Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Kullanıcılar
Aylık Konu İstatistikleri
Şu anki ziyaretçiler
Yeni profil mesajları
Profil mesajlarında ara
Ayın En Çok Mesaj Atanları
Rozetler
ELITE Efektleri
ELITE Üyelik
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Konuya cevap cer
Ana sayfa
Forumlar
RPG
Prestige Grand Wrestling: PGW
PGW Promoları & Konuşma Gösterileri
geri döndüğümde burada ol, duydun mu lan?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Mesaj
<blockquote data-quote="Layne Staley" data-source="post: 429313" data-attributes="member: 49"><p style="text-align: center"><strong>[ATTACH=full]15615[/ATTACH]</strong></p> <p style="text-align: center"><strong></strong></p> <p style="text-align: center"><strong><strong>15 Mayıs 1995</strong></strong></p> <p style="text-align: center"><strong><strong>Davenport, Iowa</strong></strong></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center">Güneş batmak üzereydi. Gökyüzü artık turunçgillerden yavaş yavaş kararmaya başlıyordu. Sokak lambaları yanmaya beş kalaydı. Yaz mevsimine merhaba diyen meltem esintileri hakimdi. Burası tipik bir banliyö sokağı. Bir grup serseri çocuğun bağırışmaları duyuluyor. Akabinde de gülüşmeler. Görüntü ilerlemeye başladıkça posta kutusu paslanmış bir eve doğru ilerliyor, evin kapısına odaklanıyor görüntü. Hafif hasarlı bir ön kapı. Kapının önündeki basamaklarda bir çocuk oturuyor. Dizlerinde hafif bir kanama, sol gözünün altında hafif bir morluk ve şişkinlik. Hepimizin deneyimlediği o şey. Salondaki o halının desenlerini hepimiz incelemişizdir. O da öyle yapıyordu. Gözleri biraz yaşlı, yere kilitlenmiş şekilde kafası öne eğik duruyordu öylece.</p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center">Arkasındaki kapı açıldı bu esnada. Basamaklardaki çocuktan görece daha uzun ve kalıplı, üzerinde eski bir yağlı ceket var. Kararlı bakışlarıyla birlikte basamaklardaki çocuğa bakıyor ve onu o şekilde gördükten sonra dişlerini sıkıyor. Basamaklardaki çocuğun yanına doğru eğiliyor ve ellerini onun omuzlarına koyuyor.</p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><em>"Yine mi o piçler? Sana kaç kere söyledim. Onlar adam falan değil. Onlardan uzak durmanı söylemiştim."</em></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center">Çocuk, titrek sesle cevap verir:</p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><em>Ama beni sıkıştırdılar Reggie... Kaçamadım. Sonra da... sonra da...</em></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center">Reggie ayağa kalkar, derin bir nefes alır. Ellerini cebine sokar ve sokağın diğer tarafına doğru çevirir gözlerini.</p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><strong>Reggie: "</strong>Tamam. Sen şimdi burada bekliyorsun. Ben de gidip o piçlerin abileri ile onların anlayacağı dilden konuşuyorum, onlara kardeşimi bir daha rahatsız etmeyi düşünecekleri senaryoda başlarına nelerin gelebileceğini anlatıyorum. Tamam?"</p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center">Çocuk korkuyla abisinin koluna yapışır.</p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><em>"Hayır Reggie! gitme! onlar çok büyük. Ayrıca...bıçakları da varmış...öyle dediler bana...lütfen. gitme."</em></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center">Reggie, kardeşinin elini yavaşça kolundan çekerken tek elini yine onun omzuna koyar. Yüzünde kardeşinin aklına kazınacak, meydan okuyan bir gülümseme vardır.</p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><strong>Reggie: </strong>"Bırak öyle olsunlar Colby, ben senin abinim. Benim işim bu. Benim küçük kardeşime kimse karışamaz."</p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center">Reggie, sokağa doğru bir adım atar, sonra da dönüp arkasına, basamaklardaki Colby'e bakar.