret ediyor olduğunu açıkça belli ediyor, beden dilinden bu rahatlıkla seçilebiliyor. O, bir süre elindeki mikrofonla uğraştıktan sonra onu sıkı bir şekilde tutuyor ve ağzına doğru götürdükten sonra yanıt vermeye başlıyor.
Dominik Mysterio: Vay be... Ne kadar da dokunaklıydı, öyle değil mi, huh? Gerçekten, neredeyse gözlerim dolacaktı ese. 'Emanet', 'Kardeşlik', 'Vasiyet'... Bu kelimeleri kullanmayı ne kadar çok seviyorsun. Ama bir şeyi atlıyorsun— sen kendi kafanda kurduğun bir hayal dünyasında yaşıyorsun! (Yuhalanıyor) Carlito, JD ve sen. Siz benim 'ailem' değildiniz. Hiçbir zaman olmadınız! Ve şu 'fedakarlık' masallarını, 'bana yol açtığın' yalanlarını bir kenara bırak. Sen. Hiçbir. Şey. Yapmadın! Bana bir şey vermediniz Finn, ben her şeyi kendim aldım! O çantayı ben kazandım, o maçları ben çevirdim, o stratejileri ben kurdum. Bu kemerler? Bu başarı? Bu zirve? Hepsini ben, tek başıma, kendi bileğimin hakkıyla, kendi zekamla başardım! Siz beni taşımadınız... Tam tersine, ben yıllarca sizin gibi beceriksizleri sırtımda taşıdım! Benim ışığımdan faydalanan, benim sayemde ekmek yiyen parazitlerdiniz sadece! (Yuhalanıyor) Aileden mi bahsediyorsun? Sana bir sır vereyim Finn... Jack bile sizden daha 'aile'ydi bana! (Korkunç bir uğultu var) Onunla paylaştığım şey, sizinle o destartalado soyunma odalarında paylaştıklarımdan daha gerçekti. Ama ne oldu biliyor musun? Ona bile ne yaptığımı gördün değil mi— onu nasıl harcadığımı, nasıl sildiğimi tüm dünya izledi! Eğer ona bunu yaptıysam... Senin gibi, başarımın üzerine konmaya çalışan birine neler yapabileceğimi hayal bile edemezsin!
Dominik kahkahaya boğuluyor bu söylediklerinin ardından! Kahkahayı basıyor, seyirciler ise ona ağır küfürler yağdırıyorlar! Dominik'in hunharca gülüyor olması ve her şeyi inkar etmesi, Finn'i oldukça irite etmiş gibi görünüyor. Finn sinirli bir şekilde ona bakmaya, gözlerini onun üzerinden çekmemeye devam ediyor. Dominik ise aniden kahkaha halini bozuyor ve Finn'e iyice yaklaşarak, dişlerini sıkarak sözlerini kullanmaya başlıyor.
Dominik Mysterio: Bana bak Finn- gözlerimin içine bak ve o aradığın çocuğu bulmaya çalış. O babasına küsen, saçlarını boyayıp köşede somurtan ergen artık yok- o öldü! Ben onu kendi ellerimle gömdüm. Karşında duran adam Prestige Grand Wrestling'in zirvesi! (Yuhalanıyor) Bana 'liderlikten' bahsedebilirsin ama sen kendi zihnini bile yönetemiyorsun- bu ne olacak? Sen o kafandaki Demon'larla, o seslerle boğuşurken; ben gerçek dünyada, gerçek canavarları dize getirdim! Sen terapi seanslarında huzur ararken, ben burada dönemimi kurdum! It's my era fool, It's DOM-ERA! (Yuhalanıyor. Bir süre duraksadıktan sonra devam ediyor) Beni test mi etmek istiyorsun? O 'eski Dom'un' artık olmadığını, senin o çok sevdiğin 'çırağının' senin celladın olabileceğini sınamak-görmek mi istiyorsun? Pekala... Madem canın yanmak istiyor, madem o kırılgan egon son bir darbe daha istiyor... İstediğini alacaksın! Haftaya, ringde— World Heavyweight Championship için! Ama uyarıyorum Finn... O maça çıktığında karşına bir 'kardeş' gelmeyecek. Karşına seni ve o kafandaki sesleri susturmaya, seni emekli etmeye ant içmiş bir Şampiyon gelecek. Haftaya görüşürüz... Tabii eğer o zamana kadar akıl sağlığını kaybetmezsen!
Dominik bu söylediklerinin sonrasında omzunda duran World Heavyweight Championship'ini alıyor ve onu havaya kaldırıyor! Karşısında ona öfkeli bir şekilde bakan Finn var, kavga başlatmıyor ama onun üstüne gidiyor ve Dominik kemerini havada asılı tutarken kafa tokuşturuyor. Kafa kafaya vermiş şekilde, keçiler gibi birbirlerini ittiriyorlar ve anlaşılması mümkün olmayan konuşmalar gerçekleştiriyorlar kendi aralarında. Onlar bunu yapmaya devam ederken, önümüzdeki hafta gerçekleştirilecek olan PAYBACK şovundaki maçın grafiği aşağıda veriliyor. Önümüzdeki hafta için World Heavyweight Championship maçı duyuruluyor! Onlar kafa kafaya devam ederken, kameralar kapanıyor ve şov kaldığı yerden hız kesmeden devam ediyor.
kırılan kemiklerin sesi… en dürüst çığlıktır…
bazı eller inşa etmek için değildir… yok etmek için yontulmuştur…
sıfır merhamet… sıfır umut… geriye sadece o kalacak.
gözlerimin içine bak… ve kendi sonunu gör.
Bu— Swerve Strickland! Müziğiyle birlikte yavaşça stage'de beliriyor. Kendinden emin, o meşhur rahat tavrıyla ve yavaş adımlarla ringe doğru yürüyor. Çelik basamakları ağır ağır çıkıyor, apronda durup gözlüklerinin üzerinden seyircileri süzüyor. Kalabalığın tepkisini içine çektikten sonra iplerin arasından ringe süzülüyor ve hafifçe zıplayıp ısınarak, gözünü girişe dikip rakibini beklemeye başlıyor.
Arena aniden karanlığa ve mor dumanlara boğuluyor. Dumanların içinden PGW World Television şampiyonu Jeff Hardy çıkıyor. Ağzında sigarası, elleri cebinde. Seyircileri veya Swerve'ü görmezden gelerek, ürkütücü bir sakinlikle yavaş yavaş yürüyor. Jeff hiç acele etmeden merdivenleri çıkıp iplerin arasından ringe giriyor. Belindeki kemeri çıkarıp hakeme uzatırken bile gözü boşluğa bakıyor. Hakem kemeri kaldırırken Jeff nihayet kafasını çevirip Swerve’e kilitleniyor. Swerve, Jeff'in bu umursamaz tavrına sinirlenip ona yaklaşırken, Jeff ağzındaki dumanı sakince Swerve'ün yüzüne doğru üflüyor.
kırılan kemiklerin sesi… en dürüst çığlıktır…
bazı eller inşa etmek için değildir… yok etmek için yontulmuştur…
sıfır merhamet… sıfır umut… geriye sadece o kalacak.
gözlerimin içine bak… ve kendi sonunu gör.
Bu— Swerve Strickland! Müziğiyle birlikte yavaşça stage'de beliriyor. Kendinden emin, o meşhur rahat tavrıyla ve yavaş adımlarla ringe doğru yürüyor. Çelik basamakları ağır ağır çıkıyor, apronda durup gözlüklerinin üzerinden seyircileri süzüyor. Kalabalığın tepkisini içine çektikten sonra iplerin arasından ringe süzülüyor ve hafifçe zıplayıp ısınarak, gözünü girişe dikip rakibini beklemeye başlıyor.
Arena aniden karanlığa ve mor dumanlara boğuluyor. Dumanların içinden PGW World Television şampiyonu Jeff Hardy çıkıyor. Ağzında sigarası, elleri cebinde. Seyircileri veya Swerve'ü görmezden gelerek, ürkütücü bir sakinlikle yavaş yavaş yürüyor. Jeff hiç acele etmeden merdivenleri çıkıp iplerin arasından ringe giriyor. Belindeki kemeri çıkarıp hakeme uzatırken bile gözü boşluğa bakıyor. Hakem kemeri kaldırırken Jeff nihayet kafasını çevirip Swerve’e kilitleniyor. Swerve, Jeff'in bu umursamaz tavrına sinirlenip ona yaklaşırken, Jeff ağzındaki dumanı sakince Swerve'ün yüzüne doğru üflüyor.
Swerve, yüzüne üflenen dumanı eliyle dağıtıp öfkeyle bir adım öne çıkıyor ama hakem araya girerek onları ayırıyor. Jeff, o sinir bozucu sakinliğiyle sigarasını yere atıp ayağıyla eziyor ve gardını alıyor. Hakem son kontrolleri yapıp işareti veriyor.
