Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Kullanıcılar
Aylık Konu İstatistikleri
Şu anki ziyaretçiler
Yeni profil mesajları
Profil mesajlarında ara
Ayın En Çok Mesaj Atanları
Rozetler
ELITE Efektleri
ELITE Üyelik
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Konuya cevap cer
Ana sayfa
Forumlar
Güreş Dışı
Serbest Kürsü
İtiraf ve Dertleşme Konusu
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Mesaj
<blockquote data-quote="god is an astronaut" data-source="post: 367781" data-attributes="member: 91"><p>İlaçlara doğrudan fiziki bir bağımlılık geliştirmekten değil de, etkilerine bağlı yaşamaktan çekiniyorum. PDR değil direkt psikoloji okuyorum ben, patolojik bozuklukların gerekliliklerini de iyice irdeliyoruz derslerde. Dediğin şeyler genel olarak doğru ayrıca da fikirlerimi yazacağım. Benim adıma süreç çok kestirip atma usulüyle gelişmedi çünkü ben 8-9 aydır psikolog desteği (dipnot olarak söyleyeyim, Travma Sonrası Stres Bozukluğu yaşadığımı düşündüğümü söylediğimde dümdüz 'Travma' algısını kafamda basitleştirdiğimi bana gösteren işinde iyi olduğunu düşündüğüm birisi.) zaten alıyordum/alıyorum, ve fiziksel semptomlarım da 7/24 olmasa bile gözle görünür oranda -hayatımı etkileyecek kadar- mevcut. Önceki mesajda anlattığım öfke nöbetleri vs. alelade düzeyin birkaç tık üstünde en azından onu söyleyebilirim.</p><p></p><p>İlk paragrafın sonunda dediğin durumun belirli başlı sebepleri var bana kalırsa, bunun en temeli özellikle eğitimin yeterli düzeyde olmadığı kesimlerde insanların yargılanmaktan korkarak yaşamalarına bir ufaktan bağlıyorum. Bizzat kendi uzak akrabalarımdan da yorumluyorum bunu aslında. Ancak bir patolojiye sahip olmak zaten kolay bir şey değil, ben bile yaşadığım onca semptoma rağmen bir patoloji sahibi olduğumu düşünmüyorum. Hemen her patolojinin bir temel gerekliliği, gösterilen semptomların en azından birkaç aydır sürüyor olmasıyla alakalı. Özellikle yeni nesilin nevrotikliğinde, ergenliğin normal dönemsel duygusal değişimlerinin inatla bir şeylere yamanmaya çalışılmasının da etkisi var.</p><p></p><p>Senin de söylediğin gibi, terapilerin bile çok çeşit şekli var ve en uygunu hangisi bunun doğrudan bir cevabı yok. İleride ergenlerle çalışacak bir terapist olmak isteyen birisi olarak, biraz fikirlerimden bahsedebilirim. Ben konuşularak adapte olunamayacak hiçbir gündelik problem olduğunu düşünmüyorum, özellikle kişinin gündelik hayatını sürekli kısıtlayacak fiziksel semptomları da yoksa bilişsel boyutta çalışılarak üzerine gidilemeyecek bir konu olduğunu da aynı şekilde düşünmüyorum. Kavramsal olarak söylersem travmalara ben kişilerin kabul etmek istemediği bilişleri olarak değerlendirmeyi tercih ediyorum. Niye kabul etmek istemediğinden yola çıkarak kişinin durumu ve sorunun kökeninin rahat bir biçimde yorumlanabileceğine ianıyorum. Ancak bu bir noktada kişinin buna dayanılıklılığına da bağlı. Her travmatik deneyim, yaşayan kişi için bir travma olmuyor. Ancak kimi insanın 'travmayı' yaşaması, bir başkasına göre çok daha kolay gerçekleşebiliyor. Dolayısıyla birlikte çalışacağım danışan, benimle konuşmaya hevesli ve mücadele edecek durumdaysa ilaca başvurmadan da rahat rahat iletişimle çözülebilir. İlaca başvurmasını önermem için ya çok dayanıksız olması, ya da fiziksel semptomların bariz bir biçimde gözüküyor olması gerekir. Bu ilaçları evet gözümüzde büyütüyoruz ama düşük dozda kullanılmasına dikkat edildikten sonra doğru kişilerde kullanıldığında faydasını görmeme ihtimali de neredeyse yok. O da bir tedavi şekli en nihayetinde, ama ilk başvurulması gereken çözüm olduğunu asla düşünmüyorum.</p><p></p><p>Bilinçaltı meselesinde de, evet enerjinin bir noktada böyle bir varlığına ben de inanıyorum ama popüler psikoloji dediğimiz muhabbetin bokunun çıkartılmasından öte olmuyor çoğu zaman böyle işler. Halihazırda bilinçli bireylerin çok da ihtiyacı yok o tarz öğretilere, bu işi ciddi manada profesyonel olarak yapan içerik üreticilerini takip etmek her zaman daha iyidir. Hatta bana sorarsan içerik üreticileri de değil de, ilgin varsa direkt fiziki kitaplar çok daha verimli olacaktır incelemek açısından. </p><p></p><p>Ayrıca son günlerde çıkan bir meslek yasasıyla psikololji mezunlarının terapi yapma hakkını yok ettiler, kolayca baypas edilebilen bu kuralı koymaları da aslında mesleğin bir noktada ne kadar ele ayağı düştüğünün herkesin farkında olduğunu gösteren bir durum. Mezun olmak için mezun olan bir yığınla beraber, psikoloji maalesef olması gereken hassasiyetin çok uzağında artık. Özellikle dikkat etmek gerekiyor, hem kendimiz hem sevdiklerimiz için.