</p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><strong>Reggie: </strong>(hafifçe yandan gülerek) Geri döndüğümde burada ol, duydun mu lan?</p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center">-görüntü yüksek bir flaş efektiyle biter ve bir yenisi açılır-</p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center">[ATTACH=full]15616[/ATTACH]</p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><strong>11 Mart 2026</strong></p> <p style="text-align: center"><strong>Arkansas, Little Rock</strong></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center">Görüntü Rollins'in karanlık bir odada arkasından odaya doğru sızıntı yapan hafif bir ışıkla birlikte oturduğu sahneye açılır.</p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><strong>Seth Rollins: </strong>"O binanın tepesinden düştüğümde herkes her şeyin bittiğini sanmıştı. Ben bile. Dürüst olmam gerekirse...Evet, ben de öldüğümü sanıyordum. O çatıdan aşağı doğru süzülürken sanki dibi olmayan bir kuyuya doğru serbest düşüşteymişim gibi hissetmiştim. Tenimde hissettiğim rüzgar sanki etimi değil, ruhumu parçalıyor gibiydi. Düşerken yerçekiminin benim için bir ceza olduğunu sanmıştım, oysa bir lütufmuş. Bunu sonrasında anladım. Siyah ve beyazın birbirine sarıldığı yerde beklerim ve orada kalırım diye hesaplamıştım. Fakat sanırım tanrılar burada hala bitirmem gereken işlerim olduğuna kanaat getirmiş olsalar ki, gözlerimi yıkık dökük bir binada açtım. Beni iyileştiren insanların isimlerini bile bilmiyorum. Suratlarını da unuttum. Belki onlar beni iyileştirmişlerdi, belki de gitmeden önce...ben de onları iyileştirdim. Bilmiyorum. Bazı konularda kafam hala çokça karışık."</p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><strong>Seth Rollins:</strong> "Cody Rhodes...PGW'nun beyaz atlı prensi. Onun o kusursuz maskesini, o kahramanlık zırhını, ideal eş, ideal baba ve rol model kılıcını Londra'nın o soğuk şöminesinde eritirken kafamda bir bit yeniği vardı. Bir şeyi fark ettim. Dünya, maskelerinin ardına saklanan korkaklarla dolu. Kimileri çelikten maskelere sığınıyor, kimileri ise renklere. Ben, Cody'e bir iyilik yaptım. Ona hayatını geri verdim. Ona gerçek yüzünü, yaralı tarafını gösterdim. Onu, içinde hapsolduğu o zırhın içinden çektim ve aldım. O artık özgür. Ama Londra'da bıraktığım o yangın hala sönmedi. Bu ateş sadece yeni bir ev aradı ve ben o yanık ahşap kokularını takip etmeyi hiç bırakmamıştım. O kokuyu tekrar burada aldım, kendi evimde. Jeff, bu insanlar senin yükseklerden uçmanı, korkusuzca kendini tepelerden aşağı bırakmalarını alkışlıyorlar. Ben ise o uçuşlarda bir cesaret, bir meydan okuma değil, bir kaçış görüyorum. Abinle arandaki son "talihsizlik", "ah, kardeşim...bilerek olmadı..." bakışmalarınız... Gözlerin gözlerimdeyken beni kandıramazsın. Tam 12 yıl önce, üzerimdeki o siyah yeleğin iplerini söküp attığımda bir şeyi çok net bir şekilde öğrenmiştim. İhanet, bir gecede doğan bir şey değil. O, yıllarca hayranlığın ve sevginin kuytu köşelerinde farkında bile olmayan büyüttüğün bir parazit."</p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><strong>Seth Rollins:</strong> "Sen Matt'i seviyorsun, evet. Ama onun gölgesinde bir misafir gibi yaşamaktan, onun seni her düştüğünde yerden kaldırmasından nefret ediyorsun. Oysa ben çok severdim. (kenarda sandalyenin üstünde asılı olan yağlı cekete bakar) Matt'e her "çarptığında", ona kesilmiş her yanlış faturada, elindeki o hayali hançerin ne kadar titrediğini görüyorum. İnan bana, ihanet peşinde olan birinin hançeri çektiği elinin ne kadar titrediğini çok iyi bilirim. O hançeri daha önce ben de elimde tutuyordum. Fakat sen saplayamıyorsun. Senin çiziklerin yalnızca yaralıyor. İşte bu kararsızlık, herhangi bir saf kötülükten daha çok can yakıyor. Bir