PGW World Television Championship
Jeff Hardy (c) vs. Swerve Strickland
Maç başladı. İkili birbirlerine yaklaşıyor ve Collar And Elbow Tie Up'a gidiyor. Jeff hızla headlock'a alıyor. Fakat Swerve aniden bundan kurtuluyor ve kolundan çeviriyor ardından seri bir School Boy Roll Up! 1... 2... KICKOUT! İkili hızla ayaklanıyor. Swerve seri bir şekilde Jeff'e koşuyor. Jeff ani bir Arm Drag. Sonrasında ikili tekrar kalkıyor. Swerve'ü hızla Inverted Atomic Drop'la tutuyor fakat Swerve ani bir dirsek ve peşine de Japanese Arm Drag. Sonrasında Kip Up'la kalkıyor ve hızla iplerden sekip HOUSE CALL! Fakat hayır. Jeff, Swerve'ün bacağını havada yakalıyor ve Dragon Screw'la Swerve'ü yere yapıştırıyor. Swerve sekerek kalkıyor. Jeff hızla Shoulder Charge'la Swerve'ü köşeye çarptırıyor. Sonrasında köşede seri yumruklar savuruyor. Ardından geri geri çekiliyor ve hızla koşarak bir Clothesline fakat Swerve hızla aprona geçiyor. Ardından Jeff'in kafasına sağlam bir yumruk. Sonrasında Rolling Thunder Flatliner! Fakat hayır! Jeff, Swerve'ü havada yakalıyor ve Inverted Atomic Drop! Ardından bacağından tutup yere çekiyor ve Leg Drop! Sonrasında peşine de bir Basement Front Dropkick! Hızla tuşa gidiyor. 1... 2... KICKOUT!
Jeff, Swerve'ü yavaşça kaldırıyor ve Twist Of Fate yapmak istiyor fakat Swerve bunu hızla çeviriyor ve Twisting Brainbuster! Jeff oturma pozisyonuna geçiyor. Swerve hızla Second Rope'a çıkıyor ve arkasından European Uppercut'la atlıyor! Sonrasında Griddy gibi tauntlar atıyor. Jeff yavaşça ipleri tutarak kalkıyor. Swerve hızla üstüne koşuyor. Jeff bir anda dodge atıp Swerve'ü ring dışına postalıyor! Ardından geri geri çekiliyor ve Baseball Slide Dropkick! Swerve sersemliyor. Jeff hızla aprona geçiyor. Crossbody'le Swerve'ün üstüne atlıyor! Fakat Swerve bundan kaçıyor ve hızla aprona sıçrıyor! Koşarak bir Pump Kick'i oturtuyor! Sonrasında hızla ringe giriyor. İplerden sekiyor ve Fosbury Flop! Fakat hayır! Jeff bundan kaçıyor! Swerve boşa düşüyor! Yerde acıyla karnını tutuyor! Jeff, hızla kaldırıyor ve Suplex pozisyonunda kaldırıyor. Inverted Suplex Slam'le Swerve'ü bariyerlere çarpıyor! Sonrasında kaldırıyor ve ringe sokuyor. Peşine kendisi de giriyor.
Swerve köşeye oturuyor. Jeff hızla Hardyac Arrest! Fakat hayır! Swerve dizleriyle Jeff'in karnına tekme atıyor ve bunu engelliyor. Sonrasında hızla Fireman's Carry'e alıyor fakat Jeff bundan kurtuluyor ve Swerve'ü hızla köşede doğru fırlatıyor. Hayır! Swerve bunu tersine çeviriyor. Jeff köşedeyken Swerve üstüne hızla koşuyor fakat Jeff bundan kaçıyor! Swerve kafasını köşeye tosluyor! Jeff hızla WHISPER IN THE WIND! TUŞ! 1... 2... KICKOUT! Jeff, Twist Of Fate için Swerve'ün kalkmasını bekliyor. Swerve arkasını dönüyor fakat o da ne!? Bir anda dönerken DISCUS LARIAT'I OTURTUYOR! Ardından seri bir şekilde Jeff'i kavrıyor ve BIG PRESSURE! Fakat hayır! Jeff bunu bir anda Victory Roll'a çeviriyor! 1... 2... KICKOUT! İkili tekrardan ayaklanıyor. Jeff ani bir Gut Kick ve TWIST OF FATE! Sonrasında hızla aprona geçiyor. Aprondan da Top Rope'a çıkıyor ve tauntunu atıyor.
SWANTON BOMBB!
PGW World Television Championship
Jeff Hardy (c) vs. Swerve Strickland
Maç başladı. İkili birbirlerine yaklaşıyor ve Collar And Elbow Tie Up'a gidiyor. Jeff hızla headlock'a alıyor. Fakat Swerve aniden bundan kurtuluyor ve kolundan çeviriyor ardından seri bir School Boy Roll Up! 1... 2... KICKOUT! İkili hızla ayaklanıyor. Swerve seri bir şekilde Jeff'e koşuyor. Jeff ani bir Arm Drag. Sonrasında ikili tekrar kalkıyor. Swerve'ü hızla Inverted Atomic Drop'la tutuyor fakat Swerve ani bir dirsek ve peşine de Japanese Arm Drag. Sonrasında Kip Up'la kalkıyor ve hızla iplerden sekip HOUSE CALL! Fakat hayır. Jeff, Swerve'ün bacağını havada yakalıyor ve Dragon Screw'la Swerve'ü yere yapıştırıyor. Swerve sekerek kalkıyor. Jeff hızla Shoulder Charge'la Swerve'ü köşeye çarptırıyor. Sonrasında köşede seri yumruklar savuruyor. Ardından geri geri çekiliyor ve hızla koşarak bir Clothesline fakat Swerve hızla aprona geçiyor. Ardından Jeff'in kafasına sağlam bir yumruk. Sonrasında Rolling Thunder Flatliner! Fakat hayır! Jeff, Swerve'ü havada yakalıyor ve Inverted Atomic Drop! Ardından bacağından tutup yere çekiyor ve Leg Drop! Sonrasında peşine de bir Basement Front Dropkick! Hızla tuşa gidiyor. 1... 2... KICKOUT!
Jeff, Swerve'ü yavaşça kaldırıyor ve Twist Of Fate yapmak istiyor fakat Swerve bunu hızla çeviriyor ve Twisting Brainbuster! Jeff oturma pozisyonuna geçiyor. Swerve hızla Second Rope'a çıkıyor ve arkasından European Uppercut'la atlıyor! Sonrasında Griddy gibi tauntlar atıyor. Jeff yavaşça ipleri tutarak kalkıyor. Swerve hızla üstüne koşuyor. Jeff bir anda dodge atıp Swerve'ü ring dışına postalıyor! Ardından geri geri çekiliyor ve Baseball Slide Dropkick! Swerve sersemliyor. Jeff hızla aprona geçiyor. Crossbody'le Swerve'ün üstüne atlıyor! Fakat Swerve bundan kaçıyor ve hızla aprona sıçrıyor! Koşarak bir Pump Kick'i oturtuyor! Sonrasında hızla ringe giriyor. İplerden sekiyor ve Fosbury Flop! Fakat hayır! Jeff bundan kaçıyor! Swerve boşa düşüyor! Yerde acıyla karnını tutuyor! Jeff, hızla kaldırıyor ve Suplex pozisyonunda kaldırıyor. Inverted Suplex Slam'le Swerve'ü bariyerlere çarpıyor! Sonrasında kaldırıyor ve ringe sokuyor. Peşine kendisi de giriyor.
Swerve köşeye oturuyor. Jeff hızla Hardyac Arrest! Fakat hayır! Swerve dizleriyle Jeff'in karnına tekme atıyor ve bunu engelliyor. Sonrasında hızla Fireman's Carry'e alıyor fakat Jeff bundan kurtuluyor ve Swerve'ü hızla köşede doğru fırlatıyor. Hayır! Swerve bunu tersine çeviriyor. Jeff köşedeyken Swerve üstüne hızla koşuyor fakat Jeff bundan kaçıyor! Swerve kafasını köşeye tosluyor! Jeff hızla WHISPER IN THE WIND! TUŞ! 1... 2... KICKOUT! Jeff, Twist Of Fate için Swerve'ün kalkmasını bekliyor. Swerve arkasını dönüyor fakat o da ne!? Bir anda dönerken DISCUS LARIAT'I OTURTUYOR! Ardından seri bir şekilde Jeff'i kavrıyor ve BIG PRESSURE! Fakat hayır! Jeff bunu bir anda Victory Roll'a çeviriyor! 1... 2... KICKOUT! İkili tekrardan ayaklanıyor. Jeff ani bir Gut Kick ve TWIST OF FATE! Sonrasında hızla aprona geçiyor. Aprondan da Top Rope'a çıkıyor ve tauntunu atıyor.
SWANTON BOMBB!
TAM ANLAMIYLA BAŞARILI— TUŞ! 1... 2...
3!
Kazanan ve hâlâ PGW World Television Şampiyonu: Jeff Hardy
Zil çaldığı anda Jeff Hardy köşeye çıkmak ya da diğer profesyonel güreşçiler gibi sevinç çığlığı atmak yerine, sadece derin ve yorgun bir nefes veriyor. Yavaşça ayağa kalkarken yüzünde en ufak bir duygu belirtisi yok; sanki maçı kazanmamış da sadece yapması gereken sıkıcı bir işi bitirmiş gibi. Hakem elini kaldırmak için hamle yapıyor ama Jeff bunu kabul etmeyip kemerini istiyor. Kemeri eline aldığında ringin ortasında duruyor, başı hafifçe öne eğik. Kemeri tek eliyle, isteksizce ve yavaşça havaya kaldırıyor. Seyircilerin tepkisine bakmıyor, kameraya oynamıyor. Kemeri omzuna atıp iplerin arasından çıkıyor ve omuzları düşük, tükenmiş adımlarla, arkasına bile bakmadan arka alana doğru yürüyüp gidiyor. Kameralar bu soğuk görüntüyle kapanıyor. Şov kaldığı yerden devam ediyor, farklı bir noktadan.
