Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Kullanıcılar
Aylık Konu İstatistikleri
Şu anki ziyaretçiler
Yeni profil mesajları
Profil mesajlarında ara
Ayın En Çok Mesaj Atanları
Rozetler
ELITE Efektleri
ELITE Üyelik
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Konuya cevap cer
Ana sayfa
Forumlar
RPG
Prestige Grand Wrestling: PGW
PGW Promoları & Konuşma Gösterileri
(nice dream)
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Mesaj
<blockquote data-quote="jaques" data-source="post: 439756" data-attributes="member: 59"><p style="text-align: center"><img src="https://i.imgur.com/uLy3whF.jpeg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><em>Kameralar açıldığında Dominik'i uzun bir sürenin ardından tanıdık bir odanın içinde görüyoruz. Yüzündeki yaralar, gözündeki morluk biraz olsun iyi duruyor. Aynı şeyi bu kulüp odası için söylemek ise imkansız... Tozlanmış kanepede sessizce oturmasına rağmen kafasının içindeki gürültü kameralardan bile duyulabilecek kadar sesli. Dominik en son buraya aylar önce gelmişti... Evet, Jack Perry'nin yüzünden Money in the Bank çantasını elinden kaçırdığı gece. Her şeyin bittiğini sanıp kendini bu odaya atmıştı ancak Jack'in yardımıyla bu odadan çıkıp yoluna devam etmişti ve hikayenin sonunda kaybettiğini sandığı şeyi geri kazanmıştı. Peki ya şimdi? Ortada onu kaldıracak biri kalmış mıydı sahiden? Sanırım hayır. Bu seferki ziyaret cenaze içindi. Kendi cenazesi. En azından bunun farkında olması yüzüne buruk bir gülümseme ve vücuduna tarifi güç bir rahatlık ekliyordu. İki koca senedir yaşadıklarını düşündü. Bu odaya ilk adım attığı günü... Abileriyle pek de mutluydu aslında. Sevdiği kadın da yanındaydı. Tek derdi çocukluğunda kabuslar görmesine neden olan CM Punk idi ve şimdi düşündüğünde onun aslında hiç de o kadar "korkutucu" olmadığını anlıyor gibiydi. Sonrasında Jack ile tanıştığı günü hatırladı. Piç kurusundan hiç de haz etmemişti ama bir hikayelerinin olacağını ilk karşılaştığında hissetmişti. JD'yi düşündü- zavallı çocuk. Finn'i düşündü, Carlito'yu düşündü ve ikisi aklına geldiğinde bu sefer içinde öfke yoktu. Mahcupluk muydu? Pek de sayılmaz. Anlamlandıramadı. Money in the Bank çantasını ilk ellerine anı hatırladığında ise gözlerini kapattı. Belki de en mutlu olduğu geceydi. Çünkü onun için hiçbir zaman mevzu başarılı olup olmamak değildi... Sadece kendini, kendine kanıtlamaktı. Çanta belki de hayatındaki en önemli anın mimarıydı. Birkaç ay sonra boynuna yediği darbeyle bir daha güreşemeyeceği ise... Buraları pek de hatırlamak istemedi sanki. Hastane odalarında geçen haftaları, Liv'in sulu gözünü- bir anlığına ondan tiksindiğini hissetti. Bunu hissettiği anda da kendine daha çok sinirlendi. Liv'i seviyordu, ya da sevdiğini sanıyordu. Şu noktada bile bunu düşünüyor olması ne kadar iğrenç bir adam olduğunu kanıtlamaz mıydı? Bir anlığına her şeyin sorumlusunu düşündü. Jack Perry. Eğer Jack ile karşılaşmamış olsaydı şu an bu noktada olur muydu sahiden? Belki kariyeri bitme noktasına gelmezdi, belki Liv'i kaybetmezdi... Ama yine o yeri biri doldururdu. Kendine bir tane daha "günah keçisi" bulurdu belki de. Her zaman korkarak, insanların ne dediğini düşünerek geçmiş bir ömür. Kendine güldü. Artık nefret bile edemiyordu. Sorumluluğu alamayacak kadar pısırık