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="god is an astronaut, post: 367781, member: 91"] İlaçlara doğrudan fiziki bir bağımlılık geliştirmekten değil de, etkilerine bağlı yaşamaktan çekiniyorum. PDR değil direkt psikoloji okuyorum ben, patolojik bozuklukların gerekliliklerini de iyice irdeliyoruz derslerde. Dediğin şeyler genel olarak doğru ayrıca da fikirlerimi yazacağım. Benim adıma süreç çok kestirip atma usulüyle gelişmedi çünkü ben 8-9 aydır psikolog desteği (dipnot olarak söyleyeyim, Travma Sonrası Stres Bozukluğu yaşadığımı düşündüğümü söylediğimde dümdüz 'Travma' algısını kafamda basitleştirdiğimi bana gösteren işinde iyi olduğunu düşündüğüm birisi.) zaten alıyordum/alıyorum, ve fiziksel semptomlarım da 7/24 olmasa bile gözle görünür oranda -hayatımı etkileyecek kadar- mevcut. Önceki mesajda anlattığım öfke nöbetleri vs. alelade düzeyin birkaç tık üstünde en azından onu söyleyebilirim. İlk paragrafın sonunda dediğin durumun belirli başlı sebepleri var bana kalırsa, bunun en temeli özellikle eğitimin yeterli düzeyde olmadığı kesimlerde insanların yargılanmaktan korkarak yaşamalarına bir ufaktan bağlıyorum. Bizzat kendi uzak akrabalarımdan da yorumluyorum bunu aslında. Ancak bir patolojiye sahip olmak zaten kolay bir şey değil, ben bile yaşadığım onca semptoma rağmen bir patoloji sahibi olduğumu düşünmüyorum. Hemen her patolojinin bir temel gerekliliği, gösterilen semptomların en azından birkaç aydır sürüyor olmasıyla alakalı. Özellikle yeni nesilin nevrotikliğinde, ergenliğin normal dönemsel duygusal değişimlerinin inatla bir şeylere yamanmaya çalışılmasının da etkisi var. Senin de söylediğin gibi, terapilerin bile çok çeşit şekli var ve en uygunu hangisi bunun doğrudan bir cevabı yok. İleride ergenlerle çalışacak bir terapist olmak isteyen birisi olarak, biraz fikirlerimden bahsedebilirim. Ben konuşularak adapte olunamayacak hiçbir gündelik problem olduğunu düşünmüyorum, özellikle kişinin gündelik hayatını sürekli kısıtlayacak fiziksel semptomları da yoksa bilişsel boyutta çalışılarak üzerine gidilemeyecek bir konu olduğunu da aynı şekilde düşünmüyorum. Kavramsal olarak söylersem travmalara ben kişilerin kabul etmek istemediği bilişleri olarak değerlendirmeyi tercih ediyorum. Niye kabul etmek istemediğinden yola çıkarak kişinin durumu ve sorunun kökeninin rahat bir biçimde yorumlanabileceğine ianıyorum. Ancak bu bir noktada kişinin buna dayanılıklılığına da bağlı. Her travmatik deneyim, yaşayan kişi için bir travma olmuyor. Ancak kimi insanın 'travmayı' yaşaması, bir başkasına göre çok daha kolay gerçekleşebiliyor. Dolayısıyla birlikte çalışacağım danışan, benimle konuşmaya hevesli ve mücadele edecek durumdaysa ilaca başvurmadan da rahat rahat iletişimle çözülebilir. İlaca başvurmasını önermem için ya çok dayanıksız olması, ya da fiziksel semptomların bariz bir biçimde gözüküyor olması gerekir. Bu ilaçları evet gözümüzde büyütüyoruz ama düşük dozda kullanılmasına dikkat edildikten sonra doğru kişilerde kullanıldığında faydasını görmeme ihtimali de neredeyse yok. O da bir tedavi şekli en nihayetinde, ama ilk başvurulması gereken çözüm olduğunu asla düşünmüyorum. Bilinçaltı meselesinde de, evet enerjinin bir noktada böyle bir varlığına ben de inanıyorum ama popüler psikoloji dediğimiz muhabbetin bokunun çıkartılmasından öte olmuyor çoğu zaman böyle işler. Halihazırda bilinçli bireylerin çok da ihtiyacı yok o tarz öğretilere, bu işi ciddi manada profesyonel olarak yapan içerik üreticilerini takip etmek her zaman daha iyidir. Hatta bana sorarsan içerik üreticileri de değil de, ilgin varsa direkt fiziki kitaplar çok daha verimli olacaktır incelemek açısından. Ayrıca son günlerde çıkan bir meslek yasasıyla psikololji mezunlarının terapi yapma hakkını yok ettiler, kolayca baypas edilebilen bu kuralı koymaları da aslında mesleğin bir noktada ne kadar ele ayağı düştüğünün herkesin farkında olduğunu gösteren bir durum. Mezun olmak için mezun olan bir yığınla beraber, psikoloji maalesef olması gereken hassasiyetin çok uzağında artık. Özellikle dikkat etmek gerekiyor, hem kendimiz hem sevdiklerimiz için. [/QUOTE]
Yükleniyor…
Alıntı ekle…
İnsan doğrulaması
Cevap yaz
Ana sayfa
Forumlar
Güreş Dışı
Serbest Kürsü
İtiraf ve Dertleşme Konusu
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Uygulamayı yükle
Yükle
Forumlar
Neler yeni
Giriş yap
Kayıt ol
Ara
Anasayfa
Üst
Alt
Tema Rengi
Sıfırla