Kazanan ve hâlâ PGW World Television Şampiyonu: Jeff Hardy
Zil çaldığı anda Jeff Hardy köşeye çıkmak ya da diğer profesyonel güreşçiler gibi sevinç çığlığı atmak yerine, sadece derin ve yorgun bir nefes veriyor. Yavaşça ayağa kalkarken yüzünde en ufak bir duygu belirtisi yok; sanki maçı kazanmamış da sadece yapması gereken sıkıcı bir işi bitirmiş gibi. Hakem elini kaldırmak için hamle yapıyor ama Jeff bunu kabul etmeyip kemerini istiyor. Kemeri eline aldığında ringin ortasında duruyor, başı hafifçe öne eğik. Kemeri tek eliyle, isteksizce ve yavaşça havaya kaldırıyor. Seyircilerin tepkisine bakmıyor, kameraya oynamıyor. Kemeri omzuna atıp iplerin arasından çıkıyor ve omuzları düşük, tükenmiş adımlarla, arkasına bile bakmadan arka alana doğru yürüyüp gidiyor. Kameralar bu soğuk görüntüyle kapanıyor. Şov kaldığı yerden devam ediyor, farklı bir noktadan.
Dakikalar önce, Jeff'in kemerini savunmasını seyretmiştik ve akabinde kameralar kapanmıştı. Şovumuz an itibarıyla farklı bir noktadan devamını sağlıyor. Döndüğümüz, bağlandığımız nokta bir ofis odasına benziyor. Biraz etrafı ve içerisindeki kişiye baktığımızda, karşımızda durmakta olan kişinin The Rock olduğunu; konum itibarıyla da onun odasında olunduğunu anlayabiliyoruz. Rock, bizleri ofis koltuğunun üzerinde, masasının arkasında bir şekilde karşılıyor. Kameranın arkasındaki birisi tarafından işareti almış olmalı ki, bakışlarını kendisini görüntüleyen kameranın lensine sabitliyor ve konuşma yapmaya başlıyor.
The Rock: Jeff Hardy... Tebrikler. Bu gece üzerine düşeni yaptın. Kemerini korudun, o ringden yürüyerek çıktın. İnsanlara istedikleri o anlık dopamini, o küçük umut kırıntısını verdin. Onları mutlu ettin Jeff, bunun için sana bir teşekkür borçluyuz. Ama şimdi... (Ses tonu ciddileşiyor, öne doğru hafifçe eğiliyor) Şimdi kameralar arka alanda. Şimdi yetişkinlerin konuştuğu, büyük kararların alındığı, bu endüstrinin kalbinin attığı yerdesiniz. The Final Boss'un huzurundasınız. (Ofis koltuğunda hafifçe geriye yaslanıyor, parmaklarını birleştiriyor) The Rock, geleceğe baktığında tek bir şey görüyor: Kaos. Ama kontrol edilebilir, kazançlı ve hayat değiştiren bir kaos. Takvim yapraklarına baktığınızda yaklaşan fırtınayı görüyorsunuz değil mi? O merdivenleri, metalin soğukluğunu— ve tepede asılı duran o çantayı. Evet, Money in the Bank'ten bahsediyorum. O Briefcase, sadece bir aksesuar değil. O çanta, The Rock'ın içlerinden birine bahşedeceği, Tanrı'yı oynama fırsatı. Bir güreşçinin kaderini, tek bir gecede, tek bir saniyede yeniden yazma yetkisi. O kontrat, istediğiniz şampiyona, en zayıf anında saldırma ve zirveye oturma hakkı... Bu, The Rock'ın size sunduğu en vahşi, en acımasız ve en kârlı fırsat. Takvime baktığınızda ne görüyorsunuz? Sıradan günler mi, boş yapraklar mı, huh? The Rock sadece tek bir şey görüyor- geri sayım. Tarihe not düşün guys çünkü tam şu saniyeden itibaren, Road to Money in the Bank 2026 resmen başlamış durumda!
The Rock: Jeff Hardy... Tebrikler. Bu gece üzerine düşeni yaptın. Kemerini korudun, o ringden yürüyerek çıktın. İnsanlara istedikleri o anlık dopamini, o küçük umut kırıntısını verdin. Onları mutlu ettin Jeff, bunun için sana bir teşekkür borçluyuz. Ama şimdi... (Ses tonu ciddileşiyor, öne doğru hafifçe eğiliyor) Şimdi kameralar arka alanda. Şimdi yetişkinlerin konuştuğu, büyük kararların alındığı, bu endüstrinin kalbinin attığı yerdesiniz. The Final Boss'un huzurundasınız. (Ofis koltuğunda hafifçe geriye yaslanıyor, parmaklarını birleştiriyor) The Rock, geleceğe baktığında tek bir şey görüyor: Kaos. Ama kontrol edilebilir, kazançlı ve hayat değiştiren bir kaos. Takvim yapraklarına baktığınızda yaklaşan fırtınayı görüyorsunuz değil mi? O merdivenleri, metalin soğukluğunu— ve tepede asılı duran o çantayı. Evet, Money in the Bank'ten bahsediyorum. O Briefcase, sadece bir aksesuar değil. O çanta, The Rock'ın içlerinden birine bahşedeceği, Tanrı'yı oynama fırsatı. Bir güreşçinin kaderini, tek bir gecede, tek bir saniyede yeniden yazma yetkisi. O kontrat, istediğiniz şampiyona, en zayıf anında saldırma ve zirveye oturma hakkı... Bu, The Rock'ın size sunduğu en vahşi, en acımasız ve en kârlı fırsat. Takvime baktığınızda ne görüyorsunuz? Sıradan günler mi, boş yapraklar mı, huh? The Rock sadece tek bir şey görüyor- geri sayım. Tarihe not düşün guys çünkü tam şu saniyeden itibaren, Road to Money in the Bank 2026 resmen başlamış durumda!
Rock bu söylediklerinin sonrasında bir müddet boyunca sessizleşiyor, hiçbir şey söylemeden bekliyor. Masanın üzerinde duran cam bardaktan suyunu içiyor, kuruyan boğazını nemlendiriyor. Bunun sonrasında bakışlarını aynı noktada toplayarak konuşmasına kaldığı yerden devam ediyor.