olmaktan sıkılmıştı. Aslında halen kaybedeceği çok şey vardı. Çoğunun aksine... Fakat artık olay bir şeyler kazanmak isteyip istememesiydi. Seattle'da Bray Wyatt'ı kötürüm bırakınca bu değişecek miydi? Emin olamadı. Daha yaşı gençti. PGW gibi bir şirkette halen başaracağı çok şey vardı aslında. Bu şirketteki kariyerini riske atması pek de akıl kârı değildi. Seattle'da kaybederse ne yapacağını düşündü. Hayatının geri kalanında Indy'lerde sürünmek utanç verici olacaktı. Rey'in başarısız oğlu olarak anılmak belki de acısını sonlandırmak için bardaktaki son damla olabilirdi. Direkt bu macerayı sonlandırmayı da düşündü. Indy'lerde sürünmektense botlarını dolaba atıp bir daha giymememek... En güzel son bu gibi geldi. Hem kim 29 yaşında emekli olabiliyor ki? Zirvede bırakmak bu olurdu. Güreşin Elvis'i olacaktı. Yüzündeki aptal tebessüm tekrar belirirken kendini silkeleme ihtiyacı duydu. Bunları düşünmemesi gerekiyordu çünkü Seattle'a gittiğinde tek ihtimalin Wyatt'ın kaybetmesi olmalıydı. Ondan korkmuyordu. Geçmişteki tüm korkularına baktığında Wyatt'ın ne kadar da küçük olduğunu gördü. Onun küçüklüğünü hissettikçe kendi göğsü kabarmaya başladı. Hissediyordu. Ona yapacaklarını düşündükçe kafasının içinde şimşekler çakıyordu. Bunun düşüncesi bile zevk veriyordu. Her şeyin sonunda, hecenin sonunda Liv'e kavuşuşunu hayal etti. Onu-</em></p> <p style="text-align: center"><em></em></p> <p style="text-align: center"><em>Gördü.</em></p> <p style="text-align: center"><em></em></p> <p style="text-align: center"><em>Yüzü pek de net değildi ama...</em></p> <p style="text-align: center"><em></em></p> <p style="text-align: center"><em>Hatırladı. Ve evet, onun gülümsemesini çok net hatırladı. </em></p> <p style="text-align: center"><em></em></p> <p style="text-align: center"><em>"Ne güzel bir hayal."</em></p> <p style="text-align: center"><em>...</em></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><img src="https://i.imgur.com/mA3aAQ6.jpeg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="jaques, post: 439756, member: 59"] [CENTER][IMG]https://i.imgur.com/uLy3whF.jpeg[/IMG] [I]Kameralar açıldığında Dominik'i uzun bir sürenin ardından tanıdık bir odanın içinde görüyoruz. Yüzündeki yaralar, gözündeki morluk biraz olsun iyi duruyor. Aynı şeyi bu kulüp odası için söylemek ise imkansız... Tozlanmış kanepede sessizce oturmasına rağmen kafasının içindeki gürültü kameralardan bile duyulabilecek kadar sesli. Dominik en son buraya aylar önce gelmişti... Evet, Jack Perry'nin yüzünden Money in the Bank çantasını elinden kaçırdığı gece. Her şeyin bittiğini sanıp kendini bu odaya atmıştı ancak Jack'in yardımıyla bu odadan çıkıp yoluna devam etmişti ve hikayenin sonunda kaybettiğini sandığı şeyi geri kazanmıştı. Peki ya şimdi? Ortada onu kaldıracak biri kalmış mıydı sahiden? Sanırım hayır. Bu seferki ziyaret cenaze içindi. Kendi cenazesi. En azından bunun farkında olması yüzüne buruk bir gülümseme ve vücuduna tarifi güç bir rahatlık ekliyordu. İki koca senedir yaşadıklarını düşündü. Bu odaya ilk adım attığı günü... Abileriyle pek de mutluydu aslında. Sevdiği kadın da yanındaydı. Tek derdi çocukluğunda kabuslar görmesine neden olan CM Punk idi ve şimdi düşündüğünde onun aslında hiç de o kadar "korkutucu" olmadığını anlıyor gibiydi. Sonrasında