kağıt kesiği gibi. İncecik, ama olabilecek en derinlerinden birisi. O sana "kardeş" olmak istiyor, sen ise Jeff Hardy'i altınların içinde yazmak istiyorsun. Bunu anlıyorum. Seni o maçtan mahrum bıraktım. Çünkü o kemeri beline geçirirsen, içindeki o canavarı başarıyla uyutacaktın. Ben seni kuyunun karanlığında yıkamak istiyorum. Bir insanı ancak elindekileri kaybettiğinde, o parıltılı ışıklar söndüğünde aynadaki gerçekleriyle yüzleştirebilirsin. Sana koca bir ayna tutuyorum. Özel birisi olduğuna da, sana bu aynayı gerçekten tutmam gerektiğine de inanıyorum. Seni iyileştirmem gerektiğini biliyorum."</p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><strong>Seth Rollins:</strong> "Aksi halde...beni niçin geri gönderdiklerinin bir cevabı olmazdı...değil mi?"</p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center">-görüntü sonlanır-</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Layne Staley, post: 429313, member: 49"] [CENTER][B][ATTACH type="full" width="463px" alt="1773184745415.png"]15615[/ATTACH] [B]15 Mayıs 1995 Davenport, Iowa[/B][/B] Güneş batmak üzereydi. Gökyüzü artık turunçgillerden yavaş yavaş kararmaya başlıyordu. Sokak lambaları yanmaya beş kalaydı. Yaz mevsimine merhaba diyen meltem esintileri hakimdi. Burası tipik bir banliyö sokağı. Bir grup serseri çocuğun bağırışmaları duyuluyor. Akabinde de gülüşmeler. Görüntü ilerlemeye başladıkça posta kutusu paslanmış bir eve doğru ilerliyor, evin kapısına odaklanıyor görüntü. Hafif hasarlı bir ön kapı. Kapının önündeki basamaklarda bir çocuk oturuyor. Dizlerinde hafif bir kanama, sol gözünün altında hafif bir morluk ve şişkinlik. Hepimizin deneyimlediği o şey. Salondaki o halının desenlerini hepimiz incelemişizdir. O da öyle yapıyordu. Gözleri biraz yaşlı, yere kilitlenmiş şekilde kafası öne eğik duruyordu öylece. Arkasındaki kapı açıldı bu esnada. Basamaklardaki çocuktan görece daha uzun ve kalıplı, üzerinde eski bir yağlı ceket var. Kararlı bakışlarıyla birlikte basamaklardaki çocuğa bakıyor ve onu o şekilde gördükten sonra dişlerini sıkıyor. Basamaklardaki çocuğun yanına doğru eğiliyor ve ellerini onun omuzlarına koyuyor. [I]"Yine mi o piçler? Sana kaç kere söyledim. Onlar adam falan değil. Onlardan uzak durmanı söylemiştim."[/I] Çocuk, titrek sesle cevap verir: [I]Ama beni sıkıştırdılar Reggie... Kaçamadım. Sonra da... sonra da...[/I] Reggie ayağa kalkar, derin bir nefes alır. Ellerini cebine sokar ve sokağın diğer tarafına doğru çevirir gözlerini. [B]Reggie: "[/B]Tamam. Sen şimdi burada bekliyorsun. Ben de gidip o piçlerin abileri ile onların anlayacağı dilden konuşuyorum, onlara kardeşimi bir daha rahatsız etmeyi düşünecekleri senaryoda başlarına nelerin gelebileceğini anlatıyorum. Tamam?" Çocuk korkuyla abisinin koluna yapışır. [I]"Hayır Reggie! gitme! onlar çok büyük. Ayrıca...bıçakları da varmış...öyle dediler bana...lütfen. gitme."[/I] Reggie, kardeşinin elini yavaşça kolundan çekerken tek elini yine onun omzuna koyar. Yüzünde kardeşinin aklına kazınacak, meydan okuyan bir gülümseme vardır. [B]Reggie: [/B]"Bırak öyle olsunlar Colby, ben senin abinim. Benim işim bu. Benim küçük kardeşime kimse karışamaz." Reggie, sokağa doğru bir adım atar, sonra da dönüp arkasına, basamaklardaki Colby'e bakar. [B]Reggie: [/B](hafifçe yandan gülerek) Geri döndüğümde burada ol, duydun mu lan? -görüntü yüksek bir flaş efektiyle biter ve bir yenisi açılır- [ATTACH type="full" width="510px" alt="1773184908448.png"]15616[/ATTACH] [B]11 Mart 2026 Arkansas, Little Rock[/B] Görüntü Rollins'in karanlık bir odada arkasından odaya doğru sızıntı yapan hafif bir ışıkla birlikte oturduğu sahneye açılır. [B]Seth Rollins: [/B]"O binanın tepesinden düştüğümde herkes her şeyin bittiğini sanmıştı. Ben bile. Dürüst olmam gerekirse...Evet, ben de öldüğümü