The Rock: Önümüzde sadece bir buçuk ay var. Bir insanın hayatının geri kalanını garanti altına alması için oldukça kısa ama o fırsatı elinden kaçırıp yok olması için de bir o kadar uzun bir süre. (Masanın üzerindeki altın kaplama dolma kalemi eline alıyor, parmaklarının arasında çeviriyor) Ancak... Şunu sizlere aktarmak istiyorum— The Rock'ın merdivenlerine tırmanmak, herkese bahşedilmiş bir hak değildir. Bu bir lütuftur. Bu şirketin tepesindeki o ışıltılı çantaya uzanmak istiyorsanız, önce o hakkı söke söke almanız gerekecek. Burası bir hayır kurumu değil, burası 'herkesin katıldığı' o yumuşak, sevimli şirketçiklerden biri hiç değil. Ben yatırımcıyım ve The Rock, sadece kazandıracak atlara oynar! (Kalemi sertçe masaya bırakıyor, sesi bir hüküm verir gibi netleşiyor) Bu yüzden, bu geceden itibaren Qualifying Matches başlıyor. Önünüze bir elek koyuyorum. Zayıfları, mazeret üretenleri, 'denedim ama olmadı' diyen o kaybedenler sürüsünü, gerçek yırtıcılardan ayıracağız. Bu eleme maçları, sadece kimin daha iyi güreştiğiyle ilgili değil; kimin o çantayı, o gücü, o sorumluluğu taşıyacak omurgaya sahip olduğuyla ilgili. (Hafifçe gülümsüyor) Kadromdaki her bir isme sesleniyorum: Eğer o çantayı istiyorsanız, The Rock'ı etkilemek zorundasınız. Bana sadece yetenek getirmeyin— açlık getirin, hırs getirin. Çünkü o merdivenin tepesindeki manzara çok güzel! Kimin ayakta kalacağını görmek için sabırsızlanıyorum! Beklemenize gerek yok. Hemen şimdi- bu gece başlıyoruz. İlk eleme maçına tanıklık edeceksiniz. Karşınızda... (Elindeki listeye son bir kez bakıyor, onaylarcasına başını sallıyor ve gözlerini tekrar kameraya dikiyor) Sami Zayn versus—
Rock'ın konuşmasının sonlarına doğru, kapının önünde bir itiştirmece oluşmuştu ve işler o kadar çığırından çıkıyor ki, bu durum Rock'ın konsantrasyonunu bozar hâle geliyor ve o da konuşmasını sonlandırarak bakışlarının yönünü o noktaya çeviriyor. Rock'ın öfkelendiğini ve o bu gerginliğe sebep olan kişinin karşısına gelmesini istiyor- öyle ki, "Bırakın, gelsin." diye sesleniyor onlara. Bu daha fazla boğuşmaca yaşanmasının önüne geçiyor, kapının önünde boğuşan o ismin odanın içerisine adım atmasına işaret ediyor. Rock'ın karşısında, üstü kırışmış olan o kişi konumlanıyor. Hızlıca, üstün körü bir şekilde üstünü düzeltiyor. Bu—
The Rock: Önümüzde sadece bir buçuk ay var. Bir insanın hayatının geri kalanını garanti altına alması için oldukça kısa ama o fırsatı elinden kaçırıp yok olması için de bir o kadar uzun bir süre. (Masanın üzerindeki altın kaplama dolma kalemi eline alıyor, parmaklarının arasında çeviriyor) Ancak... Şunu sizlere aktarmak istiyorum— The Rock'ın merdivenlerine tırmanmak, herkese bahşedilmiş bir hak değildir. Bu bir lütuftur. Bu şirketin tepesindeki o ışıltılı çantaya uzanmak istiyorsanız, önce o hakkı söke söke almanız gerekecek. Burası bir hayır kurumu değil, burası 'herkesin katıldığı' o yumuşak, sevimli şirketçiklerden biri hiç değil. Ben yatırımcıyım ve The Rock, sadece kazandıracak atlara oynar! (Kalemi sertçe masaya bırakıyor, sesi bir hüküm verir gibi netleşiyor) Bu yüzden, bu geceden itibaren Qualifying Matches başlıyor. Önünüze bir elek koyuyorum. Zayıfları, mazeret üretenleri, 'denedim ama olmadı' diyen o kaybedenler sürüsünü, gerçek yırtıcılardan ayıracağız. Bu eleme maçları, sadece kimin daha iyi güreştiğiyle ilgili değil; kimin o çantayı, o gücü, o sorumluluğu taşıyacak omurgaya sahip olduğuyla ilgili. (Hafifçe gülümsüyor) Kadromdaki her bir isme sesleniyorum: Eğer o çantayı istiyorsanız, The Rock'ı etkilemek zorundasınız. Bana sadece yetenek getirmeyin— açlık getirin, hırs getirin. Çünkü o merdivenin tepesindeki manzara çok güzel! Kimin ayakta kalacağını görmek için sabırsızlanıyorum! Beklemenize gerek yok. Hemen şimdi- bu gece başlıyoruz. İlk eleme maçına tanıklık edeceksiniz. Karşınızda... (Elindeki listeye son bir kez bakıyor, onaylarcasına başını sallıyor ve gözlerini tekrar kameraya dikiyor) Sami Zayn versus—
Rock'ın konuşmasının sonlarına doğru, kapının önünde bir itiştirmece oluşmuştu ve işler o kadar çığırından çıkıyor ki, bu durum Rock'ın konsantrasyonunu bozar hâle geliyor ve o da konuşmasını sonlandırarak bakışlarının yönünü o noktaya çeviriyor. Rock'ın öfkelendiğini ve o bu gerginliğe sebep olan kişinin karşısına gelmesini istiyor- öyle ki, "Bırakın, gelsin." diye sesleniyor onlara. Bu daha fazla boğuşmaca yaşanmasının önüne geçiyor, kapının önünde boğuşan o ismin odanın içerisine adım atmasına işaret ediyor. Rock'ın karşısında, üstü kırışmış olan o kişi konumlanıyor. Hızlıca, üstün körü bir şekilde üstünü düzeltiyor. Bu—
Ludwig Kaiser'dan başkası değil! Son şovda kendisine doğru fırlatılan sandalyelerden kaçamayan Ludwig bu! Kanlar içerisinde kalmıştı ve geceyi zor tamamlamıştı, şu anda burada, tekrardan burada. Üzerinde şık bir takım elbise olmasına rağmen, yaşadıklarının sonrasında kafasında bir bandaj yer alıyor. Rock, onu karşısına aldıktan sonra önemli bir konuşma gerçekleştirmekte olduğunu ve bunun neden onun tarafından sabote edildiğini soruyor. Ludwig ise beklemiyor, hızlı bir şekilde ona yanıt veriyor.
Ludwig Kaiser: Sabote etmek mi? Nein... Neein, Herr Johnson, beni dinlemelisiniz! O barbarlar... O cahil, o medeniyet görmemiş Extreme Championship Wrestling sürüsü... (Eliyle sargılı kafasına dokunuyor, yüzü acıyla buruşuyor ama o durmuyor) Beni o sandalyelerle öldürmeye çalıştılar, evet! Ama hayır, beni yere seren o metal parçaları değildi— asıl saldırı bu değildi! Siz görmediniz- kameralar kapalıydı! Arka alana, o karanlık koridorlara döndüğümde... Etrafın boş olduğunu sanıyordum. Sessizdi. (Gözleri dalıyor, o anı tekrar yaşıyormuş gibi) Ama o oradaydı, gölgelerin içindeydi, beni bekliyordu! O sandalyelerden sağ çıktığımı, hala nefes aldığımı görünce işimi bitirmek istedi! Kimse onu görmedi... Kimse onu göremedi! Çünkü sloganı bu değil mi— "You can't see me!", huh? Gerçekten görünmez olduğunu sanıyor! Ama ben hissettim! Ensemde nefesini hissettim ve sonra... (Çenesini tutuyor) Bir yumruk suratımda patladı! O darbeyi sadece o atabilir! O beş hareketi, o lanet olası enerjiyi tanıyorum! O görünmezdir! Ama bana vurdu! Bana saldırdı! Bunu yapan o'ydu! O lanet olası hayalet! O Hollywood kaçağı! JOHN CENA! (Sesi çatlıyor, tiz bir çığlığa dönüşüyor) DUYUYOR MUSUNUZ? BANA JOHN CENA SALDIRDI! KORİDORDA KİMSE YOKTU AMA JOHN CENA VARDI! O BURADA! HEPİMİZİ İZLİYOR! ONU DURDURMANIZ LAZIM!
Ludwig Kaiser: Sabote etmek mi? Nein... Neein, Herr Johnson, beni dinlemelisiniz! O barbarlar... O cahil, o medeniyet görmemiş Extreme Championship Wrestling sürüsü... (Eliyle sargılı kafasına dokunuyor, yüzü acıyla buruşuyor ama o durmuyor) Beni o sandalyelerle öldürmeye çalıştılar, evet! Ama hayır, beni yere seren o metal parçaları değildi— asıl saldırı bu değildi! Siz görmediniz- kameralar kapalıydı! Arka alana, o karanlık koridorlara döndüğümde... Etrafın boş olduğunu sanıyordum. Sessizdi. (Gözleri dalıyor, o anı tekrar yaşıyormuş gibi) Ama o oradaydı, gölgelerin içindeydi, beni bekliyordu! O sandalyelerden sağ çıktığımı, hala nefes aldığımı görünce işimi bitirmek istedi! Kimse onu görmedi... Kimse onu göremedi! Çünkü sloganı bu değil mi— "You can't see me!", huh? Gerçekten görünmez olduğunu sanıyor! Ama ben hissettim! Ensemde nefesini hissettim ve sonra... (Çenesini tutuyor) Bir yumruk suratımda patladı! O darbeyi sadece o atabilir! O beş hareketi, o lanet olası enerjiyi tanıyorum! O görünmezdir! Ama bana vurdu! Bana saldırdı! Bunu yapan o'ydu! O lanet olası hayalet! O Hollywood kaçağı! JOHN CENA! (Sesi çatlıyor, tiz bir çığlığa dönüşüyor) DUYUYOR MUSUNUZ? BANA JOHN CENA SALDIRDI! KORİDORDA KİMSE YOKTU AMA JOHN CENA VARDI! O BURADA! HEPİMİZİ İZLİYOR! ONU DURDURMANIZ LAZIM!
Rock bu konuşmaları kesmeden, şaşkınlığını da gizleyemeden dinliyordu. Bir müddet sonra Rock'a yanıt verme sırası geliyor, o önce koltuğunun arkasına yaslanıyor; iyice yayılıyor ve karşısında konumlanmış olan Ludwig'in gözlerinin içerisine bakarak yanıtını veriyor. Ludwig pür-dikkat dinliyor.
The Rock: Ludwig, my man... (Sesi alçak, sakin ama buz gibi) Nefes al. (İşaret parmağıyla, Ludwig'in kafasındaki kanlı bandajı işaret ediyor) Şu kafandaki sargı bezi... O bir moda aksesuarı değil. O, beyninin-kafatasının içinde kalmasını sağlayan yegane şey. November to Remember gecesinde, o ringde kafana aldığın darbeler... O sandalyeler... Sadece derini yırtmadı Ludwig. Seni sarstı. Nörolojik travma. Doktor raporlarını okudum. Beni iyi dinle. (Parmağıyla masadaki dosyayı işaret ediyor) John Cena orada değildi. O koridorda senden ve duvardaki yansımandan başka kimse yoktu. O ringde kafana inen o çelik sandalyeler... Onlar gerçekti. Seyirciler tarafından kafatasında davul çaldığında kanlar içerisinde kaldın, beynin sarsıldı. Sen 'görünmez bir saldırıya' uğramadın; sen ağır bir travma geçirdin. Kanlar içinde kendini arka alana attın ve iki adım sonra olduğu yere yığılıp kaldın. Bayıldın Ludwig. Güvenlik kamerası kayıtlarını bizzat izledim. Doktor raporları önümde duruyor. Sana kimse dokunmadı. Seni kimse dövmedi. Seni yere seren şey John Cena değildi; seni yere seren şey kan kaybından ötürü bünyenin seni daha fazla taşıyamaması ve senin de bayılmandı!