Jack ile tanıştığı günü hatırladı. Piç kurusundan hiç de haz etmemişti ama bir hikayelerinin olacağını ilk karşılaştığında hissetmişti. JD'yi düşündü- zavallı çocuk. Finn'i düşündü, Carlito'yu düşündü ve ikisi aklına geldiğinde bu sefer içinde öfke yoktu. Mahcupluk muydu? Pek de sayılmaz. Anlamlandıramadı. Money in the Bank çantasını ilk ellerine anı hatırladığında ise gözlerini kapattı. Belki de en mutlu olduğu geceydi. Çünkü onun için hiçbir zaman mevzu başarılı olup olmamak değildi... Sadece kendini, kendine kanıtlamaktı. Çanta belki de hayatındaki en önemli anın mimarıydı. Birkaç ay sonra boynuna yediği darbeyle bir daha güreşemeyeceği ise... Buraları pek de hatırlamak istemedi sanki. Hastane odalarında geçen haftaları, Liv'in sulu gözünü- bir anlığına ondan tiksindiğini hissetti. Bunu hissettiği anda da kendine daha çok sinirlendi. Liv'i seviyordu, ya da sevdiğini sanıyordu. Şu noktada bile bunu düşünüyor olması ne kadar iğrenç bir adam olduğunu kanıtlamaz mıydı? Bir anlığına her şeyin sorumlusunu düşündü. Jack Perry. Eğer Jack ile karşılaşmamış olsaydı şu an bu noktada olur muydu sahiden? Belki kariyeri bitme noktasına gelmezdi, belki Liv'i kaybetmezdi... Ama yine o yeri biri doldururdu. Kendine bir tane daha "günah keçisi" bulurdu belki de. Her zaman korkarak, insanların ne dediğini düşünerek geçmiş bir ömür. Kendine güldü. Artık nefret bile edemiyordu. Sorumluluğu alamayacak kadar pısırık olmaktan sıkılmıştı. Aslında halen kaybedeceği çok şey vardı. Çoğunun aksine... Fakat artık olay bir şeyler kazanmak isteyip istememesiydi. Seattle'da Bray Wyatt'ı kötürüm bırakınca bu değişecek miydi? Emin olamadı. Daha yaşı gençti. PGW gibi bir şirkette halen başaracağı çok şey vardı aslında. Bu şirketteki kariyerini riske atması pek de akıl kârı değildi. Seattle'da kaybederse ne yapacağını düşündü. Hayatının geri kalanında Indy'lerde sürünmek utanç verici olacaktı. Rey'in başarısız oğlu olarak anılmak belki de acısını sonlandırmak için bardaktaki son damla olabilirdi. Direkt bu macerayı sonlandırmayı da düşündü. Indy'lerde sürünmektense botlarını dolaba atıp bir daha giymememek... En güzel son bu gibi geldi. Hem kim 29 yaşında emekli olabiliyor ki? Zirvede bırakmak bu olurdu. Güreşin Elvis'i olacaktı. Yüzündeki aptal tebessüm tekrar belirirken kendini silkeleme ihtiyacı duydu. Bunları düşünmemesi gerekiyordu çünkü Seattle'a gittiğinde tek ihtimalin Wyatt'ın kaybetmesi olmalıydı. Ondan korkmuyordu. Geçmişteki tüm korkularına baktığında Wyatt'ın ne kadar da küçük olduğunu gördü. Onun küçüklüğünü hissettikçe kendi göğsü kabarmaya başladı. Hissediyordu. Ona yapacaklarını düşündükçe kafasının içinde şimşekler çakıyordu. Bunun düşüncesi bile zevk veriyordu. Her şeyin sonunda, hecenin sonunda Liv'e kavuşuşunu hayal etti. Onu- Gördü. Yüzü pek de net değildi ama... Hatırladı. Ve evet, onun gülümsemesini çok net hatırladı. "Ne güzel bir hayal." ...[/I] [IMG]https://i.imgur.com/mA3aAQ6.jpeg[/IMG][/CENTER] [/QUOTE]
Yükleniyor…
Alıntı ekle…
İnsan doğrulaması
Cevap yaz
Ana sayfa
Forumlar
RPG
Prestige Grand Wrestling: PGW
PGW Promoları & Konuşma Gösterileri
(nice dream)
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Uygulamayı yükle
Yükle
Forumlar
Neler yeni
Giriş yap
Kayıt ol
Ara
Anasayfa
Üst
Alt
Tema Rengi
Sıfırla