sanıyordum. O çatıdan aşağı doğru süzülürken sanki dibi olmayan bir kuyuya doğru serbest düşüşteymişim gibi hissetmiştim. Tenimde hissettiğim rüzgar sanki etimi değil, ruhumu parçalıyor gibiydi. Düşerken yerçekiminin benim için bir ceza olduğunu sanmıştım, oysa bir lütufmuş. Bunu sonrasında anladım. Siyah ve beyazın birbirine sarıldığı yerde beklerim ve orada kalırım diye hesaplamıştım. Fakat sanırım tanrılar burada hala bitirmem gereken işlerim olduğuna kanaat getirmiş olsalar ki, gözlerimi yıkık dökük bir binada açtım. Beni iyileştiren insanların isimlerini bile bilmiyorum. Suratlarını da unuttum. Belki onlar beni iyileştirmişlerdi, belki de gitmeden önce...ben de onları iyileştirdim. Bilmiyorum. Bazı konularda kafam hala çokça karışık." [B]Seth Rollins:[/B] "Cody Rhodes...PGW'nun beyaz atlı prensi. Onun o kusursuz maskesini, o kahramanlık zırhını, ideal eş, ideal baba ve rol model kılıcını Londra'nın o soğuk şöminesinde eritirken kafamda bir bit yeniği vardı. Bir şeyi fark ettim. Dünya, maskelerinin ardına saklanan korkaklarla dolu. Kimileri çelikten maskelere sığınıyor, kimileri ise renklere. Ben, Cody'e bir iyilik yaptım. Ona hayatını geri verdim. Ona gerçek yüzünü, yaralı tarafını gösterdim. Onu, içinde hapsolduğu o zırhın içinden çektim ve aldım. O artık özgür. Ama Londra'da bıraktığım o yangın hala sönmedi. Bu ateş sadece yeni bir ev aradı ve ben o yanık ahşap kokularını takip etmeyi hiç bırakmamıştım. O kokuyu tekrar burada aldım, kendi evimde. Jeff, bu insanlar senin yükseklerden uçmanı, korkusuzca kendini tepelerden aşağı bırakmalarını alkışlıyorlar. Ben ise o uçuşlarda bir cesaret, bir meydan okuma değil, bir kaçış görüyorum. Abinle arandaki son "talihsizlik", "ah, kardeşim...bilerek olmadı..." bakışmalarınız... Gözlerin gözlerimdeyken beni kandıramazsın. Tam 12 yıl önce, üzerimdeki o siyah yeleğin iplerini söküp attığımda bir şeyi çok net bir şekilde öğrenmiştim. İhanet, bir gecede doğan bir şey değil. O, yıllarca hayranlığın ve sevginin kuytu köşelerinde farkında bile olmayan büyüttüğün bir parazit." [B]Seth Rollins:[/B] "Sen Matt'i seviyorsun, evet. Ama onun gölgesinde bir misafir gibi yaşamaktan, onun seni her düştüğünde yerden kaldırmasından nefret ediyorsun. Oysa ben çok severdim. (kenarda sandalyenin üstünde asılı olan yağlı cekete bakar) Matt'e her "çarptığında", ona kesilmiş her yanlış faturada, elindeki o hayali hançerin ne kadar titrediğini görüyorum. İnan bana, ihanet peşinde olan birinin hançeri çektiği elinin ne kadar titrediğini çok iyi bilirim. O hançeri daha önce ben de elimde tutuyordum. Fakat sen saplayamıyorsun. Senin çiziklerin yalnızca yaralıyor. İşte bu kararsızlık, herhangi bir saf kötülükten daha çok can yakıyor. Bir kağıt kesiği gibi. İncecik, ama olabilecek en derinlerinden birisi. O sana "kardeş" olmak istiyor, sen ise Jeff Hardy'i altınların içinde yazmak istiyorsun. Bunu anlıyorum. Seni o maçtan mahrum bıraktım. Çünkü o kemeri beline geçirirsen, içindeki o canavarı başarıyla uyutacaktın. Ben seni kuyunun karanlığında yıkamak istiyorum. Bir insanı ancak elindekileri kaybettiğinde, o parıltılı ışıklar söndüğünde aynadaki gerçekleriyle yüzleştirebilirsin. Sana koca bir ayna tutuyorum. Özel birisi olduğuna da, sana bu aynayı gerçekten tutmam gerektiğine de inanıyorum. Seni iyileştirmem gerektiğini biliyorum." [B]Seth Rollins:[/B] "Aksi halde...beni niçin geri gönderdiklerinin bir cevabı olmazdı...değil mi?" -görüntü sonlanır-[/CENTER] [/QUOTE]
Yükleniyor…
Alıntı ekle…
İnsan doğrulaması
Cevap yaz
Ana sayfa
Forumlar
RPG
Prestige Grand Wrestling: PGW
PGW Promoları & Konuşma Gösterileri
geri döndüğümde burada ol, duydun mu lan?
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Uygulamayı yükle
Yükle
Forumlar
Neler yeni
Giriş yap
Kayıt ol
Ara
Anasayfa
Üst
Alt