The Rock: Ludwig, my man... (Sesi alçak, sakin ama buz gibi) Nefes al. (İşaret parmağıyla, Ludwig'in kafasındaki kanlı bandajı işaret ediyor) Şu kafandaki sargı bezi... O bir moda aksesuarı değil. O, beyninin-kafatasının içinde kalmasını sağlayan yegane şey. November to Remember gecesinde, o ringde kafana aldığın darbeler... O sandalyeler... Sadece derini yırtmadı Ludwig. Seni sarstı. Nörolojik travma. Doktor raporlarını okudum. Beni iyi dinle. (Parmağıyla masadaki dosyayı işaret ediyor) John Cena orada değildi. O koridorda senden ve duvardaki yansımandan başka kimse yoktu. O ringde kafana inen o çelik sandalyeler... Onlar gerçekti. Seyirciler tarafından kafatasında davul çaldığında kanlar içerisinde kaldın, beynin sarsıldı. Sen 'görünmez bir saldırıya' uğramadın; sen ağır bir travma geçirdin. Kanlar içinde kendini arka alana attın ve iki adım sonra olduğu yere yığılıp kaldın. Bayıldın Ludwig. Güvenlik kamerası kayıtlarını bizzat izledim. Doktor raporları önümde duruyor. Sana kimse dokunmadı. Seni kimse dövmedi. Seni yere seren şey John Cena değildi; seni yere seren şey kan kaybından ötürü bünyenin seni daha fazla taşıyamaması ve senin de bayılmandı!
Bu söylenen, Ludwig'in adeta renk değiştirmesine yol açıyor. Ludwig'in beden dilinin değiştiğini, yüzünün- her tarafından kıpkırmızı olmaya başladığını görüyoruz. Gözlerini kocaman açıyor, vücudu inanılmaz hızlı bir ritimle adrenalin salgılıyor belli ki. Rock'ın mantıklı açıklamaları onu sakinleştirmek yerine, zihnindeki barajın kapaklarını tamamen patlatıyor adeta! Ludwig, doğrudan bir şekilde konuşmaya giriyor-girişiyor.
Ludwig Kaiser: Hayır... (Sesi titrek bir fısıltıyla başlıyor, sonra aniden bir patlamaya dönüşüyor) HAYIR! Bana... Bana aptal muamelesi yapmayın! (Dişlerini sıkarak konuşuyor, sesi titremekten ziyade öfkeden çatlıyor) O kağıt parçaları... O sahte raporlar umurumda bile değil! Siz benim kim olduğumu unutuyorsunuz! Ben Ludwig Kaiser'ım! Ben kusursuzluğun temsilcisiyim! Benim zihnim çelik gibidir, duyuyor musunuz, huh? ÇELİK! (Öfkeyle soluyarak masanın üzerindeki dosyayı elinin tersiyle, tiksinerek itiyor. Rock'ın yüzüne doğru eğiliyor, haddini aşan bir tonda bağırıyor) Beni korumanız gerekirken... Beni o görünmez korkağın elinden kurtarmanız gerekirken karşıma geçmiş bana biyolojiden, kan kaybından bahsediyorsunuz! Ben bayılmadım! Ben düşmedim! Ben saldırıya uğradım! John Cena oradaydı! Ve siz— siz bu gerçeği reddederek, o raporların arkasına saklanarak sadece ona yardım ediyorsunuz! (Ludwig işaret parmağını The Rock'a doğrultuyor, gözü dönmüş vaziyette) Benim aklımla alay etmeyi kesin! Ben hayal görmüyorum! Ben delirmedim! O adamı bulacaksınız! Yoksa... Yoksa—
The Rock: Or what? Or what Ludwig? Söyle bana- The Rock'ı mı tehdit ediyorsun? İndir o parmağı, hemen! (Yerinden kalkıyor ve yumruklarını sertçe masaya indiriyor. Sert bir ifade ile Ludwig'e bakarak konuşuyor) Senin sorunun ne biliyor musun? Sen hasta bir adamsın ve hastalıklı adamlar karar alamaz! Hastalıklı adamlar şov yönetemez! Şu an gözlerine baktığımda bir yönetici görmüyorum... Sadece korkmuş, kafası karışık ve sarsıntı geçiren bir hasta görüyorum. En iyisi sen o General Manager'lığı unut. O rozeti, o yetkiyi, o unvanı kafandan sil. O pozisyon şu an senin hayal gücünün bir ürünü, tıpkı koridorda gördüğün John Cena gibi. Şu andan itibaren yetkilerin askıya alındı! (Rock, kapıyı işaret ediyor) Sana 1 hafta veriyorum- evine git. Işıkları kapat, o lanet olası çeneni kapa, yatağına yat ve dinlen. İyileş. (Ludwig tam itiraz edecek gibi olduğunda Rock, o meşhur kaşını kaldırarak son uyarısını yapıyor) Sakın bir daha The Rock'ın karşısına bu şekilde, bu tonla ve bu saygısızlıkla gelme. Yoksa o zaman canını yakan şey hayali bir John Cena olmaz— The Rock olur! Şimdi defol ofisimden!
Ludwig Kaiser: Hayır... (Sesi titrek bir fısıltıyla başlıyor, sonra aniden bir patlamaya dönüşüyor) HAYIR! Bana... Bana aptal muamelesi yapmayın! (Dişlerini sıkarak konuşuyor, sesi titremekten ziyade öfkeden çatlıyor) O kağıt parçaları... O sahte raporlar umurumda bile değil! Siz benim kim olduğumu unutuyorsunuz! Ben Ludwig Kaiser'ım! Ben kusursuzluğun temsilcisiyim! Benim zihnim çelik gibidir, duyuyor musunuz, huh? ÇELİK! (Öfkeyle soluyarak masanın üzerindeki dosyayı elinin tersiyle, tiksinerek itiyor. Rock'ın yüzüne doğru eğiliyor, haddini aşan bir tonda bağırıyor) Beni korumanız gerekirken... Beni o görünmez korkağın elinden kurtarmanız gerekirken karşıma geçmiş bana biyolojiden, kan kaybından bahsediyorsunuz! Ben bayılmadım! Ben düşmedim! Ben saldırıya uğradım! John Cena oradaydı! Ve siz— siz bu gerçeği reddederek, o raporların arkasına saklanarak sadece ona yardım ediyorsunuz! (Ludwig işaret parmağını The Rock'a doğrultuyor, gözü dönmüş vaziyette) Benim aklımla alay etmeyi kesin! Ben hayal görmüyorum! Ben delirmedim! O adamı bulacaksınız! Yoksa... Yoksa—
The Rock: Or what? Or what Ludwig? Söyle bana- The Rock'ı mı tehdit ediyorsun? İndir o parmağı, hemen! (Yerinden kalkıyor ve yumruklarını sertçe masaya indiriyor. Sert bir ifade ile Ludwig'e bakarak konuşuyor) Senin sorunun ne biliyor musun? Sen hasta bir adamsın ve hastalıklı adamlar karar alamaz! Hastalıklı adamlar şov yönetemez! Şu an gözlerine baktığımda bir yönetici görmüyorum... Sadece korkmuş, kafası karışık ve sarsıntı geçiren bir hasta görüyorum. En iyisi sen o General Manager'lığı unut. O rozeti, o yetkiyi, o unvanı kafandan sil. O pozisyon şu an senin hayal gücünün bir ürünü, tıpkı koridorda gördüğün John Cena gibi. Şu andan itibaren yetkilerin askıya alındı! (Rock, kapıyı işaret ediyor) Sana 1 hafta veriyorum- evine git. Işıkları kapat, o lanet olası çeneni kapa, yatağına yat ve dinlen. İyileş. (Ludwig tam itiraz edecek gibi olduğunda Rock, o meşhur kaşını kaldırarak son uyarısını yapıyor) Sakın bir daha The Rock'ın karşısına bu şekilde, bu tonla ve bu saygısızlıkla gelme. Yoksa o zaman canını yakan şey hayali bir John Cena olmaz— The Rock olur! Şimdi defol ofisimden!
Rock'ın bu sert tavrı karşısında Ludwig'e yapılacak tek şey, onun talimatları doğrusunda odayı terk etmek oluyor. Bakışlarının yönü Rock'ın gözlerinin içi değil, zemin oluyor. Başı öne eğik bir şekilde, kapıya doğru hareket ediyor ve güvenlik görevlilerinin arasından sıyrılarak önce odayı terk ediyor; sonra da odadan uzaklaşıyor. Tekrardan Rock'a dönüyoruz, kaşları çatık bir şekilde güvenlikleriyle göz göze geliyor. Bu yaşananların ve konuşulanların sonrasında kameralar kapanıyor ve şova bir reklam arası veriliyor.
Karanlığın kalbine saplanan iki keskin ışık sütunuyla sahne açılıyor. John Cena’nın lüks spor arabası, medeniyetin bittiği yerde, çamurlu ve engebeli bir patikada sarsılarak ilerlemekte. Farlar, önündeki yoğun, süt beyazı sis duvarını yararak ilerlerken, sis huzmeleri arabanın kaputunun üzerinden hayalet parmakları gibi kayıp gidiyor. Araba, bataklığın kıyısında, devrilmiş bir meşe ağacının yanında duruyor. John motoru susturuyor. O andaki sessizlik ağır; sadece soğuyan motorun metalik 'çıt-çıt' sesleri ve bataklığın derinlerinden gelen o boğucu uğultu duyuluyor. John kapıyı açıyor. Botları yere değdiğinde çıkan 'vıcık' sesi, toprağın değil, doymuş çamurun sesi... Medeniyet, lüks ve teknoloji aracın içinde kalıyor; dışarıda sadece nem, küf ve vahşi doğa var. John arabadan iniyor, kapıyı kapatıyor. O sert kapanma sesi, bu ıssızlıkta bir silah patlaması gibi yankılanıyor ve aniden susan cırcır böceklerini bir anlığına susturuyor. John derin bir nefes alıyor; ciğerlerine dolan hava oksijen değil, çürümüş yaprak ve ağır bir rutubet kokusu... İskelede ilerliyor, çürümüş ahşap sesinin gıcırdaması ile.
[rüzgar uğultusu sesleri]
(Fısıldama) O bizi göremiyor... Kaç... Yalan...
(Fısıldama) O bizi göremiyor... Kaç... Yalan...
"Prince of PGW" John Cena: Ne oluyor?
John ürperiyor.
John ürperiyor.
"Prince of PGW" John Cena: (Sesi titriyor) Neredesin? Zihnimden çık ve karşıma dikil!
John elinde sımsıkı bir şekilde tuttuğu fenerini suya tutuyor. Işık demeti bulanık suyun derinliklerinde kayboluyor- hiçbir şey görünmüyor. John arkasını dönüyor ve ivedi bir şekilde iskeleden ayrılmaya yelteniyor.
John elinde sımsıkı bir şekilde tuttuğu fenerini suya tutuyor. Işık demeti bulanık suyun derinliklerinde kayboluyor- hiçbir şey görünmüyor. John arkasını dönüyor ve ivedi bir şekilde iskeleden ayrılmaya yelteniyor.
Tam o anda, John'un gerisinde kalan suda hafif bir dalgalanma meydana geliyor. Müzik yok, sadece suyun şapırtısı mevcut! Kamera suya odaklanıyor. Önce siyah bir şapka suyun yüzeyine çıkıyor. Ardından, bir timsahın avına yaklaşması gibi yavaşça, hiç acele etmeden Bray Wyatt’ın gözleri ve burnu suyun üzerinde beliriyor. Bu da nedir böyle- bu gerçekten inanılır gibi değil! Bray tamamen suyun içinde, sadece başı dışarıda— tıpkı avını gözleyen bir sürüngen gibi iskelenin kenarına süzülüyor. Gözleri insan dışı bir parlaklıkla John'a kilitlenmiş vaziyette, bir şeyler anlatıyor.
Bray Wyatt: Yüzeydeki bu sükunete aldanma. Kaos, her zaman sessizliğin rahminde büyür. Sen üzerine inşa ettiğin o plastik crown'ın tadını çıkartmaya çalışıyorsun... Ama unuttuğun bir şey var John; su her zaman çatlağını bulur ve eninde sonunda her şeyi yutar.
Bray Wyatt: Yüzeydeki bu sükunete aldanma. Kaos, her zaman sessizliğin rahminde büyür. Sen üzerine inşa ettiğin o plastik crown'ın tadını çıkartmaya çalışıyorsun... Ama unuttuğun bir şey var John; su her zaman çatlağını bulur ve eninde sonunda her şeyi yutar.
John irkilerek arkasını dönüyor, feneri suya tutuyor. Gördüğü ise Bray! Onu suyun içerisinde, sadece başı dışarıda bir şekilde kendisine bakarken görünce donakalıyor! Bir timsah gibi bataklığın içerisindeki Bray'i görmenin ürkütücülüğü ile baş başa kalıyor ve kafasının karmaşıklığıyla bir şeyler söylüyor.
"Prince of PGW" John Cena: S... Sen— sen nesin böyle, huh?
"Prince of PGW" John Cena: S... Sen— sen nesin böyle, huh?
Bray iskelenin çürümüş tahtalarına tutunuyor-asılıyor. Üzerinden çamurlu sular, yosunlar akarken yavaşça, ağır ağır sudan yükselmeye başlıyor. Islak deri kıyafetleri ve eldivenleriyle, bataklıktan doğan bir canavar gibi görünüyor. John birkaç adım geriye gidiyor.
Bray Wyatt: Ben, senin aynaya bakmaya cesaret edemediğin her şeyim. Ben dipteki çamurum.
Bray Wyatt: Ben, senin aynaya bakmaya cesaret edemediğin her şeyim. Ben dipteki çamurum.
Bray iskeleye çıkmıyor- göğsüne kadar suyun içinde kalmaya devam ediyor, kolları iskeleye dayalı bir şekilde. John'a aşağıdan yukarıya bakıyor. Bu açı John'u güçlü değil, tuzağa düşmüş gösteriyor.
Bray Wyatt: Oraya bakıyorum... Omuzlarında taşıdığın o görünmez ağırlığı görüyorum. Prestige Grand Wrestling Universe'ünün beklentileri. Mirasın. Kahramanlıkların...
Bray Wyatt: Oraya bakıyorum... Omuzlarında taşıdığın o görünmez ağırlığı görüyorum. Prestige Grand Wrestling Universe'ünün beklentileri. Mirasın. Kahramanlıkların...
Bray sudan bir avuç çamur alıyor ve elinde sıkıyor, çamur parmaklarının arasından süzülüyor.
Bray Wyatt: Heavy is the head that wears the crown...
Bray Wyatt: Heavy is the head that wears the crown...
Bray aniden iskeleye sertçe vuruyor, John iyice geriliyor ve geriye çekiliyor.
Bray Wyatt: (Sesi hırıltılı bir kükremeye dönüşüyor) But empty is the soul that denies me!
Bray Wyatt: (Sesi hırıltılı bir kükremeye dönüşüyor) But empty is the soul that denies me!
Bray tekrardan sakinleşiyor. Gözlerini kapatıyor ve derin bir nefes alıyor, sanki John'un korkusunu kokluyormuş gibi.
Bray Wyatt: O taç seni boğuyor John. Seni dibe çekiyor. Ama burada... Bu suda... Ağırlık yoktur. Burada herkes eşittir. Burada sadece av ve avcı vardır...
Bray Wyatt: O taç seni boğuyor John. Seni dibe çekiyor. Ama burada... Bu suda... Ağırlık yoktur. Burada herkes eşittir. Burada sadece av ve avcı vardır...
Bray elini John'a uzatıyor. Eli çamurlu ve ıslak...
Bray Wyatt: Bring your crown to the swamp. Let it sink.
Bray Wyatt: Bring your crown to the swamp. Let it sink.
Onu seç John— o mükemmel adamı öldür. Bırak da seni gerçek olanla tanıştırsın.
John hipnotize olmuş gibi Bray'in eline bakıyor. Uzansa kurtulacak mı yoksa sonsuza dek kaybolacak mı bilemiyor.
"Prince of PGW" John Cena: Eğer o eli tutarsam—
Bray onun sözünü kesiyor.
John hipnotize olmuş gibi Bray'in eline bakıyor. Uzansa kurtulacak mı yoksa sonsuza dek kaybolacak mı bilemiyor.
"Prince of PGW" John Cena: Eğer o eli tutarsam—
Bray onun sözünü kesiyor.
Bray Wyatt: (Yüzünde şeytani bir gülümseme beliriyor) O zaman acı biter ve oyun başlar. Beni seç, bana gel.
John yavaşça elini uzatıyor. Parmakları birbirine değmek üzereyken, suyun altından aniden parlak kırmızı bir ışık patlıyor! Su kaynamaya başlıyor! John dengesini kaybedip iskelenin üzerine düşüyor! Su, ya da bataklık, bu sıvı hacim onu aşağıya çekiyor!
John yavaşça elini uzatıyor. Parmakları birbirine değmek üzereyken, suyun altından aniden parlak kırmızı bir ışık patlıyor! Su kaynamaya başlıyor! John dengesini kaybedip iskelenin üzerine düşüyor! Su, ya da bataklık, bu sıvı hacim onu aşağıya çekiyor!
John, suyun içerisinde çırpınıyor ve can havliyle kendisini suyun üzerine çıkartıyor! Kafasını kaldırdığında Bray'in ortada olmadığını görüyor. Su ise onu aşağı çekecek gibi değil, durgun. Ancak iskelenin üzerinde, Bray'in (?) az önce tutunduğu yerde, John'un ikonik "Never Give Up" şapkası durmakta— çamura bulanmış ve üzeri yosunla kaplanmış. John suyun içerisinden çıkarken ve kamera şapkadan uzaklaşırken, bataklığın içinden Bray'in kahkahası yankılanıyor! Bu kahkaha bir süre sonra Timsah hırıltılarına karışıyor!
[kahkaha sesleri]
[kahkaha sesleri]
RUN
Bu yaşananların sonrasında kameralar kapanıyor.
Worlds Apart çalmaya başlıyor ve Sami Zayn elinde PGW World Television şampiyonluğu ile girişte görünüyor. Zayn elindeki kemeri havaya kaldırarak ringe doğru ilerliyor. Zayn seyircilerin "Olé" tezahüratları eşliğinde ringe giriyor ve ringe girdikten sonra da Money In The Bank eleme maçı için karşısına çıkacak olan rakibini bekliyor.
Nic Nemeth girişte görünüyor. Bir süredir PGW ringlerinde gözükmüyordu ve Money In The Bank eleme maçında yer almak için geri dönüş gerçekleştiriyor. Seyircilerin karışık tepkileri eşliğinde Nemeth ringe giriyor. Hakem iki ismi de kontrol ettikten sonra maçı başlatacak işareti veriyor.
Money In The Bank Qualifying Match
Sami Zayn vs Nic Nemeth
Zil çalıyor ve Money In The Bank'in ilk eleme maçı başlıyor. İki isim iyice birbirlerini süzüyor. Zayn hareketleneceği sırada Nemeth ringin dışına atıyor kendini. Ringin etrafında gezinmeye başlıyor. Dışarıda bekleyerek strateji kuruyor. Hakem bu esnada Nemeth için sayıyor. 1-2-3-4- Zayn ise ringin dışına çıkmak üzere herhangi bir hamle yapmıyor. Olduğu gibi bekliyor. Fakat yüzünde artık sıkıldığına dair bir ifade var. Hakem saymaya devam ediyor. 5-6- Nemeth sonunda ringe girmek için aprona atlıyor fakat o sırada Zayn kendisine doğru koşuyor ve sert bir yumruk ile Nemeth'i dışarıya geri yolluyor. Ardından kendisi de dışarıya çıkıyor ve sayımı sıfırdan başlatıyor. Zayn yerdeki Nemeth'i kaldırıyor ve kafasını bariyere vuruyor. Ardından aprona vuruyor. Sonrasında saçından tutup sırtını bariyerlere vuruyor. Hakem sayıyor. 1-2-3-4- Zayn, Nemeth'i kaldırıp ringe yuvarlıyor. Ardından kendisi de aprona çıkıyor. Sonrasında köşeye hareketlenmek istiyor fakat Nemeth kendisine doğru koşup bir yumruk sallıyor. Ama Zayn onu yakalıyor ve ringe geri itiyor.
Nemeth ringin ortasına düşüp hızla ayağa kalkarken Zayn köşeye çıkıyor ve bir Diving Crossbody ile Nemeth'i yere yapıştırıyor. Zayn hızlıca ayağa kalkarken Nemeth köşeye doğru sürünmeye başlıyor. Zayn, Nemeth'i saçından yakalayıp havaya kaldırıyor ve iplere doğru atıyor. Nemeth iplerden sektikten sonra Zayn bir Leapfrog ile Nemeth'in üzerinden atlıyor. Nemeth tekrar iplerden sekiyor ve Zayn bu kez yere uzanarak Nemeth'i üzerinden atlatıyor. Nemeth tekrardan iplerden sekiyor ve Zayn onu bir Dropkick ile yakalıyor. Nemeth yere düştükten sonra yüzünü tutarak ayağa kalkıyor. Zayn, Nemeth'i yakalıyor ve Blue Thunder Bomb için hamle yapıyor fakat Nemeth ani bir Hurricanrana ile Zayn'den kurtuluyor fakat İki isim aynı anda ayağa kalkıyor ve Zayn bir Clothesline ile Nemeth'i yere seriyor.
Nemeth ayağa kalkarak köşeye doğru çekilmeye başlıyor. Zayn ise tane tane attığı yumruklarla Nemeth'i iyice köşeye kapatıyor. Zayn köşede Nemeth'i bir süre daha yumruklayıp onu iyice yorduktan sonra karşı köşeye doğru koşup ardından Helluva Kick için Nemeth'e doğru koşuyor Fakat Nemeth ani bir Dropkick ile Zayn'i yere seriyor. Zayn bir süre sonra ayağa kalkıyor. Nemeth ise o ayağa tam kalkmadan yakalıyor ve Sleeper Hold bağlıyor. Zayn direnmeye çalışıyor fakat Nemeth'in bırakmaya niyeti yok. Zayn iplere ilerlemeye çalışıyor fakat Nemeth, Zayn'in dizine basıp onu aşağıya çekip kilide devam ediyor. Zayn hala iplere ulaşma derdinde. Zayn kısa bir süre sonra tekrardan ayaklanmaya başlıyor ve Nemeth'in karnına bir dirsek atıyor. Sonrasında bir dirsek daha atıyor ve kilitten kurtuluyor.
Nemeth aniden Zayn'i iplere itiyor ve sonrasında bir Dropkick ile Zayn'i yere seriyor. Ardından Zayn ayaklanıyor. Zayn kendisine doğru koşuyor ve Jumping DDT yapıyor! Zayn iplere tutunarak ayağa kalkıyor. Nemeth kendisine doğru koşuyor fakat Zayn'den bir Big Boot geliyor. Nemeth iplere doğru geri çekiliyor fakat aniden koşarak bir Jumping DDT daha çakıyor ve Zayn'i tamamen düşürüyor. Nemeth hızlıca ayağa kalkıyor. Zayn'in ayağa kalkmasını bekliyor. Zayn iplere tutunarak ayağa kalkınca Nemeth onun karnına bir tekme atıp iplerden sekiyor ve Famouser! Zayn yüzünü tutarak ayağa kalkıyor ve Nemeth'ten bir SUPERKICK! ARDINDAN ZIG ZAG! Nemeth bütün cephanesini çok hızlı boşaltıyor. Nemeth, Money In The Bank'e kalmak için tuşa gidiyor! 1-2-
KICKOUT! Nemeth ellerini yere vurarak ayağa kalkıyor. Hakemin üzerine yürüyor. Zayn ise sürünerek iplere gitmeye başlıyor. Nemeth hakem ile olan tartışmasını bayağı arttırıyor. Hakem ona karşı geliyor fakat Nemeth en sonunda sözlü tartışma yerine hakemi tutup köşeye sıkıştırıyor ve iyice üstüne geliyor. Hakem bu esnada bir anda kenara çekiliyor. Sami Zayn ayaklanıp koşmaya başlıyor ve HELLUVA KICK! SAMI ZAYN, NEMETH'İN ODAĞININ YANLIŞ YERDE OLMASINI HARİKA DEĞERLENDİRİYOR! ZAYN, NEMETH'İ RİNGİN ORTASINA BIRAKIP TUŞA GİDİYOR! 1-2-
Bu yaşananların sonrasında kameralar kapanıyor.
Worlds Apart çalmaya başlıyor ve Sami Zayn elinde PGW World Television şampiyonluğu ile girişte görünüyor. Zayn elindeki kemeri havaya kaldırarak ringe doğru ilerliyor. Zayn seyircilerin "Olé" tezahüratları eşliğinde ringe giriyor ve ringe girdikten sonra da Money In The Bank eleme maçı için karşısına çıkacak olan rakibini bekliyor.
Nic Nemeth girişte görünüyor. Bir süredir PGW ringlerinde gözükmüyordu ve Money In The Bank eleme maçında yer almak için geri dönüş gerçekleştiriyor. Seyircilerin karışık tepkileri eşliğinde Nemeth ringe giriyor. Hakem iki ismi de kontrol ettikten sonra maçı başlatacak işareti veriyor.
Money In The Bank Qualifying Match
Sami Zayn vs Nic Nemeth
Zil çalıyor ve Money In The Bank'in ilk eleme maçı başlıyor. İki isim iyice birbirlerini süzüyor. Zayn hareketleneceği sırada Nemeth ringin dışına atıyor kendini. Ringin etrafında gezinmeye başlıyor. Dışarıda bekleyerek strateji kuruyor. Hakem bu esnada Nemeth için sayıyor. 1-2-3-4- Zayn ise ringin dışına çıkmak üzere herhangi bir hamle yapmıyor. Olduğu gibi bekliyor. Fakat yüzünde artık sıkıldığına dair bir ifade var. Hakem saymaya devam ediyor. 5-6- Nemeth sonunda ringe girmek için aprona atlıyor fakat o sırada Zayn kendisine doğru koşuyor ve sert bir yumruk ile Nemeth'i dışarıya geri yolluyor. Ardından kendisi de dışarıya çıkıyor ve sayımı sıfırdan başlatıyor. Zayn yerdeki Nemeth'i kaldırıyor ve kafasını bariyere vuruyor. Ardından aprona vuruyor. Sonrasında saçından tutup sırtını bariyerlere vuruyor. Hakem sayıyor. 1-2-3-4- Zayn, Nemeth'i kaldırıp ringe yuvarlıyor. Ardından kendisi de aprona çıkıyor. Sonrasında köşeye hareketlenmek istiyor fakat Nemeth kendisine doğru koşup bir yumruk sallıyor. Ama Zayn onu yakalıyor ve ringe geri itiyor.
Nemeth ringin ortasına düşüp hızla ayağa kalkarken Zayn köşeye çıkıyor ve bir Diving Crossbody ile Nemeth'i yere yapıştırıyor. Zayn hızlıca ayağa kalkarken Nemeth köşeye doğru sürünmeye başlıyor. Zayn, Nemeth'i saçından yakalayıp havaya kaldırıyor ve iplere doğru atıyor. Nemeth iplerden sektikten sonra Zayn bir Leapfrog ile Nemeth'in üzerinden atlıyor. Nemeth tekrar iplerden sekiyor ve Zayn bu kez yere uzanarak Nemeth'i üzerinden atlatıyor. Nemeth tekrardan iplerden sekiyor ve Zayn onu bir Dropkick ile yakalıyor. Nemeth yere düştükten sonra yüzünü tutarak ayağa kalkıyor. Zayn, Nemeth'i yakalıyor ve Blue Thunder Bomb için hamle yapıyor fakat Nemeth ani bir Hurricanrana ile Zayn'den kurtuluyor fakat İki isim aynı anda ayağa kalkıyor ve Zayn bir Clothesline ile Nemeth'i yere seriyor.
Nemeth ayağa kalkarak köşeye doğru çekilmeye başlıyor. Zayn ise tane tane attığı yumruklarla Nemeth'i iyice köşeye kapatıyor. Zayn köşede Nemeth'i bir süre daha yumruklayıp onu iyice yorduktan sonra karşı köşeye doğru koşup ardından Helluva Kick için Nemeth'e doğru koşuyor Fakat Nemeth ani bir Dropkick ile Zayn'i yere seriyor. Zayn bir süre sonra ayağa kalkıyor. Nemeth ise o ayağa tam kalkmadan yakalıyor ve Sleeper Hold bağlıyor. Zayn direnmeye çalışıyor fakat Nemeth'in bırakmaya niyeti yok. Zayn iplere ilerlemeye çalışıyor fakat Nemeth, Zayn'in dizine basıp onu aşağıya çekip kilide devam ediyor. Zayn hala iplere ulaşma derdinde. Zayn kısa bir süre sonra tekrardan ayaklanmaya başlıyor ve Nemeth'in karnına bir dirsek atıyor. Sonrasında bir dirsek daha atıyor ve kilitten kurtuluyor.
Nemeth aniden Zayn'i iplere itiyor ve sonrasında bir Dropkick ile Zayn'i yere seriyor. Ardından Zayn ayaklanıyor. Zayn kendisine doğru koşuyor ve Jumping DDT yapıyor! Zayn iplere tutunarak ayağa kalkıyor. Nemeth kendisine doğru koşuyor fakat Zayn'den bir Big Boot geliyor. Nemeth iplere doğru geri çekiliyor fakat aniden koşarak bir Jumping DDT daha çakıyor ve Zayn'i tamamen düşürüyor. Nemeth hızlıca ayağa kalkıyor. Zayn'in ayağa kalkmasını bekliyor. Zayn iplere tutunarak ayağa kalkınca Nemeth onun karnına bir tekme atıp iplerden sekiyor ve Famouser! Zayn yüzünü tutarak ayağa kalkıyor ve Nemeth'ten bir SUPERKICK! ARDINDAN ZIG ZAG! Nemeth bütün cephanesini çok hızlı boşaltıyor. Nemeth, Money In The Bank'e kalmak için tuşa gidiyor! 1-2-
KICKOUT! Nemeth ellerini yere vurarak ayağa kalkıyor. Hakemin üzerine yürüyor. Zayn ise sürünerek iplere gitmeye başlıyor. Nemeth hakem ile olan tartışmasını bayağı arttırıyor. Hakem ona karşı geliyor fakat Nemeth en sonunda sözlü tartışma yerine hakemi tutup köşeye sıkıştırıyor ve iyice üstüne geliyor. Hakem bu esnada bir anda kenara çekiliyor. Sami Zayn ayaklanıp koşmaya başlıyor ve HELLUVA KICK! SAMI ZAYN, NEMETH'İN ODAĞININ YANLIŞ YERDE OLMASINI HARİKA DEĞERLENDİRİYOR! ZAYN, NEMETH'İ RİNGİN ORTASINA BIRAKIP TUŞA GİDİYOR! 1-2-
3!
Kazanan: Sami Zayn
Sami Zayn maçı kazanıyor ve Money In The Bank maçına girmeye hak kazanıyor. Hakem Zayn'in elini kaldırırken maçın son anlarını tekrardan izliyoruz. Sonrasında Zayn ringin dışına çıkıyor ve görevliden bir mikrofon temin edip ringe giriyor. Sonrasında konuşmaya başlıyor.
Sami Zayn: Çok hızlı davranacağım ve sizlere basit şeyler anlatacağım. Money In The Bank maçına katılmaya hak kazandım fakat bu umurumda bile değil. Bulunduğum pozisyonda kendime daha fazla anlam bulacağım eşleşmeler aramam gerektiğini fark ettim. Aslında bu manayı, bu anlamı Pure şampiyonluğunu Matt Hardy'den söküp aldığım zaman bulmuştum. Çünkü bu anlam benim PGW kariyerimin en başına aitti. Bu anlam Val Venis'ti!
Sami Zayn: Elimde tuttuğum bu şampiyonluk Val Venis'e ait olan Intercontinental şampiyonluğunu yaktığım için var oldu. Hatta geri döndüğümde de Venis'in kazanmak üzere olduğu Television kemerini yer almadığım bir maçta kazandım. Onun hakkı olanı ona geri vermek için bir fırsat istiyorum. Val Venis. Pure şampiyonluğumu sana karşı savunmak istiyorum. Buna benim hakkım olduğu kadar senin de hakkın var. Buraya gel ve bu meydan okumayı kabul et.
Sami Zayn konuşmasını sonlandırdıktan sonra beklemeye başlıyor. Fakat vakit geçtikçe herhangi bir cevap gelmiyor. Val Venis gelmiyor. Müziği çalmıyor. Seyirciler homurdanmaya başlarken Sami Zayn'in, Val Venis'in geleceğine dair inancının yerini umutsuzluk bağlıyor ve buna bağlı hayal kırıklığı yaşıyor ve iplere yaslanmaya başlıyor. Kameralar bu görüntüler eşliğinde kapanıyor. 89. PAYBACK şovu bu görüntülerle sona eriyor.
𝐏𝐆𝐖 𝐏𝐀𝐘𝐁𝐀𝐂𝐊 #𝟖𝟗
Prestige Grand Wrestling LLC ™ 2025
All Rights Reserved
Kazanan: Sami Zayn
Sami Zayn maçı kazanıyor ve Money In The Bank maçına girmeye hak kazanıyor. Hakem Zayn'in elini kaldırırken maçın son anlarını tekrardan izliyoruz. Sonrasında Zayn ringin dışına çıkıyor ve görevliden bir mikrofon temin edip ringe giriyor. Sonrasında konuşmaya başlıyor.
Sami Zayn: Çok hızlı davranacağım ve sizlere basit şeyler anlatacağım. Money In The Bank maçına katılmaya hak kazandım fakat bu umurumda bile değil. Bulunduğum pozisyonda kendime daha fazla anlam bulacağım eşleşmeler aramam gerektiğini fark ettim. Aslında bu manayı, bu anlamı Pure şampiyonluğunu Matt Hardy'den söküp aldığım zaman bulmuştum. Çünkü bu anlam benim PGW kariyerimin en başına aitti. Bu anlam Val Venis'ti!
Sami Zayn: Elimde tuttuğum bu şampiyonluk Val Venis'e ait olan Intercontinental şampiyonluğunu yaktığım için var oldu. Hatta geri döndüğümde de Venis'in kazanmak üzere olduğu Television kemerini yer almadığım bir maçta kazandım. Onun hakkı olanı ona geri vermek için bir fırsat istiyorum. Val Venis. Pure şampiyonluğumu sana karşı savunmak istiyorum. Buna benim hakkım olduğu kadar senin de hakkın var. Buraya gel ve bu meydan okumayı kabul et.
Sami Zayn konuşmasını sonlandırdıktan sonra beklemeye başlıyor. Fakat vakit geçtikçe herhangi bir cevap gelmiyor. Val Venis gelmiyor. Müziği çalmıyor. Seyirciler homurdanmaya başlarken Sami Zayn'in, Val Venis'in geleceğine dair inancının yerini umutsuzluk bağlıyor ve buna bağlı hayal kırıklığı yaşıyor ve iplere yaslanmaya başlıyor. Kameralar bu görüntüler eşliğinde kapanıyor. 89. PAYBACK şovu bu görüntülerle sona eriyor.
𝐏𝐆𝐖 𝐏𝐀𝐘𝐁𝐀𝐂𝐊 #𝟖𝟗
Prestige Grand Wrestling LLC ™ 2025
All Rights Reserved



